Yazı Detayı
05 Mayıs 2015 - Salı 08:59 Bu yazı 2909 kez okundu
 
ÖLÜME ÖVGÜ
Mehmet SARMIŞ
mehmetsarmis@gmail.com
 
 

Yeni yazım için bilgisayarın başına geçtiğim sırada almış olduğum bir haber gündemimi değiştirtti. DSİ'den emekli Değerli Dostum Necati Tüysüz Beyefendi vefat etmişti. Cenaze namazı ve defin sırasında bir yandan o güzel insanı düşünürken, bir yandan da ölümü ve kendi ölümümü düşündüm. Hüzün eşliğinde dua ve tefekkür…
Necati Abiye Allah'tan gani gani rahmet, ailesine ve sevenlerine sabr-ı cemil diliyorum. Allah benim de sizlerin de geçmişine rahmet eylesin.
Bu vesile ile çok eski bir yazımı sizlerle paylaşmak istiyorum.


Ölüm… Dünya hayatının sonu. Fizyolojik varlığımızın yok olması, toprağa, yani aslına dönmesi.
Ölüm… İnsanoğlunun hiç değişmeyen gündemi. En büyük korkusu.
Ölüm… Kendisinden en çok kaçılan ama bugüne kadar kimsenin başaramadığı ve başaramayacağı mutlak akıbet.
"Her nefs ölümü tadacaktır" diyor Allah(Al-i İmran Suresi:185) O zaman kaçmanın bir anlamı yok. Unutmanın da…
Hz. Peygamber, bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyuruyor: "Ağzınızın tadını bozacak ölümü çok anın."
Tarih boyunca, insanı daha faziletli bir hayata davet etmenin en etkili yolu ölümü hatırlatmak olmuştur. Çünkü ölümü unutmak insanı azdırır, isyana, tuğyana sürükler. Hatırlamak ise kötülüklere bir fren vazifesi görür. "Madem ölüm var, değer mi?" diye düşünür insan.
Değmez tabii. Her an, her şeyimizi bırakıp gidebiliriz. Bunca mal mülk, şan şöhret, mevki makam geride kalacak, bir faydası olmayacak bize. Bizi en çok sevenler bile kısa bir süre sonra unutacak. En fazla iki kuşak sonra hatırlayanımız olmayacak. Sahi var mıydık biz? Ne oldu bizi biz yapan özellikler? Nerde kaldı o hatıralar? Nereye gitti o hayaller?
İnsanoğlu başlangıçtan beri ölümsüzlüğü aramış. Şeytan Hz. Âdem ile Hz. Havva'nın ayağını, hem de Cennette, ebediyeti vaat ederek kaydırmış. En eski kavimlerden Sümerlerin Gılgamış Destanında ölümsüzlüğün peşinden koşan ama sonunda ölüme yenilen bir kahraman anlatılır. Tıbbın bütün çabası biraz daha yaşamak uğruna değil mi?
Peki, ölümden bu kadar çok korkmak doğru mu? Dünya hayatı bu kadar çok yaşamaya değer mi?
Buna da bir menkıbe ile cevap verelim. Şeyhi Sümbül Efendinin "Alemi sen yaratsaydın ne yapardın?" sorusu üzerine Derviş Muslihiddin, "Her şeyi merkezinde bırakırdım. Hiçbir şeyi yerinden oynatmazdım. Âlem, mümkün olan âlemlerin en iyisi. Burada her şey güzel, her şey hoş" diye cevap vermiş ve "Merkez Efendi" olmuştu. Bence de âlem bu haliyle en güzeli.
İsterseniz bir an için çok daha uzun süre yaşadığınızı düşünün. Yüz, yüz elli, iki yüz yıl veya daha fazla yaşadığınızı… Sonra çok yaşlı olanları gözlerinizin önüne getirin ve kendi halinizi düşünün. Genç ve dinç olarak mı yaşamak isterdiniz. Ben onu da düşündüm. Özellikle İranlıların çevirmiş olduğu Ashab-ı Kehf dizisinin bir sahnesi beni sarsmıştı. Dizinin kahramanı Maksimilyen 300 yıl uyuduktan sonra uyanıp ekmek almak için şehre geri döner. Gençtir, dinçtir, putperestlik yok olmuş, uğruna nice acılar çektiği hak din insanlar arasında yayılmıştır. Ama yine de yaşamak istemez. Karısının, çocuğunun, sevdiklerinin olmadığı, kimseyi tanımadığı bir dünyada ne yapsın tek başına? Siz sevdiklerinizle beraber mi yaşamak isterdiniz? Peki onların da sevdiği, sonra diğerlerinin de sevdikleri, böyle böyle bütün insanların yaşaması gerekmez miydi o zaman? Ne olurdu peki dünyanın hali? Şimdi bile sahip oldukları zenginlikleri paylaşamayan insanlar ne yapardı birbirlerine acaba?
Yok yok, gerçekten de dünya bu haliyle daha güzel. Bu güzelliğe ölüm korkusu da dahil. Bu korku değil mi medeniyetin bu kadar gelişmesindeki temel etken? Korkmasa bu kadar çok çabalar mı insan? Her şeye anlam kazandıran ölümün varlığı değil mi?
Yanlış anlaşılmasın, ölmeyi isteyelim demiyorum. Tersine Hz. Peygamber "Ölümü arzulamayınız. Allah'tan uzun ve hayırlı ömür isteyiniz" diye buyuruyor. Ben ölümü kabullenmekten, ona hazır olmaktan, ona uygun bir hayatı yaşamaktan bahsediyorum.
Tolstoy diyor ki: "Önümüzdeki kış gecesinin gelişi gibi, ölüm önlenemez. Kış gecesine hazırlanıyoruz da, niçin ölüme hazırlanmıyoruz? Ölüme biricik hazırlanış, gerçeklerle dolu bir hayat yaşamaktır. Hayat ne kadar faziletlerle doldurulursa ölüm korkusu o kadar düşer, böylece o artık bir korku da teşkil etmez. Bu insanlar için ölüm yoktur."
Bizim Yunus da bunu "Ölür ise ten ölür, canlar ölesi değil" diyerek Müslümanca özetliyor.
Ölüm gecesine "şeb-i arus"(sevgiliye kavuşma gecesi) diyen Mevlana'ya göre "Herkesin ölümü kendi rengindedir. Düşmana karşı düşmandır ölüm, dosta karşı dost" Hepimize çok korkunç görünen Azrail, nicelerine ne kadar güzel görünmüştür? Kabir de kimilerine Cennet bahçelerinden bir bahçe, kimilerine Cehennem çukurlarından bir çukurdur. Ölülerin o daracık yerde o kadar uzun süre yapayalnız, kıpırdamadan yattıklarını, üzerlerine akreplerin, çıyanların, karıncaların üşüştüğünü, çürüme toprak olma sürecini düşünüyorum bazen. Ürpermemek elde değil. Ama bazen de dünyanın keşmekeşi, insanların vefasızlığı, yaşadığım üzüntülü ve acıklı olaylar, gittikçe artan yorgunluk ve bezginlik hissi, kabri, sakin, serin, huzurlu bir yatağa çeviriyor gözümde. İntiharı asla düşünmüyorum. Hayat her şeye rağmen yaşamaya değer. Ama hayatı böylesine güzel yapanın da ölüm olduğunu unutmamak lazım.
 Hem ölüm son değil ki insan için. O özlediğimiz, aradığımız ama dünya ölçeğinde mümkün olmayan ebedi hayata geçişin bir başlangıcı.
 Mevlana'ya kulak verelim:
Beni mezara koyunca "elfirak, elfirak" deme.
Benim buluşmam o zamandır.
Beni mezara koyunca elveda demeğe kalkışma
Mezar Cennet topluluğunun perdesidir.
Mezar hapis görünür amma
Aslında canın hapisten kurtuluşudur.
Batmayı gördün ya, doğmayı da seyret
Güneş'le Ay'a batmadan ne ziyan gelir ki?
Sana batma görünür amma
Aslında o doğmadır, parlamadır.
Yere hangi tohum ekildi de yetişmedi?
Neden insan tohumu için
Bitmeyecek, yetişmeyecek zannına düşüyorsun?
Hayat, biraz da sırası geldiğinde ölmek için lazım diyor, herkese güzel ömürler ve güzel ölümler diliyorum.

 
Etiketler: ÖLÜME, ÖVGÜ
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
28 Ekim 2021
OĞLUNUN DİLİNDEN DERVİŞ HOCA - 4
161 Okunma.
27 Ekim 2021
OĞLUNUN DİLİNDEN DERVİŞ HOCA-3
249 Okunma.
26 Ekim 2021
OĞLUNUN DİLİNDEN DERVİŞ HOCA -2
381 Okunma.
25 Ekim 2021
OĞLUNUN DİLİNDEN DERVİŞ HOCA
545 Okunma.
02 Ekim 2021
AYRILMALAR VE KAVUŞMALAR
245 Okunma.
18 Ağustos 2021
UZAK DİYARLARDAN URFA’YA GELENLER
1010 Okunma.
26 Temmuz 2021
KOÇVİRAN'DA TARİHİ DOKU YOK OLMAK İLE KARŞI KARŞIYA
671 Okunma.
15 Temmuz 2021
URFA’NIN ÇOK RENKLİ SİMASI: MUHARREM ÇELİK
555 Okunma.
14 Temmuz 2021
BİR MÜNZEVİ HATTAT: ADNAN HALİL ALPAY-3
479 Okunma.
13 Temmuz 2021
BİR MÜNZEVİ HATTAT: ADNAN HALİL ALPAY-2
459 Okunma.
12 Temmuz 2021
BİR MÜNZEVİ HATTAT: ADNAN HALİL ALPAY-1
488 Okunma.
27 Mayıs 2021
İŞİNE AŞKI KATAN MİMAR: CEVHER İLHAN-4
1563 Okunma.
26 Mayıs 2021
İŞİNE AŞKI KATAN MİMAR: CEVHER İLHAN-3
843 Okunma.
25 Mayıs 2021
İŞİNE AŞKI KATAN MİMAR: CEVHER İLHAN-2
958 Okunma.
24 Mayıs 2021
İŞİNE AŞKI KATAN MİMAR: CEVHER İLHAN-1
931 Okunma.
12 Mart 2021
BİR GAZELİN PEŞİNDEN “VAMIK U AZRA”
3496 Okunma.
10 Şubat 2021
URFA KÜLTÜR VE SANATININ BÜYÜK EMEKTARI: CİHAT KÜRKÇÜOĞLU / İKİNCİ BÖLÜM
1099 Okunma.
09 Şubat 2021
URFA KÜLTÜR VE SANATININ BÜYÜK EMEKTARI: CİHAT KÜRKÇÜOĞLU BİRİNCİ BÖLÜM
773 Okunma.
04 Şubat 2021
URFA HİNDİYYE TEKKESİ-2
1089 Okunma.
03 Şubat 2021
URFA HİNDİYYE TEKKESİ-1
1040 Okunma.
02 Şubat 2021
NE OLACAK BU ESKİ URFA’NIN HALİ?
909 Okunma.
27 Ocak 2021
BİR “YALAVUZ” ŞAİR: BEKİR URFALI -2
1006 Okunma.
26 Ocak 2021
BİR “YALAVUZ” ŞAİR: BEKİR URFALI -1
1003 Okunma.
22 Ocak 2021
İKİ GÜZEL İNSAN, İKİ ÖRNEK ESNAF
1208 Okunma.
19 Ocak 2021
URFA’NIN UNUTTUĞU BÜYÜK HATTAT BEHÇET ARABÎ
2122 Okunma.
14 Ocak 2021
URFA İÇİN BÜYÜK BİR DEĞER: MAHMUT KARAKAŞ
1882 Okunma.
30 Aralık 2020
SORUN BÜYÜK VE DERİNDE
739 Okunma.
17 Aralık 2020
ŞANLIURFA YAZITLARI
1153 Okunma.
28 Kasım 2020
MİSBAH HİCRİ
1000 Okunma.
05 Kasım 2020
ŞAHİN DOĞAN VE İKİ KİTABI
1765 Okunma.
26 Eylül 2020
BİR GÜZEL İNSAN: İBRAHİM TORU
1159 Okunma.
08 Eylül 2020
BİR HAS ŞAİR: SEYYİD AHMET KAYA
1300 Okunma.
06 Şubat 2020
OKUMAK…
1971 Okunma.
17 Ocak 2020
ANSIZIN HAYAT
1164 Okunma.
13 Aralık 2019
SELAHATTİN EYYUBİ GÜLER VE SOĞMATAR KİTABI
1517 Okunma.
10 Aralık 2019
HÜZÜN
1071 Okunma.
22 Kasım 2019
BİR KİBİR, BİR KİBİR
1077 Okunma.
16 Kasım 2019
KADINLARLA İLGİLİ KISA KISA
1044 Okunma.
16 Eylül 2019
BİR ACAYİP GENÇLİK
1484 Okunma.
06 Ağustos 2019
KURTULUŞUN 100. YIL HAZIRLIKLARI
1895 Okunma.
02 Mayıs 2019
“HAKİKATİN İZİNDE” BİR “EZELÎ MAĞLUP” VE BİR “YALNIZ ENTELEKTÜEL”
1997 Okunma.
09 Mart 2019
BENİM 28 ŞUBAT’IM-6- SON
1954 Okunma.
08 Mart 2019
BENİM 28 ŞUBAT’IM-5
1551 Okunma.
07 Mart 2019
BENİM 28 ŞUBAT’IM-4
1580 Okunma.
06 Mart 2019
BENİM 28 ŞUBAT’IM-3
1571 Okunma.
05 Mart 2019
BENİM 28 ŞUBAT’IM-2
1676 Okunma.
04 Mart 2019
BENİM 28 ŞUBAT’IM-1
1957 Okunma.
26 Şubat 2019
YOLCULUK NEREYE?
1329 Okunma.
14 Şubat 2019
İMTİHAN GERÇEĞİ
2825 Okunma.
10 Aralık 2018
MİSBAH HİCRİ VE İKİ KİTABI
3272 Okunma.
01 Kasım 2018
SÖZ OKYANUSUNDA YOLCULUK
2296 Okunma.
08 Ekim 2018
MEHMET KURTOĞLU VE “EZELDEN URFA”
3168 Okunma.
24 Temmuz 2018
GÖBEKLİTEPE ÜZERİNE DÜŞÜNCELER
7263 Okunma.
17 Temmuz 2018
ÇAPIT TOP
3315 Okunma.
23 Mayıs 2018
EDİRNE’DEN MOSTAR’A KÜLTÜR KERVANI
4482 Okunma.
19 Mart 2018
GAP GÜNDEMİYLE 20 YIL
2881 Okunma.
14 Mayıs 2015
KENAN EVREN ÖLDÜ, ADI YAŞIYOR
2749 Okunma.
28 Nisan 2015
YA BİZDENSİN YA DA…
1152 Okunma.
21 Nisan 2015
YENİ BİR FIRSAT
2769 Okunma.
08 Nisan 2015
DEVLETİN MALI NEDİR?
3200 Okunma.
01 Nisan 2015
GÜZEL ÖRNEKLER DE VAR
2682 Okunma.
26 Mart 2015
BİZ'İ ANLATMAYA DEVAM
2605 Okunma.
20 Mart 2015
YA, ALLAH BAŞARAMADINIZ DERSE…
1128 Okunma.
16 Mart 2015
1915'TEN GÜNÜMÜZE
2571 Okunma.
05 Mart 2015
ÇÖZÜM UMUDU
2558 Okunma.
02 Mart 2015
URFA'NIN BÜYÜK POTANSİYELİ
2845 Okunma.
26 Şubat 2015
MİLLETİN VEKİLİ OLMAK İSTEYENLERE…
1528 Okunma.
23 Şubat 2015
DEĞERLER EĞİTİMİ
2566 Okunma.
18 Şubat 2015
İKİ BABA VE BİZ
2593 Okunma.
10 Şubat 2015
YENİDEN YAZMAK
3264 Okunma.
Haber Yazılımı