Yazı Detayı
30 Ocak 2018 - Salı 09:33 Bu yazı 5630 kez okundu
 
NARIN HİKÂYESİ - 2
Ali TUTLUOĞLU
alitutluoglu_1976@outlook.com
 
 

Dünden devam…
Bazı dini metinlere göre, Allah (c.c) ilk insanı - Âdem- cennetten yeryüzüne gönderdiğinde - kimi rivayetler bu yerin Urfa olduğu- avucunda bir kaç nar tanesi olduğu söyleniyor. Cennet meyvesi nar, Şanıurfa'nın bazı ilçelerinde ve bazı köylerinde artık orayla ismi eşdeğer bir şekilde anılır; Karaköprü narı, Şuruç narı gibi, bu kültür bir yaşam felsefesi olarakta insanın yaşamına her yönüyle sirayet etmiş, ender cennet meyvelerindendir. Karaköprü, Suruç ve bazı sulak arazilerin bulunduğu yerlerde binlerce yıl ekimi yapılan, kendine has bir cinsi olmasıyla da gerçekten haklı bir şana sahiptir. Bu ağacın ve cennet meyvesinin, yetiştiği topraklara ve toplumlara kattığı anlam ve özelliği üzerinde biraz duracak olursak, tarihin imbiğinden süzülerek gelen nar kültürü olduğunu rahatlıkla görebiliriz aslında.

Nar kültürünün toplum yaşamındaki yansıması, evvala bolluk ve bereketin simgesi olmasıdır. Hatta tanelerinin içindeki çokluğu temsilinden dolayı, Tevhit inancına dahi yorumlandığı da bazı kültürlerde vardır. Saniyen farklı geleneksel bir inanışta, tanelerinden birini dökmeden yiyebilenin cennette gireceği düşüncesi-inancıda toplumda çok yaygın olan bir inançtır. Salisen ise insanlar yavaş yavaş büyüyüp hayatın zorluklarıyla karşılaştıktan sonra modern zamanların hastalıklarıyla karşılaştıklarında kendilerine naylon tepsilerde sunulan suni meyveleri yediklerinde dimağlarında oluşan olumsuz duruma alternatif olarak organik yada eski ifadeyle muhayyer narı iştahla nar yemeye başladığında bu tavsiyeleri büyüklerinden duymayan da yok gibidir. Bu topraklarda dostlukların en önemli simgesi nar olduğu, hasat zamanında da ikram edilen narın derin bir muhabbetin varlığına delil olduğu kabul edilir. Halk arasında ki diğer bir inançta iyiliği sembolize eden bu cennet meyvesinin, buralarda şu anda da "Alternatif Tıp" olarak adlandırılan "Bitkisel İlaç" piyasasında kocakarı ilacı olarak, şeker hastalığı, damar ve kalp rahatsızlıklarında kullanıldığını bilmeyen yok gibidir. 

Tanelerin muntazam dizilişiyle muhteşem bir görüntüsü olan nar, sağlık açısından Batı toplumlarında yeni yeni keşfedilirken, görünüş itibariyle esrarengizliği, yenmesi ile ise bir nevi sabrın ölçüsü ve meşakkatli bir meyve olduğudur. Narın kırılması, yani kesimesi ve tanelenmesi, kabuklarından, zarından ayıklanması sabır ve ince bir emek ister. Nar ağacının uzun yıllar bir emekten sonra meydana gelmesi ve yetişmesi, yaz başlarında, o iç geçirten nar kırmızısı rengiyle çiçeklerini açması doğaya apayrı bir renk harmonisi katar ve gönüllerimize bir cennet mekânı huzuru uyandırır. Sonbaharda ise muhteşem eserini, yani meyvesini insanoğluna sunar. Acaba Âdem babamızın cennetten çıkarılmasına sebep olan meyve bu olmuş olmasın?

Pek yazılıp çizilmemiş olsa da, geçmişteki nar bahçelerin güzelliği, nasıl uçsuz bucaksız bir çölde aniden ortaya çıkan vahalar, insan ruhunda bir çağrışım uyandırıyorsa, Karaköprü ve Suruç ovasındaki meşhur nar bahçeleri de, cennetten bir köşe olarak aynı tasavvuru zihinlerde oluşturuyordu. Geçmişe uzanıp baktığımızda, nar yetiştiriciliği başlı başına bir sanatın icrasıdır. Nar bahçelerinin düzeni, bakımı, Japonların bahçe düzenleme sanatı düzeniyle aynıydı. Karaköprü ve Suruç'un nar bahçeleri birçok yabani hayvanın korunağı haline gelmiş ve bir nevi doğal parktı aslında. Nar yetiştiricilerinin, bahçelik konusundaki yetenekleri, Babil'in cennet bahçelerinden miras kalmış destek yeridirde. Var olan bilince nar ağaçlarının ilkel yöntemlerle ıslahı ve hep saf orijinlerin korunmasında da bugün dahi görebiliriz bunu. Son yıllarda piyasada inanılmaz bir talep patlamasına uğrayan nar, sanki tadı ve faydaları yeni keşfedilmiş gibi bir algı oluşturuluyor. Hâlbuki kadim toprakların kadim meyvelerinden birisi olan bu asil meyve Mezopotamya kültüründe bir zeytin, bir incir, bir üzüm kadar geçmişi olan ve görüntüsüyle, mayhoş tadıyla, bin bir faydasıyla hiçbir meyvede rastlanmayacağı kadar faydalı özellikleriyle bu kadim geleneklerin ürünüdür.

Narın sosyal yaşamımızda sağlık, tarım, eğitim ve birçok geniş bir alanda ki dericilik bunlardan biridir geniş bir kullanım alanı vardır. Çekirdekleri bile hayvanlar için besleyici özelliğe sahiptir. Mesela, karın ağrısı ve ishal vakalarında siyah nar olarakta bilinen bir nar türünden binlerce yıldır şifa niyetine kullanıldığını, nar kabuklarının kurutulmasıyla elde edilen tozun deri işlemeciliğinde çok önemli bir antiseptik kimyasal olduğunu ifade edelim. Nar pekmezi kış aylarında, dünya mutfağının ve Anadolu coğrafyasının yemeklerine katmış olduğu tat, tarihi metinlerde yer alırken çiğköftenin yanında en güzel tatlandırıcı ve içecek olduğu da burada yaşayan kadim halklar bilirler. Bunun yanında yaz başında, çiçek zamanı geldiğinde nar çiçeğinin kırmızımsı ateş rengi muhteşem bir güzellik saçar tabiata..! Doğada az bulunur bir görsellik sunar insanoğluna! Nasıl meyvesi damaklara eşsiz bir lezzet bırakırsa, nar çiçeği de, aynı etkiyi bırakır insan ruhunda. 

Bu meyvenin yetiştiği bereketli topraklarda yaşayanlar iç ve dış görünüşüyle esrarengiz bir meyve olan nara ve ağacına binlerce yıl inanılmaz bir emek vermiş ve her şekilde ve her şeyinden faydalanmıştır. Birçok evde dekoratif bir meyve olarak kullanıldığına tanık olduğumuz bu geleneğin günümüzde dahi bazı evlerin duvarına asılmış narlara rastlamak suretiyle mümkündür. Hem de bütün bir yıl boyunca daha derin dondurucular keşfedilmeden çok önce… Acaba hangi meyve yılın on iki ayı derin dondurucular olmadan, kavurucu sıcakların ve soğuk kış günleri olduğu bu kadim topraklarda, hasattan hasada hiç bozulmadan saklanabilirdi ki… İşte buralar narın yetiştiği ve korunduğu yerdi, onun için düğünler hangi mevsimde olursa olsun gelinler güveği evine girmeden önce bir Karaköprü narı hazır bulunurdu; eğer yoksa konu komşu da mutlaka duvarda asılı bulunduran bir nar sevdalısından temin edilip gelinin o narin ellerine verilip kapıdan girmeden geremeçte kırılması sağlanırdı ki o evlilik hayırlara vesile olsun ve bereketli olsun diye. Derin dondurucular keşfedilmeden çok önce buralarda mümkünmüş her mevsimde narın hazır bulunması. Meğerse işin püf noktası sonbaharda, hasat zamanında, dalından cerrah hassaslığında kesilen narların, hiçbir darbeye maruz kalmadan, yüksekçe kuytu köşelerde hiçbir şekilde ezilmeden-zedelenmeden, bir tanesinin tüm narın bozulmasına yol açtığı bilindiğinden yüksek bir yerde bırakılmasıyla korunabiliyordu.

Yaz sıcağında daha buzdolabının keşfedilmeden çok önceleri bu yörede kızgın güneşin altında nar şerbetine buz atılmadan soğuk sularla küplerde dinlendirilen nar şerbetiyle ne güzel iftarlar açılırdı, ne hoş yemekler yenirdi. Ta ki kış aylarında toplanan karların yörede bulunan höyüklerde açılan özel bölümlerde, saman içinde muhafaza edilmesiyle, yaz ayların en sıcak günlerinde, bir nevi buzdolabı işlevi gören bu çukurlardan gerektikçe buz niyetine kullanıldığını öğrendikçe, hayranlık ve şaşkınlığımız bir kat daha artıveriyordu. Haçlıları dize getiren İslam birliğini kuran Kudüs'ü Haçlıların elinden kurtaran Müslüman-Kürt Devlet Başkanı, Selahaddin Eyyubi'nin tutsak aldığı Haçlı Komutanlarına, Ortadoğu sıcağında Frenk Kralı ve yanındakilerin, şaşkın bakışları arasında ikram ettiği buzlu şerbet, işte bu kadim topraklarda yetişen nar kültürünün devamı niteliğindeki hoş yansımalarıdır.

Bu topraklarda, kadim Türk-Arap-Kürt vs. uygarlıklarından yansıyan köklü gelenekler var ki, çoğu artık unutulmuş ya da fazla bilinmez olmuştur. Bunlardan en ilginç ve manidar olanı, er bir kişinin yiğitliği, cesareti ve korkusuzluğun ölçüsü olarak narla yapılan imtihanıdır. Yiğitliğe (ağitliğe) aday bir kişi belli büyüklükteki bir narı eline aldığında, onu parçalara ayırıp yeme süresince bir tek nar tanesini dahi yere düşürmeden yeme işini yapabiliyorsa halkın kutsal saydığı vasıflara sahip olduğuna dair binlerce yıllık inanç vardır. Akıl, beceri, cesaret ve sabır gibi vasıfların mevcudiyetini kişi de bulunduğuna dair en önemli tespitidir bu narı dökmeden sabırla yemesi. Bu imtihanda en önemli olan, imtihana tabi tutulana hiçbir şey htirilmemesiydi. Gizliliğin ana gayesi, sadece insan onuruna gösterilen saygının yansımasıydı aslında. Yani barbar toplumların, birbirlerinin onurlarını ayaklar altına alarak, karşılıklı düellolarla ortaya çıktığına inandığı sahte vasıflar, bu coğrafyanın insanı, hiçte kanlı yöntemlere başvurmadan er kişinin tıynetini-titrini nar yeme testine tabi tutarak gayet bilgece ve gayet incece bir şekilde hakkıyla öğreniveriyordu. Ve ilginçtir ki bu imtihan, yaşamın her alanında, zamanla talan ve çatışmalarda kendini hep doğruluyordu yavaş yavaş. Çağdaş zamanların modern Moğolları şu anda eğer bu kadar yıkım, kan ve gözyaşı akıtıyorsa ve halen yüreklerimiz nurlar içinde değil de nârlar içinde yanıyorsa bu kadim toprakların yiğit evlatları lüzumsuz bir şekilde birbirine kırdırılıp, kırılıp ve göç etmeye mecbur bırakılıyorsa kadim geleneklerin, kadim dillerin, kadim halkların çaresiz insanları yurtlarından ve yuvalarından ediliyorsa bu ne büyük bir imtihandır Allah'ım. Sen yiğitlerimizin nârla imtihanını nura cevir inşaAllah..!
-SON-

 
Etiketler: NARIN, HİKÂYESİ, -, 2,
Yorumlar
Diğer Yazılar
BİR ÇAĞRIDIR ŞİİR
GÜL BAHÇESİ
KAHVENİN SERÜVENİ
YOKLUĞUN VARLIĞINDA
ACI HAYAL
BİR SÜRGÜNDÜR YÜREĞİM
NARIN HİKÂYESİ - 1
DEDE OSMAN AVNİ HAZRETLERİ
KÜLTÜR ve DİL- 2
KÜLTÜR ve DİL- 1
GİDİŞİNLE...
KIRMIZIDIR AŞKIN RENGİ
SENİ DÜŞÜNMEK
KARAKÖPRÜ'DE ALİ BABA HAYRATI
KALBİN KIRIK TARAFI
HOŞ BİR SADÂ..!
BİR ÇAĞDAŞ OZAN'IN CANDAN TANELERİ
SEVMEYİ HEP ERTELEDİK BAŞKA ZAMANLARA
GİTMEK GÜZELDİR ÖTELERE
HERKES KARAKÖPRÜLÜ OLDU
NARIN HİKÂYESİ
BÜYÜKŞEHİR’İN KİTAP TANITIM GÜNLERİ
BİRAZ DA NOSTALJİ
SEVGİLİLER GÜNÜNE DAİR..!
MEHMET AKİF İNAN ve SENDİKACILIK
DEDE OSMAN AVNİ HAZRETLERİ
ÇOCUKLAR ÖLDÜ TURNAM SEN ÖLME
HAK ETTİĞİNİZİ BULURSUNUZ!
DİL ÜZERİNE BİR DENEME
CAFE'NİN HİKÂYESİ
BEN DE SİZİN KADAR BURALIYIM -2
BEN DE SİZİN KADAR BURALIYIM -1
"BU ŞEHRİN GECELERİ"
ŞANLIURFA'NIN AK ve karası
"HAYIRDA YARIŞANLAR OLUN"
KARAKÖPRÜ’DE ALİ BABA HAYRATI
GAP KIZ ANADOLU LİSESİ VE AHMET ÖZYAVUZ
BİR OKUYUCU MEKTUBU
YILDIZ YAĞMURU-2
YILDIZ YAĞMURU-1
AZİZ VALENTİN GÜNÜ…!?
KÜLTÜR DİLİ OLARAK TÜRKÇE
TARİHİ AÇIDAN BAĞIMLILIK
“M. NİHAT KÜRKÇÜOĞLU FIRÇASINDAN” ŞANLIURFA ALBÜMÜ ÜZERİNE
YEŞİLAY ve TBM
ADALET ÖZGÜRLÜK VE ONUR. HER ŞEY İNSANLIK İÇİN
ÖZGÜR DÜŞÜNCEYİ KAVRAMAK
ŞAZELİ ŞEYHİ ALİ DEDE
HZ. İBRAHİM, DERGÂHTA YAPILAN ZİKİRLER VE İHSAN ÇERMİKLİ
YIKILMIŞ BİR MEZARIM Kİ…!!!
ALİ BABA CAMİİ'NDE RAMAZANI YAŞAMAK
MEDENİYETİN ÇILDIRDIĞI AN
IRMAKLARI KAN AKAN COĞRAFYA
URFA’NIN KÜLTÜREL VİZYONU NASIL OLMALI
"KÖMÜR KARASIDIR GÖZYAŞI"
ŞEHİR VE MEDENİYET
YENİDEN MERHABA
Bizim Gazete
Ulusal Gazeteler
Yazarlar
Alıntı Yazarlar
Şanlıurfa
Az Bulutlu
Güncelleme: 13.11.2018
Bugün
11° - 20°
Çarşamba
11° - 15°
Perşembe
- 15°
Şanlıurfa

Güncelleme: 13.11.2018
İmsak
05:30
Sabah
06:54
Öğle
12:16
İkindi
15:00
Akşam
17:26
Yatsı
18:43
Süper Lig
Takımlar
P
Av
M
B
G
O
Arşiv Arama
Modül 1

Bu modül kullanıcı tarafından yönetilir, ister kod girilir ister iframe ile içerik çekilir. Toplamda kullanıcı 5 modül ekleme hakkına sahiptir, bu modül dahil tüm sağdaki modüller manuel olarak sıralanabilir.

Haber Yazılımı