Yazı Detayı
28 Aralık 2018 - Cuma 09:36 Bu yazı 497 kez okundu
 
TARİH BİZE NELER SÖYLER?
Osman GÜLEBAK
o.gulebak@ilkemuhabir.com
 
 

Tarihi asil bir hikmet ilmi olarak niteleyen tarih felsefesinin kurucusu İbn Haldun, tarihi şöyle tarif eder: ‘Dış görünümü itibariyle geçmişten, devletlerden ve önceki çağlarda meydana gelen hadiselerden haber veren bir ilimdir. Kâinatın ilkelerinin gerçek yönleriyle bilinmesi,  olayların nitelik ve sebeplerinin ayrıntılarıyla öğrenilmesidir. Bu bakımdan tarih, hikmette asil bir ilimdir, dolayısıyla hikmet ilimleri türünden biri sayılmaya layıktır.’ 

Merhum Seyyid Kutub’a göre ise tarih, ‘Sadece mazideki olaylardan ibaret olmayıp, bilakis bu olayların yorumudur. Bu olaylar arasındaki açık ve gizli bağları yakalayıp keşfetmektir. Bu bağlar, kendi aralarında sebep sonuç ilişkileri yönünden etkileşim halinde olan olayları, birbirine bağlı bir bütünlük içine sokar. Tarihî olaylar arasındaki bu bağlar ve aralarındaki ilişkiler, zaman ve mekân içinde canlı bir varlığın devamı gibi, her devir ve toplumla beraber uzanıp devam eder.’

Tarih ve insan, birbirinden ayrılmaz iki parça. Tarih varsa insan da vardır; tarih yoksa insan da yoktur. Ya da tam tersi insan varsa tarih de vardır, insan yoksa tarih de yoktur. Bunun nedeni tarihi yapanın yani tarihin öznesinin insan olmasıdır. Burada rahatlıkla şunu söyleyebiliriz ki tarih yapmayan hiçbir insan yoktur. Dünya sahnesine çıkan her insan veya her toplum, aynı zamanda tarih sahnesine de çıkmış demektir. O insanın veya toplumun, hayatı boyunca ortaya koydukları o dönemin tarihindeki yerini alır.

Yüce Allah, Kur’an-ı Mubin’de insanlık tarihini, ilk insan ve ilk peygamber Hz. Âdem’in yaratılışıyla başlatır. Onun bizzat yaşadıklarından kesitler sunarak insanlığın dünyadaki konumunu ve vazifesini anlamlandırmasına yardımcı olur.

Tarihin insanlık için bir anlamı olmayan yaşanmış olaylar yığını olsaydı Yüce Allah Kur'an'da tarihte yaşanmış olayları elbette bize anlatmazdı. Bu yüzden de bizler, tarihi bir kenara atıp ondan bize ne diyerek uzak duramayız. Çünkü tarih bize oldukça zengin bir ‘tecrübe birikimi’ sunar. Bu tecrübeler ise uğrunda bedel ödenerek öğrenilen hakikatlerdir. İnsanlığın onu elde etmesi için uzun zaman dilimlerini kat etmesi, büyük enerjiler harcaması ve hatta ağır kayıpları göze alması gerekir ki buna çoğu zaman imkân bulunmayabilir. Kısaca; tarihten ibret almadan bugünü ve geleceği inşa etmek isteyenler, hakikati öğrenmek için tekrardan bedel ödemek zorunda kalacaklardır. Oysa Peygamber Efendimiz, 'Bir mümin bir delikten iki defa ısırılmaz' diyerek geçmişte yaşanan bir olaydan ders çıkarmamızı istemiştir.

Kur’an kıssalarında, peygamberler ve verdikleri mücadeleler, çeşitli insan topluluklarının sosyo-politik, ekonomik ve ahlaki durumları, ilâhî mesaj karşısındaki tavır ve tutumları, çeşitli kavimlerin başarıları ve yenilgileri, zalim ve adil yöneticiler, iyiler ve kötüler, icraatları ve yaşayışlarındaki dürüstlük ve sahtekârlık, nankörlük örnekleri ayrı ayrı insanların bilgisine sunulur. Kavimlerin, toplulukların yaratılış gayelerine uygun yaşayıp yaşamadıkları değerlendirilir.

Öncelikle şunu iyi anlamış olduk ki bizler her ne sebeple olursa olsun tarihe bigâne kalamayız. Ne geçmiş bizi ilgilendirmez diyerek lakayt kalabiliriz ne de geçmişte yaşanmış olayların bizim açımızdan olumsuz olmasından dolayı tarihe cüzzamlı muamelesi yapabiliriz. Fakat hazin bir durumdur ki İslam medeniyeti, tarih sahnesinden çekildiği günden itibaren Batı medeniyeti karşısında bir nesneye dönüşmüştür. Ve yüzyıllardır, bu konumunu değiştirecek bir çabaya da girişmiyor. Bu yenilmişlik psikolojisinin bir sonucu olacak ki bugün de hala değişen bir şey yoktur.

Gençliğimiz, tarihine yabancı kaldığı gibi geleceği inşa etmek için de herhangi endişe taşımıyor. Duyarlı kesimlerimiz ise maalesef tarihimizde yaşanılan bazı ihtilaflı meseleleri bir daha gündeme getirmemek adına tarihe soğuk yaklaşıyor. Hâlbuki Şarkiyatçılar, bırakın kendi tarihlerini, bizim tarihimizi didik didik ederek zayıf yönlerimizi tespit edip üzerimizde yüzyıllık projeler üretmişlerdir. Bugün İslam Coğrafyasında yaşanan mezhebi, ırkî ve bölgesel tüm olayların arkasında bu insanların yol göstericiliği vardır. Onlar bizi bizden daha iyi tanırken bizler, maalesef ‘fitne’ korkusuyla tarihimize yabancı kaldık.

Bu, iyi niyetli bir tavır da olsa tarihi olayların sonuçlarının etkisinin günümüzle de ilişkisi olmasından dolayı nakıs kalan bir davranıştır. Çünkü bugün İslam ümmeti olarak yaşadığımız tüm sorunlarımızın mutlaka bir tarihsel arka planı vardır. Dün olduğu gibi bugün de Müslümanların, hala en can alıcı yarasını oluşturan Şii-Sünni bağlamındaki mezhepçilik sorununu tarihte yaşanılanları bilmeden nasıl anlamlandırabiliriz? Bugün Müslümanlar arasında yaşanan fer’i ayrılıkları, sahabe arasındaki ihtilafları bilmeden nereye oturtabiliriz? Müslümanların başına musallat olmuş saltanat belasını tarihi okumadan nasıl anlayabiliriz?

Yine aynı şey yakın tarihimiz için de geçerlidir. Bugün İslam dünyasında yaşanan milliyetçiliği anlamak için mutlaka bu toplumsal hastalığın sebeplerini yani tarihini okumak zorundasınız. Yoksa Arap milliyetçiliğini, Türk milliyetçiliğini, Kürt milliyetçiliğinin kaynağını bilmeden nasıl tedavi sunacaksınız? Tarihsel hakikatlerden kopuk temennileri andıran sözcükler maalesef bilgi çağını yaşayan günümüz insanını tatmin etmiyor.

Örneğin, emperyalistler tarafından yıllardır dört parçaya bölünmüş, insani ve İslami hakları elinden alınmış Kürt halkının yaşadığı sorunları ve bu sorunları kendi çıkarları için kullananları anlamanız için mutlaka tarihi okumanız gerekecektir. Bu sorunu Türkiye bağlamında anlamlandırmanız için İdris-i Bitlisi’yi, Malazgirt’i, Çanakkale’yi, 15 Temmuz’u öncesini ve sonrasını bilmeniz gerekir. Arap milliyetçiliğini çıkışını anlamanız için Osmanlı’nın son günlerini rehin alan Jön Türkleri ve sonrasında İttihatçıların faaliyetlerini okumanız gerekir.

Burada belki de en çok üzerinde durmamız gereken tarihi okuyacağımız kaynakların sağlam olmasıdır. Sağlam olması derken elbette bizden olması anlamında söylemiyorum. Burada dikkat çekmek istediğim tarihe vicdanlı ve adilce yaklaşanları kast ediyorum. Hatta tarihi iyi anlamak için bazen bir kişiden okumak yeterli değildir. Çünkü insanın taraflı olma ihtimaline karşı farklı kaynaklardan araştırmak hakikate ulaşmada kolaylık sağlar.

Peki, bizler tarihi olaylara nasıl yaklaşmalıyız? Öncelikle tarihi olayları mutlaka kendi dönemindeki şartları itibariyle değerlendirmek gerekir. Günümüz şartlarına göre değerlendirilen her olay bizi yanlışa götürür.

Tarihe dair 3 çeşit yaklaşım şekli vardır; birincisi; pozitif yaklaşım ki bu yanlışa yanlış, doğruyu doğru diyebilen adil bir yaklaşımdır.

Bizler, bu yaklaşım çerçevesinde gerek şahıslara gerekse de toplumlara yaklaşırken adaleti elden bırakmamalıyız. Çünkü kusurlardan münezzeh olan ancak Allah’tır. Örneğin ne Emevi, Abbasi, Selçuklu, Eyyubi ve Osmanlı’nın hataları onların döneminde yapılan iyi şeyleri görmemize engel olmalı, ne de onların döneminde yapılan güzel hizmetler onların hatalarını görmemize engel olmalıdır. Bu yöntem şahıslar için de geçerlidir.

Ama burada belki de en önemli diğer nokta da tarihi olayları yargıçlık yani hakemlik yapmak için değil ibret almak için okumalıyız.

İkincisi; negatif yaklaşım bunlar da ya sevgide ya da nefretlerinden dolayı sevdiklerinin yanlışlarını doğru, nefretlerinden dolayı da karşı tarafın iyiliklerini kötü görenlerdir. Buna taassup diyoruz ki bu bir tür hakikate karşı körlüktür. Müslümanlar olarak bu tür yaklaşımdan ve bu yaklaşımı sergileyenlerden uzak durmalıyız.

Üçüncüsü ise nötr yaklaşımdır ki buna pasif yaklaşım diyoruz. Bu tür yaklaşım, tarihi olayları yaşanmamış gibi davranır. Hatta tarihi olayları halı altına süpürmeye çalışır. Bu yaklaşım iyi niyetli de olsa dolaylı yoldan negatif yaklaşıma yardımcı olur.

Madem tarih yapmak ya da yapmamak gibi tercihimiz yoktur. Ama tarihin neresinde durduğumuz ya da nasıl bir tarih yaptığımız bizim tercihimizdir ki bu insana bahşedilen iradenin bir sonucudur. Bu da bize iki mesuliyet yüklemektedir ki birincisi; tarihin doğru yerinde bulunarak önce kendimizi ve ehlimizi kurtarmak ikincisi; doğru bir tarih yaparak gelecek nesillere yol gösterici olmak.

Ehli hakka düşen, geçmişte yaşanan olayları ‘adil şahitler’ olarak değerlendirip doğruya doğru, yanlışa demesidir. Buradan ders çıkarıp bugünü anlamlandırıp; yarını inşa etmesidir.

 

 
Etiketler: TARİH, BİZE, NELER, SÖYLER?,
Yorumlar
Diğer Yazılar
KAPIMIZDA BEKLEYEN TEHLİKE
SOROS’UN VAKFI GİTTİ YA YÜRÜRLÜKTEKİ POLİTİKALARI?
HZ. ALİ VE MALİK BİN EŞTER’E GÖNDERDİĞİ MEKTUP-2
HZ. ALİ VE MALİK BİN EŞTER’E GÖNDERDİĞİ MEKTUP-1
CHP, DP VE EZANIN ASLINA DÖNDÜRÜLMESİNİN PERDE ARKASI-2
CHP, DP VE EZANIN ASLINA DÖNDÜRÜLMESİNİN PERDE ARKASI-1
İSLAM DÜNYASINDA KURUMLARIN YENİLENME ZORUNLULUĞU
CADILARIN BİLİM YUVASINDA NE İŞİ VAR BEYLER?
İSLAM DÜNYASI VE ‘GERÇEK CUMHURİYET’ ARAYIŞI -2-
İSLAM DÜNYASI VE ‘GERÇEK CUMHURİYET’ ARAYIŞI -1-
ÂLİMLER BULUŞMASI VE KÜRTLER
İBRAHİM EDHEM EFENDİYİ TANIYAN VAR MI?
BİZ BU ÜLKENİN NESİ OLUYORUZ?
HÜKÜMDAR BEHRAM VE BAYKUŞUN HİKÂYESİ
BASRA OLAYLARI ANALİZİ - 2
BASRA OLAYLARI ANALİZİ - 1
21. YÜZYILDA MUSAB OLABİLMEK
"EN KÖTÜ BARIŞ, EN HAKLI SAVAŞTAN DAHA İYİDİR"
ELMA KOKUSUYLA GELEN ÖLÜM: HALEPÇE-2
ELMA KOKUSUYLA GELEN ÖLÜM: HALEPÇE-1
TÜRKİYE’DE YAŞANAN DARBELER, ABD VE CHP-2
TÜRKİYE'DE YAŞANAN DARBELER, ABD VE CHP-1
ABD İLE TÜRKİYE ARASINDAKİ 'STRATEJİK MÜTTEFİK' İLİŞKİLERİ -2
ABD İLE TÜRKİYE ARASINDAKİ 'STRATEJİK MÜTTEFİK' İLİŞKİLERİ -1
KÜRTLER ÜZERİNDEKİ EMPERYALİST OYUNLAR VE PKK-2
KÜRTLER ÜZERİNDEKİ EMPERYALİST OYUNLAR VE PKK-1
KÜRTLER ÜZERINDEN OYNANAN EMPERYALIST OYUNLAR (2)
KÜRTLER ÜZERINDEN OYNANAN EMPERYALIST OYUNLAR (1)
MÜNİR ÖZKUL VE KAYBOLAN MERHAMETİMİZ...
KUDÜS VE YOL AYRIMINDAKİ İNSANLIK…
ALİYA’NIN GÖZÜNDEN FİLİSTİN MESELESİ -3
BİLGE KRAL ALİYA VE FİLİSİTN MESELESİ-2
ALİYA’NIN GÖZÜNDEN FİLİSTİN MESELESİ-1
GÖRMEZ’İN VEDA KONUŞMASINDAKİ ACI HAKİKATLER…
DİYANET VE GÖRMEZ, SİYASETE KURBAN MI EDİLİYOR?
16 NİSAN REFERANDUMUNDA GERÇEKLERLE YÜZLEŞMEK-3
16 NISAN REFERANDUMUNDA GERÇEKLERLE YÜZLEŞMEK-2
16 NISAN REFERANDUMUNDA GERÇEKLERLE YÜZLEŞMEK-1
11 NİSAN KURTULUŞ ETKİNLİKLERİ VE (ÖZ)ELEŞTİRİLER
HÜDA PAR NEDEN HEDEF SEÇİLİYOR?
KONYA'NIN MEVLANA'SI VAR, YA URFA'NIN?
HALK HİZMET İÇİN İLLA YOL MU KAPATSIN?
AÇILIŞLAR HİZMET Mİ YOKSA EZİYET Mİ?
OKULLARIN AÇILMASI VE SORUMLULUKLARIMIZ
CEMAATLERE SALDIRI YA DA MAYIN MERKEPLİĞİ
DARBE KARŞITI KÜRTLER VE TÜRKİYE’NİN GELECEĞİ ÜZERİNE…
BİRECİK'TE HALKI DAĞITMA EMRİNİ KİM VERDİ?
ÜMMET ŞUURU OLMADAN KUDÜS ÖZGÜRLEŞMEZ
Bizim Gazete
Ulusal Gazeteler
Yazarlar
Alıntı Yazarlar
Şanlıurfa
Parçalı Bulutlu
Güncelleme: 17.01.2019
Bugün
-
Cuma
-1° -
Cumartesi
-1° -
Şanlıurfa

Güncelleme: 17.01.2019
İmsak
06:04
Sabah
07:30
Öğle
12:42
İkindi
15:18
Akşam
17:42
Yatsı
19:01
Süper Lig
Takımlar
P
Av
M
B
G
O
Arşiv Arama
Modül 1

Bu modül kullanıcı tarafından yönetilir, ister kod girilir ister iframe ile içerik çekilir. Toplamda kullanıcı 5 modül ekleme hakkına sahiptir, bu modül dahil tüm sağdaki modüller manuel olarak sıralanabilir.

Haber Yazılımı