Yazı Detayı
11 Mayıs 2018 - Cuma 09:42 Bu yazı 603 kez okundu
 
NASIL BİR ŞEHİR, NASIL BİR MİMARİ?
S. Ahmet KAYA
seyyidak@hotmail.com
 
 

Şanlıurfa Büyükşehir Belediyesi'nin 09 Mayıs 2018 Perşembe günü Cumhuriyet Parkı'ında gerçekleştirdiği "İmar ve Şehircilik" Çalıştayı dolayısıyla;

Yaşadığımız şehrin bize benzemesi gerekir. Caddeleri, sokakları, parkları, meydanları, evleri... ile bu şehir, tam anlamıyla bizim kimliğimizi yansıtmak durumundadır. Bu kimlik üzerine, bize ait olmayan gereksinimler monte edildiği takdirde, gün gelecek yaşadığımız şehrin bize ait olup olmadığı noktasında şüpheye düşecek, gelecek nesle hesap verecek duruma düşebiliriz. 
 "5. yüzyılda pratik gereksinmeler yöntemleri ortaya çıkarmış, aynı zamanda mimarlar kentin ideal biçiminin nasıl olması gerektiği konusunda görüşler edinmişlerdi. Bu görüşlerini estetik kuramına kesinlikle saplanmadan uygulamaya çalışmışlardı." Richard Ernest  WYCHERLEY'in Antik Çağda Yunanlı mimarların şehir mimarisi için geliştirdikleri yöntemleri, yaşanılan mekânın güzelleşmesi ve düzenlenmesinin bir gereği olarak, günümüz insanına miras bırakmışlardır.  Onlar, yaşadıkları (Hristiyani) şehrin bir düzen içinde ve bir düşünceye göre gerçekleşmesinin doğru bir düşünce olduğunu daha 5. yüzyılda keşfetmişlerdi. 
Antik Yunan veya Avrupa şehirlerinin tersine İslam Şehirleri, merkezi bir otoriteye bağlı olmaksızın gelişme süreci, bağımsız bırakılmıştır. Kendiliğinden gelişme seyrini çizen İslam Şehirleri, Kader olgusuna insanın tahakkümü söz konusu olamaz gerçeğini yansıtacak şekilde bir seyir izlemiştir. Bu bakımdan İslam Şehirleri, gerçekten tamı tamamına dişi şehirlerdir. Eğer mimari ve estetik argümanlar gözetilerek yapılırsa, gecekondular da dişi şehirlere iyi birer örneklik teşkil edebilirler. Çünkü burada da bağımsız bir yapılaşma söz konusu. Ekonomik olarak güçsüz bırakılan insanlardan, mimari şaheserler beklememize imkân yok. Kıt imkânlarla vücuda getirilen bu konutların, İslam evini her ne kadar yansıtmasa da en azından ailenin kendi başına serbestçe hareket edebileceği bir mekândır. Bu bile üstü üste konmuş evler olan apartmanların özgürlüğü kısıtlayan havasından yeğdir. 
*********
Şu an içinde yaşadığımız şehirleri, mimari ve şehircilik olarak bir düzen içinde bizim belirlemediğimiz kesindir. Bizden önce yaşayan atalarımız veya onlardan da önce burada yaşayanlar, şehrin mimarisini belli bir konuma getirmişlerdir. Onlar, kendi inanç ve düşünceleri doğrultusunda şehrin mimarisini düzenlerken, büyük bir ihtimalle geleceklerini de göz önünde bulundurmuşlardır. Çünkü çocukları da bu şehirde yaşayacaktı ve bu şehir onları bir şekilde yansıtmalıydı. 
Kendi pratiklerini şehrin her noktasına kadar yayan bu insanların, yaşadıkları dönem içinde huzur ve refahı yakaladıklarını tahmin etmek o kadar da güç değil. Şehrin her tarafında onlara ait izlerin bulunması, dönemin mimari ve sosyal içeriğinin ne derecede şehre yansıdığını bu şekilde görmek, bizleri de günümüz şehircilik anlayışı noktasında, günümüze ait ama biz olan pratikleri yansıtmamız gereğini zorunlu hale getirmektedir. Eğer biz, pratiklerimizi şehrin mimarisine yansıtmaz isek, bizden sonra gelecek neslin bizden hesap sormayacağını nasıl tahmin edebiliriz?
Evet, şehirler, içinde yaşayan insanların gereksinimlerini en ideal biçimde yansıtmak durumundadırlar. Mimarlar, mühendisler, yöneticiler, şehirle ilgili olan herkes, o şehirde yaşayan insanların gereksinimlerini saplantıya girmeden en iyi biçimde yansıtacak mimari projeleri düşünmek ve gerçekleştirmek ve bunu yaparken de estetik bir kaygıyı ön planda tutmak zorundadırlar. Hatta biraz özgür bırakmalıdırlar. Ki şehir, içinde yaşayan insanlara özgür bir alan bıraksın. Çünkü şehir, sadece beton ve taştan mamul bir yığınak değil, tam tersi bununla birlikte sosyal yönü ağır basan, dıştan bakıldığında durgun ama kendi içinde sürekli hareket eden büyük bir canlı organizmadır. Frederick Kiesler'in "şimdiye kadar mimari erkeklere özgüydü. Şimdi kadın bedeni gibi, son bulmayan sürekliliğiyle kadına özgü bir mimari başlıyor."  ifadesi,  şehrin doğurgan yapısıyla bir süreklilik arz ettiğini ve buna bağlı olarak mimarinin de bu yapıya uyması gerektiği yönünde gizli bir telkinde bulunuyor. Bu yüzden canlı olan bu organizmaya yapılan her yanlışın, adam öldürmek gibi algılanacağı da vurgulanmak isteniyor. Çünkü insan, kendine ait faziletleri şehre yansıtarak ona insan vasfını kazandırmıştır. Bununla birlikte ve buna bağlı olarak şehir, insanın insan boyutunu temsil etmekle, ne kadar insani olduğunu kanıtlamıştır
İnsanların barınmak gibi bir zorunlulukları olduğunu biliyoruz. Fizyolojik ihtiyaçlarını karşılayan insanların, ikinci derecede önem verdikleri konu, barınma ihtiyacıdır. Tabiatın ağır şartlarından ve diğer insanların gözlerinden sakınma ve korunma, barınma ihtiyacını doğurmuştur.  Barınma sorunu giderilmeye çalışılırken, uzmanlar, bu mekânların birbiriyle uyumu için dış mekânları da estetik bir kaygıyla tamamlamak zorunda kalmışlar. Çünkü eski çağlarda şehirler şekillendirilirken de dış mekânların iç mekânlarla uyumu gözetilirdi. Antik Yunan şehir devletleri de, İslam şehirleri de bunu en iyi biçimde ortaya koymuştur.  Bu yüzden, şehirlerde yaşayan insanların ruhlarını şekillendirecek ve ruhun tüm ihtiyaçlarını karşılayacak bir gereksinimi olduğunu gözden kaçırmamak gerekir. Şehir planlayıcılarının şehrin mimarisini kurgularken, sosyolojik açıdan da bir donanıma sahip olmaları gerekir. Eğer bu donanımlara sahip olmayan şehir planlayıcılarına, şehrin mimarisi  teslim edilirse şayet; o zaman şehre gelecek felaketleri tasavvur etmek dahi, istenmeyen bir sonuç olarak karşımıza çıkacaktır.. Çünkü mimari, özellikle şehir mimarisi, donanımsız mimarlara teslim edilmeyecek kadar ciddi bir organizasyondur. 
Şehir insanın bir yansımasıdır, dedik. Gerçekten evleriyle, parklarıyla, cadde ve sokaklarıyla, yönetim binalarıyla, sosyal ilişkileri geliştiren mekânlarıyla, mabetleriyle şehir, insanın görünmeyen yönlerinin dışa vurumudur bir bakıma. Eğer insanın iç boyutu, estetik bir kaygı gözetilmeden şehrin bu organlarına yansıtılırsa şayet, bireysel ve toplumsal buhranlar da birbirine bağlı olarak ortaya çıkacak ve şehirliyi pençesi altına alacaktır. Bu durumda ağır yara alan insanların sağlıklı düşünmesini beklemek mümkün olmayacaktır. Dolayısıyla olayları zincirleme düşünecek olursak, ağır yara alan insanların sağlıklı bir şehir mimarisini kurgulamalarını da beklemek imkân dışı kalacaktır, herhalde.  

 Yeryüzünün ilk ve en büyük mabedi olan Kâbe, mimari açıdan da Müslüman mimar ve sanatçılara, ortaya koyacakları eserlerinde Ana Tema fikrini veya temel düşünceyi, bir bakıma vermiştir. Çünkü "Mimari, insan ile varlık arasındaki ilişkiyi, maddi, organik, ruhi ve fıtri bütün varlık alan ve tabakalarında düzenleyen disiplindir.  Burada fiziki görünüşten ziyade kastedilen, onun ruhudur. O ruh olmadan, zaten onun çeşitli şekillerde, mesela büyükçe yapılmasının da bir anlamı yoktur. İslam Sanatında genelde "Çokluktan Tekliğe" doğru bir yol izlenir. Bütün imgeler, desenler, şekiller, motifler... inşaat malzemesine işlenirken orta noktaya doğru giderken azala azala tek bir odakta birleşir ve  Allah'ın birliği burada özenle vurgulanmış olur. Camii kubbelerinin üstündeki metalin üzerindeki çizgilerin en alttan başlayarak, en üst noktadaki alem etrafında birleşmesi, bu birliğin tezahürü olarak nitelendirilebilir.
 İşte bu tavır, İslam Düşüncesi  ve İslam Sanatı'nın ruhudur. Camii kubbelerinin en üst noktası bu birliğin, bu ruhun ayan beyan vurgulandığı sembol yerdir. O kubbenin altında saf duran Mü'minler, bu birlik ruhunun yansımasını ibadetleriyle ortaya koyarlar. Tek odakta birleşen yüzler ve kalpler, kıbleye doğru yönelirlerken imama uyarak ibadetlerini yapmaları, onların kulluk bilinçlerinin geldiği nokta olan tevhid bilincinin tezahürü gibi algılanmalı. İmama uyarlarken, aslında Allah'a kulluklarının gereğini de yerine getirmiş oluyorlar. Çünkü Yaratıcı, 'namaza çağrıldığınızda işinizi bırakıp, camiye gelin; yani Kurtuluşa ve kulluğun gereğini yerine getirmeye gelin' gibisinden bir davetle Mü'minleri bu Kubbenin altına, imamın arkasına, birlikolmaya çağırıyor. Bu birlik, beraberlik ve kulluk bilinci, Müslümanların hayat felsefesi haline gelmiştir. 
Bu anlayış biçimi, giderek İslam şehirlerine de yansımıştır. İdari binalar, çarşılar, Pazar yerleri ve meskenler,  Camiyi ortalarına alacak şekilde tanzim edilir. O bölgede yaşayan bütün Müslümanların Camiye yakın olmalarıyla bu birlik ve beraberlik ortamının sağlanması gerçekleşmiş olur. Çünkü kulluk bilinci, bunun böyle olmasını gerektiriyor. İşte bu anlayış, İslam şehirlerinin bu şekilde tanzim edilmesini gerektirirken, içinde Allah'ın Adının çokça anıldığı yer olan cami yani ibadet edilen yer, Teklik yani birlik ve beraberliğin yeri olarak şehrin ortasında yer alır. Yaşadığımız şehrin İslam şehri olduğu bilinciyle, bu önemli noktayı göz önünde bulundurmamız gerekecek. Yeniden yapılanma veya eskinin üzerinde yeni eklemelerde bulunulurken, bu birlik anlayışının tezahür etmesi, bizim şehircilik olayına verdiğimiz önemi gösterecek, kanaatindeyim.

Bu yüzden, şehir mimarisiyle birebir muhatap olan yetkililerin, şehrin mimarisini kurgularken, o şehirde yaşayan insanların iç/manevi boyutunu ilgilendiren mesajlardan haberdar olmaları ve bunu dikkate almaları gerekir. Ancak bu şekilde estetik değeri yüksek olan şehirler kurabiliriz. Sadece estetik değeri yüksek olan şehirler mi? Bununla beraber, dinsel öğelerin de her tarafına bire bir yansıdığı ve estetik değeri yüksek olan şehirler kurmuş olacağız. 

 
Etiketler: NASIL, BİR, ŞEHİR,, NASIL, BİR, MİMARİ?,
Yorumlar
Diğer Yazılar
SANAT ESERİ VE İŞLEYİŞ BİÇİMİ
12 Eylül darbesi dolayısıyla ŞİİR VE SAVUNMA
İBRAHİM’İN MEDİNE’Sİ
KADIN ERKEK EŞİTLİĞİ
“KIRILMALAR” DOLAYISIYLA FARUK UYSAL ŞİİRİ
ANADOLU'NUN MANEVİ IRMAĞI YUNUS EMRE…
URFA: RUHUN MASALI…
NABİ…
GÖKYÜZÜ MELEKLERİ / AYLİN BEBEK’İN HİKAYESİ
AHLAK VE HUKUK
MUHALEFET…
BUGÜN BAYRAM…
MEHMET TALAT AKAY’IN ARDINDAN…
FOLKLOR ŞİİRE DÜŞMAN DEĞİL
ORUÇ VE KUDÜS
SAVAŞ VE UÇURTMA
KUDÜS… EY KUDÜS!
HARRAN ŞİİR AKŞAMI
KADİM ŞEHİR
İNSAN ve ÇEVRE
Sarı Kitap Dolayısıyla TAYYİP ATMACA’NIN ŞİİRİ
GAP GÜNDEMİ İLE 20 YIL…
CAMİLER… İMAMLAR… YA DA MESCİD-İ NEBİ
YAZMAK…
GÜZEL ADAMLARIN ŞEHRİ
ŞİİR NİÇİN YAZILIR VEYA NİÇİN OKUNUR ŞİİR
ŞEHİR BİZDEN NE İSTER YAHUT BİZİM ŞEHİRDEN BEKLENTİLERİMİZ
ŞEHİR ÜZERİNE DÜŞÜNMEK YA DA KENT KONSEYLERİ
BİR ŞEHİR ELEŞTİRİSİ YAPMAK
ŞEHİRLER ÖLÜR DE
ARAYAN BULUR ŞAHİN DOĞAN GİBİ
ŞEHRİN REFLEKSİNİ ÖĞRENMEK
Siraç SUMAN
KAÇMAK…
GEBECE
ABD’YE OLAN NEFRETİM
ZOR HAYATLAR
AKADEMİK KİTAP OKUMAK Ya da TÜRKİYEDE’Kİ SURİYELİLER
KÜRT EDEBİYATI ÜZERİNE KISA BİR BAKIŞ
BUGÜN TAŞ ATMA GÜNÜ
SABİR RÜSTEMXANLI İLE
TEMMUZ ATEŞİ
TEK MİLLET TEK DEVLET
ŞEHİR ve İNSAN EĞİTİMİ
ÇANAKKALE RUHU DOLAYISIYLA
ŞEHİR VE KİMLİK
Yeni Bir Harran Dergisi
Aşk ve Mekân ŞEHİR
SAMİMİYET…
ŞEHİR BİZDEN NE İSTER! YA URFA?
ERDEM, İNSAN, ŞEHİR…
GÜZEL ADAMLARIN ŞEHRİ
Temmuz Ateşi
SAMİMİYET…
HİÇLİK… YA DA 15 TEMMUZ SÜRECİ
GÜNEŞİN ALTINDA ÇOK ŞEY OLUYOR
MELA AHMED CİZÎRΒNİN DİLİ
"İçin cennet, dışın cehennem olsa, sana asla dönmem"
BİR SEMPOZYUM'UN ARDINDAN
HARRAN DERGİSİ'NİN KAPANMASI
Türkiyelilik ve Osmanlılık
PERSONNA NON GRATTA
"TANRILAR VE KULLAR"
İNSAN-MEKÂN-ŞEHİR
SİYASETİN AMACI VE SİYASETÇİYE
KİM RÜYAMI GÖRECEK?
YENİ YILA BİR GİRERKEN...
Bizim Gazete
Ulusal Gazeteler
Yazarlar
Alıntı Yazarlar
Şanlıurfa
Sıcak
Güncelleme: 18.09.2018
Bugün
22° - 35°
Çarşamba
23° - 35°
Perşembe
23° - 36°
Şanlıurfa

Güncelleme: 18.09.2018
İmsak
04:40
Sabah
06:02
Öğle
12:26
İkindi
15:53
Akşam
18:38
Yatsı
19:53
Süper Lig
Takımlar
P
Av
M
B
G
O
Arşiv Arama
Modül 1

Bu modül kullanıcı tarafından yönetilir, ister kod girilir ister iframe ile içerik çekilir. Toplamda kullanıcı 5 modül ekleme hakkına sahiptir, bu modül dahil tüm sağdaki modüller manuel olarak sıralanabilir.

Haber Yazılımı