Yazı Detayı
06 Mayıs 2017 - Cumartesi 11:14 Bu yazı 625 kez okundu
 
SAHABELERİN İZİNDEN (50)
Enes POLAT
 
 

Gündemde yazılacak birçok sıcak başlık varken İslamiyet'in zuhuruyla birlikte yaşamları, mücadeleleri, ödedikleri bedeller ve şahadetleriyle, ümmetin şuurlu evlatlarına rehberlik eden sahabeleri hatırlayalım ve anlatalım istedik.
*******
Bu kısa biyografileri aktarırken daha çok gençlerimizi düşündük. Çünkü gençlerimiz, özellikle lise çağlarından itibaren kendilerine rol-model olacak isim arayışına giriyor. Birçok aile de evlatlarının bu arayışını endişe ile karşılıyor. Evlatlarının duygu dünyasındaki o şuuru 'bir aşırılık' olarak görüp bu duyguları köreltmeye çalışıyor. Bu köreltme ve bastırma gayreti de çocukların, 'bulanık isimlere ve sözde kahramanlara' itibar etmelerini tetikliyor.
*******
İşte bu sebeplerle biz, hayatlarını tebliğe, dini yüceltmeye, kâfirlerle ve onların işbirlikçileriyle mücadeleye adayan bu şahsiyetlerin yaşamlarını sizlere aktarmayı bir vecibe olarak gördük. Yeni gelen nesiller örnekler görmek isterler ve onlara ümmetin özünü sunmazsanız, başkaları bu boşluğu doldurur.


EBÛ LÜBÂBE (R.A.)
Hz. Ebû Lübâbe (r.a.) Ensar'dandır. Hicret'ten önce Müslüman olmuştu. İkinci Akabe Biatı'na katılan 75 sahabiden birisi de Ebû Lübâbe idi. İslam'ın Medine'de yayılmasında büyük gayret sarf etmiştir.
İslam nurunu söndürmek için harekete geçen Mekke müşriklerine Bedir'de karşı koymak üzere hazırlanan mücahit ordusunda Ebû Lübâbe de bulunuyordu. Deve sayısı az olduğundan bir deveye üç sahabinin nöbetleşe binmesi gerekiyordu. Ebû Lübâbe, Peygamberimizle aynı deveye binme şerefine kavuştu. Üçüncü zat da Hz. Ali idi. Deveye ilk önce Resûlullah binmişti. Her ikisi de Peygamberimizin deveden hiç inmemesini arzu ediyorlardı. Resûlullah yaya yürürken, kendilerinin deveye binmesi uygun olmazdı. Nitekim yaya yürüme sırası Peygamberimize geldiğinde ikisi birden şöyle dediler:
"Yâ Resûlallah! Siz inmeyin, biz yaya yürüyebiliriz."
Onların bu teklifleri karşısında, âlemlere rahmet olarak gönderilen Yüce Nebî şu ibretli karşılığı verdi:
"Siz yürümekte benden daha güçlü değilsiniz. Kaldı ki, ben de sizin kadar sevaba muhtacım."[1]

Zaten o Saadet Güneşi hiçbir şekilde kendisinde bir imtiyaz görmezdi. Her meselede eşit muameleden hoşlanırdı.
Ebû Lübâbe cihat aşkıyla yanıyor, Allah'ın düşmanlarıyla bir an önce karşılaşmaya can atıyordu. Henüz düşmanla karşılaşılmamıştı. Peygamberimiz, Hz. Ebû Lübâbe'yi yerine vekil olması için tekrar Medine'ye gönderdi. Ebû Lübâbe'nin vazifesi, Medine'deki kadın ve çocukları Yahudilerin ve münafıkların muhtemel hücumlarına karşı korumaktı.

Bedir Savaşı galibiyetle neticelenmişti. Müşrikler hezimete uğramış, bir miktar da ganimet ele geçmişti. Peygamberimiz mücahitlere ganimet mallarını taksim ederken Ebû Lübâbe'ye de savaşa bizzat katılmış gibi hisse ayırdı. Daha sonra Ebû Lübâbe, Uhud ve Hendek Savaşlarına katıldı. Bu savaşlarda çok büyük kahramanlıklar gösterdi.
Peygamberimiz Medine'ye hicret ettiğinde, diğer Yahudi kabileleriyle olduğu gibi, Benî Kurayza Yahudileriyle de anlaşma yapmıştı. Benî Kurayzalılar, Medine'ye hariçten bir baskın yapıldığı takdirde şehri Müslümanlarla birlikte koruyacaklarına söz vermişlerdi. Ancak Hendek Savaşı gibi kritik bir devrede ahitlerini bozdular. Müslümanlara yardım edecekleri yerde müşriklere destekte bulundular. Mücahitleri arkadan vurmak istediler. Hattâ öyle ki, Medine'deki kadınlara ve çocuklara geceleyin baskın tertip etmek için müşriklerden yardım istediler… Müslümanları bir yandan müşriklerle savaşırken, bir yandan da Yahu­dilerle uğraşmak zorunda kaldılar. Peygamberimiz 500 kişilik bir kuvveti Medine'ye gönderdi.
Benî Kurayza Yahudileri, müşriklere silah tedarik ettiler. Onlara yakın bir mevkiye pazar kurarak yiyecek ihtiyaçlarını karşıladılar. Bununla da kalmayarak, müşriklerle bir olup 10 gün Müslümanlarla savaştılar.
Hendek Savaşı bittiğinde Peygamberimiz, Medine'ye döndü. Üzerindeki silahları çıkarıp bir kenara koydu. Bu sırada Cebrail (a.s.) geldi. Başındaki tozları silkti ve Peygamberimize hitaben, "Ey Allah'ın Resûl'ü, sen silahını çıkardın mı? Vallahi biz daha silahlarımızı çıkarmadık. Düşman sana geldiğinden beri melekler silahlarını çıkarmadılar. Müşrikleri takip etmedikçe de dönmediler. Allah seni bağışlasın! Kalk, silahını kuşan ve onların üzerine yürü!" dedi. Peygamberimiz "Nereye, kimlerin üzerine?" diye sordu. Hz. Cebrail, eliyle Benî Kurayza Yahudilerine doğru işaret etti ve "İşte oraya! Ben şimdi yanımdaki meleklerle onların kalelerine gidiyorum." dedi.[2]
Peygamberimiz ve Müslümanlar, hiç istirahat etmeden, ihanetlerinin cezasını vermek için Benî Kurayza Yahudilerinin üzerine yürüdüler. Ve onları muhasara ettiler. Bu muhasara 20 günden fazla sürdü. Nihayet Yahudiler âciz kalınca anlaşma yapmak istediler. Bunun için de Resûlullah'tan Ebû Lübâbe'yi kendilerine göndermesini istediler. Çünkü Ebû Lübâbe'nin malları ve çocukları Benî Kurayzalıların yanında bulunuyordu. Bunun için kendilerine yardımcı olacağını ve lehlerinde hüküm vereceğini umuyorlardı.
Peygamberimiz, Hz. Ebû Lübâbe'yi yanına çağırarak, "Müttefiklerinin yanına git. Onlar seni çağırıyorlar." dedi. Bunun üzerine Hz. Ebû Lübâbe, Yahudilerin yanına gitti. Neler konuşacağı, nasıl hareket edeceği hususunda Peygamberimiz kendisine bilgi vermişti.
Kadınlar ve çocuklar ağlıyor, Ebû Lübâbe'den yardım umuyorlardı. Erkekler de onu karşıladılar ve şöyle dediler:
"Ey Ebû Lübâbe! Bizler senin müttefikin bulunuyoruz. Bizde savaşmaya güç kalmadı. Görüşün nedir? Ne yapmamızı emredersin? Muhammed'in emrine boyun eğerek teslim olmamızı sen uygun görür müsün?"
Ebû Lübâbe, "Evet, teslim olmanızı uygun görürüm." dedi. Bunu söylerken de elini boğazına götürdü. Bu işaretle, "Bu, boğazlanmaktır. Resûlullah'ın hükmüne göre teslim olursanız, sizi boğazlar!" demek istedi.[3]

Ebû Lübâbe bu hareketiyle Peygamberimizin bir sırrını açığa vurmuş oluyordu. Çünkü Peygamberimiz kendisini elçi olarak gönderirken, onlar hakkında nasıl bir muamele yapacağını kendisine söylemişti. Onlar sözlerinde durmadıkları, Müslümanlara ihanet ettikleri için toptan ölümü hak etmişlerdi. Nitekim daha sonra Peygamberimiz, Allah'ın izni mucibince, bu ihanetlerinden dolayı Kurayza Yahudilerinin erkeklerini kılıçtan geçirecekti. Zaten böyle bir hüküm, Yahudilerin kendi kitabı olan Tevrat'ta da mevcuttu. Böyle bir akıbeti bilmiyor değillerdi.
Ebû Lübâbe, Benî Kurazya Yahudilerine Peygamberimizin sırrını açıkladıktan hemen sonra, hata ettiğini anladı ve pişman oldu. Hz. Ebû Lübâbe, pişmanlığını ve tövbesini şöyle anlatıyor:
"Vallahi onların yurdundan daha ayaklarım ayrılmamıştı ki, bu hareketimle Allah'a ve Resûlüne karşı kusur işlemiş olduğumu anladım. Çok pişman oldum! 'Hepimiz Allah'a aitiz ve tekrar O'na döneceğiz.' dedim. Yahudiler, 'Ey Ebû Lübâbe, sana ne oldu?' dediler. 'Allah'a ve Resûlüne hainlik ettim!' dedim. Gözlerimden akan yaşlar, sakalımı ıslattı. Kaleden aşağı indim. Kalenin arkasında başka bir yoldan mescide kadar gittim. Kendimi direğe bağlattım. 'Allah kalbimi biliyor.' dedim. Tövbemi kabul etmedikçe buradan ayrılmayacağım. Artık ben bir daha ne Benî Kurayzalılara yaklaşırım, ne de içinde Allah ve Resûlüne hainlik ettiğim bir memleketi bir daha görmek isterim…"[4]
Her insan hata yapabilirdi. Mühim olan, hatadan dönme faziletini göstermek ve o hatayı işlediğine pişman olmaktı. Ebû Lübâbe'nin hatasından sonra kimseye görünmemesi ve kendisini direğe bağlatması, onun ne derece pişman olduğunu göstermeye kâfidir.
Ebû Lübâbe'nin hatası Kur'ân-ı Kerim'de şöyle haber verilir:
"Ey iman edenler! Allah'a ve Resûlüne hainlik etmeyiniz. Siz kendi emanetlerinize bile bile ihanet eder misiniz?"[5]
Hz. Ebû Lübâbe'nin gelişi gecikince Peygamberimiz, Ashâbına, "Ebû Lübâbe'ye ne oldu? Onlarla konuşması bitmedi mi?" diye sordu. Ashâb-ı Kirâm durumunu Peygamberimize anlattılar. Bunu duyunca Resûlullah, "Bana gelseydi, onun için Allah'tan af dilerdim. Artık Cenâb-ı Hak onun hakkında hüküm verinceye kadar onu çözmeyeceğim." buyurdu.[6]
Ebû Lübâbe bir hafta mescidin direğinde bağlı kaldı. Hava çok sıcaktı. Nihayet bir hafta boyunca ne gece ne gündüz hiçbir şey yiyip içmedi. Nihayet kulakları duymaz hâle geldi. Namaz vakti olunca hanımı geliyor, bağını çözüyor, namazını kıldıktan sonra da tekrar bağlıyordu.
Nihayet Peygamberimiz, hanımı Hz. Ümmü Seleme'nin evinde bulunduğu bir sırada vahiy geldi. Resûlullah gülmeye başladı. Ümmü Seleme, "Niçin gülüyorsun, yâ Resûlallah?" dedi. Peygamberimiz, "Ebû Lübâbe'nin tövbesi kabul oldu." buyurdu. Resûlullah'ın müsaadesi üzerine Ümmü Seleme, odasının kapısına dikildi, mescitte bulunan Ebû Lübâbe'ye, "Ey Ebû Lübâbe, seni müjdelerim! Allah senin tövbeni kabul buyurdu." diyerek müjdeyi ulaştırdı.
Ashâb, onu bağlı bulunduğu direkten çözüp salıvermek için koşuştular. Ebû Lübâbe, "Hayır, vallahi beni Resûlullah eliyle salıvermedikçe bağlandığım direkten ayrılmam!" dedi. Peygamberimiz sabah namazına giderken, yanına uğrayıp onu salıverdi.[7]
Kaynak: [1]Tabakât, 1: 21. [2]Sîre, 3: 244. [3]age., 3: 247. [4]Sîre, 3: 247; Üsdü'l-Gàbe, 2: 183. [5]Enfal Sûresi, 27. [6]Hayâtü's-Sahâbe, 2: 537-538. [7]Sîre, 3: 248; Üsdü'l-Gàbe, 2: 183.
Sahabeler Ansiklopedisi

 
Etiketler: SAHABELERİN, İZİNDEN, (50)
Yorumlar
Diğer Yazılar
HZ. İSHAK
ÖMER-ÜL FARUK
ŞEMUN ALEYHİSSELAM
İSA ALEYHİSSELAM
YAHYA ALEYHİSSELAM
ZEKERİYYA ALEYHİSSELAM
LOKMAN HAKİM
SÜLEYMAN ALEYHİSSELAM
YUNUS ALEYHİSSELAM
İŞMOİL ALEYHİSSELAM
ZÜLKİFL ALEYHİSSELAM
ELYESA ALEYHİSSELAM
İLYAS ALEYHİSSELAM
YUŞA ALEYHİSSELAM
HIZIR ALEYHİSSELAM
HARUN ALEYHİSSELAM
MUSA ALEYHİSSELAM
ŞUAYB ALEYHİSSELAM
EYYUB ALEYHİSSELAM
YUSUF ALEYHİSSELAM
YAKUB ALEYHİSSELAM
İSHAK ALEYHİSSELAM
İsmail Aleyhisselam
LUT ALEYHİSSELAM
İBRAHİM ALEYHİSSELAM
Zülkarneyn Aleyhisselam
AMR BİN CÜMUH (R.A)
SALİH ALEYHİSSELAM
HUD ALEYHİSSELAM
Nuh Aleyhisselam
İDRİS ALEYHİSSELAM
Şit (Şis) Aleyhisselam
Âdem Aleyhisselam
CÜLEYBİB (R.A.)
SUHEYB BİN SİNAN (R.A.)
ABDULLAH BİN EBÎ BEKİR (R.A.)
ABDULLAH BİN CÜBEYR (R.A.)
CERİR BİN ABDULLAH (R.A.)
ESMÂ BİNT-İ YEZÎD
DIMÂD BİN SA’LEBE (R.A.)
ÂMİR BİN FÜHEYRE (R.A.)
EBÛ BERZE ESLEMÎ (R.A.)
İRBAD BİN SÂRİYE (R.A.)
HZ. HAFSA (RA)
ABDURRAHMAN BİN AVF (RA)
CÜVEYRİTE BİNTÜL HARİS (RA)
KUR’AN’DAN ÖĞÜTLER
KU’AN’DAN ÖĞÜTLER: ABDEST VE GUSLÜN HİKMET VE FAZİLETİ
KUR’AN’DAN ÖĞÜTLER: ADALET; VAZGEÇEMEYECEĞİMİZ TEMEL DEĞER
KUR’AN’DAN ÖĞÜTLER: AHİRETİ UNUTANLAR AHİRETTE UNUTULURLAR
KUR’AN’DAN ÖĞÜTLER: AKRABAYA YARDIM ETMEK HAKTIR
KUR’AN’DAN ÖĞÜTLER
Hamza bin Abdülmuttâlib (r.a.)
Hz. Ali (ra)
Hz. Ömer (r.a)
HZ. EBUBEKİR SIDDIK (RA)
HZ. OSMAN BİN AFFAN (R.A)
ŞUCÂ BİN VEHB (R.A.)
BERÂ BIN ÂZIB (R.A.)
DIHYETÜ’L-KELBÎ (R.A.)
ÜMMÜ GÜLSÜM (R.ANHA)
FÂTIMA BİNT-İ ESED (R.ANHA)
NÛMAN BİN MUKARRİN (R.A.)
HZ. AİŞE (RA)
BERÂ BİN MÂLİK (R.A.)
HZ. HAFSA (RA)
BİLÂL-İ HABEŞÎ (R.A.)
ES'AD BİN ZÜRÂRE (R.A.)
ÂSIM BİN SÂBİT (R.A.)
ABDULLAH BİN ZÜBEYR (R.A.)
HÜREYM BİN FÂTİK (R.A.)
ERKAM BİN EBİ'L-ERKAM (R.A.)
AMR BİN ABESE (R.A.)
CÂBİR BİN ABDULLAH (R.A.)
EBÛ RÂFİ (R.A.)
FÂTIMA BİNT-İ HATTAB (R. ANHA)
HÜREYM BİN FÂTİK (R.A.)
UKBE BİN ÂMİR (R.A.)
RABİ BİN ÂMİR (R.A.)
HÂLİD BİN SÂİD (R.A.)
HUBEYB BİN YESAF (R.A.)
HÂRİSE BİN NÛMAN (R.A.)
EBÛ LÜBÂBE (R.A.)
HUZEYME BİN SÂBİT (R.A.)
HİŞÂM BİN ÂS (R.A.)
EBAN BİN SÂİD (R.A.)
BÜREYDE BİN HUSAYB (R.A.)
HİND BİNT-İ UTBE (R.ANHA)
ABDULLAH BİN EBÎ BEKİR (R.A.)
ABDULLAH BİN EBÎ EVFÂ (R.A.)
ABDULLAH BİN HUZÂFE (R.A.)
AMR BİN CÜMÛH (R.A.)
AMR BİN ABESE (R.A.)
ÂMİR BİN FÜHEYRE (R.A.)
HZ. SEVBÂN
AMR BİN CÜMÛH
ZÜBEYR BİN EL AVVAM (RA)
BEYR BİN AVVAM (R.A.)
ZEYD BİN DESİNNE (R.A.)
ZEYD BİN ERKAM (R.A.)
ZEYD BİN HÂRİSE (R.A.)
ZEYD BİN HATTAB (R.A.)
ZİNNÎRE (R.ANHA)
VAHŞÎ BİN HARB (R.A.)
VÂSİLE BİN ESKÂ (R.A.)
VEHB BİN KABUS (R.A.)
VELİD BİN VELİD (R.A.)
UBÂDE BİN SÂMİT (R.A.)
UBEYDE BİN HÂRİS (R.A.)
UBEY BİN KA’B (R.A.)
UKBE BİN ÂMİR (R.A.)
ULBE BİN ZEYD (R.A.)
UMEYR BİN HUMAM (R.A.)
UMEYR BİN EBÎ VAKKAS (R.A.)
URVE BİN MES’UD (R.A.)
UTBE BİN GAZVAN (R.A.)
ÜSÂME BİN ZEYD (R.A.)
ÜMMÜ GÜLSÜM (R.ANHA)
ÜMMÜ HARAM (R.ANHA)
ÜMMÜ RÛMÂN (R.ANHA)
ÜMMÜ ŞERİK (R.ANHA)
ÜMMÜ ÜMÂRE (R.ANHA)
ÜMMÜ VARAKA (R. ANHA)
TEMÎMÜ'D-DÂRÎ (R.A.)
TULEYB BİN UMEYR (R.A.)
TEMÂDUR BİNT-İ AMR [HANSÂ] (R. ANHA)
ŞEDDAD BİN EVS (R.A.)
ŞEYBE BİN OSMAN (R.A.)
ŞUCÂ BİN VEHB (R.A.)
SA’D BİN UBÂDE (R.A.)
SÂBİT BİN DAHDAHA (R.A.)
SÂLİM (R.A.)
SEFÎNE (R.A.)
SEHL BİN SA’D (R.A.)
SELEME BİN HİŞÂM (R.A.)
SAHABELERİN İZİNDEN SEVBÂN (R.A.)
SÜMEYRÂ BİNT-İ KAYS (R.ANHA)
SÜMEYYE (R.ANHA)
RABİ BİN ÂMİR (R.A.)
NÛMAN BİN MUKARRİN (R.A.)
MÂLİK BİN SİNAN (R.A.)
SAHABELERİN İZİNDEN - MEYSERE BİN MESRÛK (R.A.)
SAHABELERİN İZİNDEN - MUAMMER BİN ABDULLAH (R.A.)
SAHABELERİN İZİNDEN- MUGÎRE BİN ŞÛ’BE (R.A.)
SAHABELERİN İZİNDEN - MUS'AB BİN UMEYR (R.A.)
SAHABELERİN İZİNDEN- KÂ’B BİN UCRE (R.A.)
SAHABELERİN İZİNDEN - KÂ’B BİN ZÜHEYR (R.A.)
SAHABELERİN İZİNDEN KATÂDE BİN NÛMAN (R.A.)
SAHABELERİN İZİNDEN- İkrime bin Ebî Cehil (r.a.)
SAHABELERİN İZİNDEN İMRÂN BİN HUSAYN (R.A.)
SAHABELERİN İZİNDEN - İRBAD BİN SÂRİYE (R.A.)
SAHABELERİN İZİNDEN- HZ. HATİCE (RA)
SAHABELERİN İZİNDEN -HZ. SAFİYYE (RA)
SAHABELERİN İZİNDEN (HABBÂB BİN ERET)
SAHABELERİN İZİNDEN (HABİB BİN ZEYD R.A.)
SAHABELERİN İZİNDEN ( HACCAC BİN İLÂT)
SAHABELERİN İZİNDEN - HÂLİD BİN SÂİD (R.A.)
SAHABELERİN İZİNDEN (HARAM BİN MİLHAN )
SAHABELERİN İZİNDEN (HÂRİS BİN HİŞÂM)
SAHABELERİN İZİNDEN (HÂRİSE BİN NÛMAN)
SAHABELERİN İZİNDEN (HASSAN BİN SÂBİT)
SAHABELERİN İZİNDEN (68)
SAHABELERİN İZİNDEN (67)
SAHABELERİN İZİNDEN (66)
SAHABELERİN İZİNDEN (65)
SAHABELERİN İZİNDEN (65)
SAHABELERİN İZİNDEN (64)
SAHABELERİN İZİNDEN (63)
SAHABELERİN İZİNDEN (62)
SAHABELERİN İZİNDEN (61)
SAHABELERİN İZİNDEN (60)
SAHABELERİN İZİNDEN (59)
SAHABELERİN İZİNDEN (58)
SAHABELERİN İZİNDEN (57)
SAHABELERİN İZİNDEN (56)
SAHABELERİN İZİNDEN (55)
SAHABELERİN İZİNDEN (54)
SAHABELERİN İZİNDEN (53)
SAHABELERİN İZİNDEN (52)
SAHABELERİN İZİNDEN (51)
SAHABELERİN İZİNDEN (49)
SAHABELERİN İZİNDEN (48)
SAHABELERİN İZİNDEN (47)
SAHABELERİN İZİNDEN (46)
SAHABELERİN İZİNDEN (45)
SAHABELERİN İZİNDEN (44)
SAHABELERİN İZİNDEN (43)
SAHABELERİN İZİNDEN (42)
SAHABELERİN İZİNDEN (41)
SAHABELERİN İZİNDEN (40)
SAHABELERİN İZİNDEN (39)
SAHABELERİN İZİNDEN (38)
SAHABELERİN İZİNDEN (37)
SAHABELERİN İZİNDEN (36)
SAHABELERİN İZİNDEN (35)
SAHABELERİN İZİNDEN (34)
SAHABELERİN İZİNDEN (33)
SAHABELERİN İZİNDEN (32)
SAHABELERİN İZİNDEN (31)
SAHABELERİN İZİNDEN (30)
SAHABELERİN İZİNDEN (29)
SAHABELERİN İZİNDEN (29)
SAHABELERİN İZİNDEN (28)
SAHABELERİN İZİNDEN (27)
SAHABELERİN İZİNDEN (26)
SAHABELERİN İZİNDEN (25)
SAHABELERİN İZİNDEN (24)
SAHABELERİN İZİNDEN (23)
SAHABELERİN İZİNDEN (22)
SAHABELERİN İZİNDEN (21)
SAHABELERİN İZİNDEN (20)
SAHABELERİN İZİNDEN (19)
SAHABELERİN İZİNDEN (19)
SAHABELERİN İZİNDEN (18)
SAHABELERİN İZİNDEN (17)
SAHABELERİN İZİNDEN (16)
SAHABELERİN İZİNDEN (15)
SAHABELERİN İZİNDEN (14)
SAHABELERİN İZİNDEN (13)
SAHABELERİN İZİNDEN (12)
SAHABELERİN İZİNDEN (11)
SAHABELERİN İZİNDEN (10)
SAHABELERİN İZİNDEN (9)
SAHABELERİN İZİNDEN (8)
SAHABELERİN İZİNDEN (7)
SAHABELERİN İZİNDEN (6)
SAHABELERİN İZİNDEN (5)
SAHABELERİN İZİNDEN (4)
SAHABELERİN İZİNDEN (3)
SAHABELERİN İZİNDEN (2)
SAHABELERİN İZİNDEN (1)
Bizim Gazete
Ulusal Gazeteler
Yazarlar
Alıntı Yazarlar
Şanlıurfa
Gök Gürültülü Sağanak Yağışlı
Güncelleme: 20.10.2018
Bugün
18° - 24°
Pazar
16° - 20°
Pazartesi
15° - 22°
Şanlıurfa

Güncelleme: 20.10.2018
İmsak
05:09
Sabah
06:30
Öğle
12:17
İkindi
15:20
Akşam
17:51
Yatsı
19:06
Süper Lig
Takımlar
P
Av
M
B
G
O
Arşiv Arama
Modül 1

Bu modül kullanıcı tarafından yönetilir, ister kod girilir ister iframe ile içerik çekilir. Toplamda kullanıcı 5 modül ekleme hakkına sahiptir, bu modül dahil tüm sağdaki modüller manuel olarak sıralanabilir.

Haber Yazılımı