Yazı Detayı
02 Şubat 2018 - Cuma 08:44 Bu yazı 646 kez okundu
 
ŞEHİRLER ÖLÜR DE
S. Ahmet KAYA
seyyidak@hotmail.com
 
 
"Şehirler de ölür. " Çünkü şehirler, canlı birer organizma olduğuna göre ölmeleri mukadderdir. Her fani gibi. Bilirim. Fakat bu ölüm, bizim bildiğimiz anlamdaki ölümden daha acı ve daha büyük kayıplarla dolu bir ölüm… Bu bir gerçek!  Bilmem bunu söylemeye gerek var mı?... Bu öyle bir ölüm ki, yarattığı kayıplar büyük ve derin… Geri dönülmesi ve tamir edilmesi oldukça zahmetli… 
 
Evet, şehirlerin ölümü büyük büyük, devasa binaların yıkılması gibi değil… Görkemli cadde ve sokakların ortadan kalkması gibi değil… Yığınla insana ev sahipliği yapan parkların ve meydanların ortadan kalkması, yok edilmesi değil…  Hatta bir tekinin bile kalmayacağı şekilde insanların orayı terk etmesi hiç değil; bilakis bunlarla birlikte ve bunların ötesinde şehirlerin ölümü, şehrin medeniliğini yani asıl olan "insan yüzünü" tümden yitirmesi / terk etmesi  anlamına gelmez mi?...
 
Evet, şehirler de ölür. Ama nasıl ölür şehir? Niçin ve ne zaman ölür? 
 
İyi insanların yürekleriyle, gözyaşlarıyla suladığı ve erdemle büyüttüğü merhamet anıtı yıkılınca şehirler ölür… Zulüm ortalıkta kol gezince; insanlar sırf menfaat için birbirinin sıcaklığına sokulunca şehirler ölür… İnsanların hiç hak etmediği lokmayı yemeleri ve bundan asla gocunmaması karşısında şehirler ölmez mi? Yani fakirin, garibin, yetimin ekmeğine göz dikildiği zaman… elindeki lokma alındığı zaman…
 
Yardımlaşmayı, kardeşi zor duruma düştüğü için yapmak yerine, sırf onun üzerinden daha çok kazanayım diye bir "tefeci" anlayışı geliştiği zaman şehirler ölür…
            
Bütün kapılar ve pencereler birbirine kapanınca; komşuluk muhabbeti, birbirinin derdini sorma anlayışı ortadan kalkınca şehirler ölür… Sevinçleri paylaşma ve çoğaltma adına, dertleri ve acıları da paylaşma ve azaltma adına kapılar birbirine kapanınca işte şehirler ölür…
 
Eskiden yardımlaşma vardı. "Komşusu açken kendisi tok yatmayan" anlayışı yani… ama dünya sevgisi nefis üzerinde galip gelince, yani kalp körleşince obur olmaktan dolayı şehirler ölür…  Camgüzelleri, sardunyalar, süs narı gibi çiçekler pencere önlerinde büyütülürdü; onlara bakmaya çıkan kadınlar, hem birbirileri dedikodu (muhabbet anlamında) yaparlar, hem de birbirilerinin ve komşularının dertlerini öğrenirler. Yardım için çareler üretirlerdi. Şimdi önüne sardunya konacak pencereler artık kalmadı, bu yüzden şehirler ölür.
 
Yollar ve sokaklar artık birbirine çıkmıyor… Babamın serkisof'u da yok. Biz zamanı artık televizyondaki dizilerin yayınlanış saatinden öğreniyoruz. Ki, o zaman da vaktin namazı kaçmış oluyor… İşte bu yüzden şehirler ölür. 
 
Çağın bize sunduğu dünyevi nimetler, kalplerimizi gerçek rızık kapısından uzaklaştırmış, dudaklarımız adeta duasızlıktan çatlamış hale gelmiştir. Kendi kendimize yeter oluğumuzu, bu yüzden de başkalarının yardımına ihtiyaç duymadığımızı cihana ilan ederken, aslında Yüce Yaratıcı'nın gerçek MÜLK sahibi olduğunu da unutmuşuz. Herkes kendi nefsini birer küçük tanrı mesabesine koyunca da "merhamet" ve "adalet" mekanizması ortadan kalkıyor. İşte bu yüzden şehirler ölür.
 
Aslında burada şehirlerle birlikte ölen şehrin vicdanıdır, ruhudur, şehrin insan yüzüdür. Çünkü biz insanlar sadece insanın "beşer" tarafını öne çıkararak ve "insan" yanını gizleyerek ve hatta yok ederek, bir bakıma insanı ve şehirleri öldürmüş olmuyor muyuz?...  Bu manzara karşısında insanın caddelere, meydanlara çıkıp bağırası geliyor:
 
Nerdesin ey insanlık…
 
Nerdesin ey Fırat kenarında kaybolan kuzuya sahip çıkan "adalet" ve "merhamet"…
 
Nerdesin ey çölde aç kalan kurdu suvaran…
 
Gelin ve oturun tahtınıza… Gelin ve hep birlikte kaybolan vicdanlarımızı tazeleyelim yeniden… Yeniden inanarak ve arınarak vahyin ışığında…
 
İnin tahtınızdan ve ölen şehirlerimizi yeniden ama yeniden imar edelim… Vahyin mimarı Yusuf'un bilgeliğinden ilham alıp… 
 
Etiketler: ŞEHİRLER, ÖLÜR, DE,
Yorumlar
Diğer Yazılar
KADIN ERKEK EŞİTLİĞİ
“KIRILMALAR” DOLAYISIYLA FARUK UYSAL ŞİİRİ
ANADOLU'NUN MANEVİ IRMAĞI YUNUS EMRE…
URFA: RUHUN MASALI…
NABİ…
GÖKYÜZÜ MELEKLERİ / AYLİN BEBEK’İN HİKAYESİ
AHLAK VE HUKUK
MUHALEFET…
BUGÜN BAYRAM…
MEHMET TALAT AKAY’IN ARDINDAN…
FOLKLOR ŞİİRE DÜŞMAN DEĞİL
ORUÇ VE KUDÜS
SAVAŞ VE UÇURTMA
KUDÜS… EY KUDÜS!
HARRAN ŞİİR AKŞAMI
NASIL BİR ŞEHİR, NASIL BİR MİMARİ?
KADİM ŞEHİR
İNSAN ve ÇEVRE
Sarı Kitap Dolayısıyla TAYYİP ATMACA’NIN ŞİİRİ
GAP GÜNDEMİ İLE 20 YIL…
CAMİLER… İMAMLAR… YA DA MESCİD-İ NEBİ
YAZMAK…
GÜZEL ADAMLARIN ŞEHRİ
ŞİİR NİÇİN YAZILIR VEYA NİÇİN OKUNUR ŞİİR
ŞEHİR BİZDEN NE İSTER YAHUT BİZİM ŞEHİRDEN BEKLENTİLERİMİZ
ŞEHİR ÜZERİNE DÜŞÜNMEK YA DA KENT KONSEYLERİ
BİR ŞEHİR ELEŞTİRİSİ YAPMAK
ARAYAN BULUR ŞAHİN DOĞAN GİBİ
ŞEHRİN REFLEKSİNİ ÖĞRENMEK
Siraç SUMAN
KAÇMAK…
GEBECE
ABD’YE OLAN NEFRETİM
ZOR HAYATLAR
AKADEMİK KİTAP OKUMAK Ya da TÜRKİYEDE’Kİ SURİYELİLER
KÜRT EDEBİYATI ÜZERİNE KISA BİR BAKIŞ
BUGÜN TAŞ ATMA GÜNÜ
SABİR RÜSTEMXANLI İLE
TEMMUZ ATEŞİ
TEK MİLLET TEK DEVLET
ŞEHİR ve İNSAN EĞİTİMİ
ÇANAKKALE RUHU DOLAYISIYLA
ŞEHİR VE KİMLİK
Yeni Bir Harran Dergisi
Aşk ve Mekân ŞEHİR
SAMİMİYET…
ŞEHİR BİZDEN NE İSTER! YA URFA?
ERDEM, İNSAN, ŞEHİR…
GÜZEL ADAMLARIN ŞEHRİ
Temmuz Ateşi
SAMİMİYET…
HİÇLİK… YA DA 15 TEMMUZ SÜRECİ
GÜNEŞİN ALTINDA ÇOK ŞEY OLUYOR
MELA AHMED CİZÎRΒNİN DİLİ
"İçin cennet, dışın cehennem olsa, sana asla dönmem"
BİR SEMPOZYUM'UN ARDINDAN
HARRAN DERGİSİ'NİN KAPANMASI
Türkiyelilik ve Osmanlılık
PERSONNA NON GRATTA
"TANRILAR VE KULLAR"
İNSAN-MEKÂN-ŞEHİR
SİYASETİN AMACI VE SİYASETÇİYE
KİM RÜYAMI GÖRECEK?
YENİ YILA BİR GİRERKEN...
Bizim Gazete
Ulusal Gazeteler
Yazarlar
Alıntı Yazarlar
Şanlıurfa
Sıcak
Güncelleme: 17.08.2018
Bugün
25° - 41°
Cumartesi
26° - 42°
Pazar
28° - 39°
Şanlıurfa

Güncelleme: 17.08.2018
İmsak
04:05
Sabah
05:36
Öğle
12:36
İkindi
16:19
Akşam
19:24
Yatsı
20:47
Süper Lig
Takımlar
P
Av
M
B
G
O
Arşiv Arama
Modül 1

Bu modül kullanıcı tarafından yönetilir, ister kod girilir ister iframe ile içerik çekilir. Toplamda kullanıcı 5 modül ekleme hakkına sahiptir, bu modül dahil tüm sağdaki modüller manuel olarak sıralanabilir.

Haber Yazılımı