Yazı Detayı
10 Ocak 2018 - Çarşamba 09:08 Bu yazı 562 kez okundu
 
MÜNİR ÖZKUL VE KAYBOLAN MERHAMETİMİZ...
Osman GÜLEBAK
o.gulebak@ilkemuhabir.com
 
 

Geçtiğimiz gün şu fani dünyaya veda eden sinema oyuncusu Münir Özkul, özellikle filmlerdeki merhamet sahibi karakterinden olsa gerek ki onu tanıyan herkesi hüzne boğdu. O filmlerde bazen sevecen bir baba, bazen yardımsever bir bakkal, bazen de öğrencilerine cebindeki tüm parasını verebilecek bazen de onlar için ağlayabilecek kadar naif bir müdürdü. Yani onun tüm film karakterlerinde sevgi, merhamet ve şefkat hâkimdi. 

Fakat herkese bu yapısı ile örnek olan merhumun 'gel git'li hayatı, toplumumuzda bu durumun tam tersine şahit olmuştur. Kim bilir, belki de filmlerde bu rolleri oynamasının asıl sebebi toplumumuzda gördüğü bu eksiklikti...

Peki, filmlerde bu kadar iyi biri ve aynı zamanda dindar bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen merhum Özkul, neden ömrünün son demine kadar babasının soyadına koymakla istediği 'ÖZKUL' olamamıştı? Biri çocukluğunda diğeri de gençliğinde yaşadığı iki olay maalesef onu önce camiden sonra da İslam'dan uzaklaştırmıştır.

Gelin bu acı ama gerçek iki olayı okuyalım ve hayatımızda nice Özkul olabilecek kapasiteye sahip insanların, merhamet ve hikmetten nasiplenmemiş biz Müslümanların eliyle nasıl İslam'sız bir hayat yaşadıklarını görelim... Görelim de kendimize çeki düzen verelim.
Merhum Özkul'un okuduğu Kartaltepe ilkokulunun avlusu, aynı adı taşıyan caminin bahçesine bitişiktir. Vakit bahardır ve caminin bahçesinde çiçekler rengârenktir.

Teneffüse çıkmış olan küçük Münir, etrafına bakar ve birden caminin avlusuna geçer. O çok sevdiği güzelim çiçeklere doğru koşar. Maksadı, onlardan bir kaçını koparıp götürmek ve öğretmenine vermektir. Ancak tam da eğilip elini çiçeklere uzattığı sırada, caminin kapısı açılıverir ve orada kısa boylu, şişman, sakallı birisinin öfkeyle kendisine bağırdığını görür. Bunun karşısında korkuya kapılan Münir, çiçeği unutur ve can havliyle kendisini ilkokulun avlusuna atar.

Nefes nefesedir. Kan ter içinde kalmıştır. Artık aklına ne ders girer, ne de başka bir şey… Varsa yoksa camide kendisine öfkeyle bağıran korkunç adam ve onun avazı çıktığınca ortalığa saldığı bağırtısı:
"Ne yapıyorsun ulan orada! Şimdi gelirsem, koparırım kulaklarını!"
O günden sonra, bir daha cami tarafına dönüp bakmaz bile… Hele de, cami bahçesinde gördüğü sakallı tiplere rastladığında, bütün benliğini derin bir korku ve öfke kaplar.
Derken önce tiyatro, sonra da sinema oyuncusu olarak, yıllar yılı inanç ve ibadet hayatına ilgisiz kalır.
Yine bu kadar iyi bir insanın nasıl olur da İslami bir hayat yaşamadığını merak eden arkadaşına şu ibretlik olayı anlatır:

"Gençlik yıllarımda, içimdeki inanma arzusu bir defa öylesine tepti ki, engelleyemedim. O zamanki arkadaşlarımdan dindar bildiğim Uğur Bey'e başvurdum ve ne yapmam gerektiğini sordum. Çünkü inanma ihtiyacı beni müthiş zorluyordu. O vakit, içinde bulunduğum çevrenin seçimi ve beğenisi istikametinde, her ne kadar inançsız takılıyorsam da, kendimi tutamadım.

 Uğur, çok takdir ettiğim namazlı bir arkadaşımdı. Bana yardımcı olmasını istedim. Ancak o, istediğim yardım için beni bir başkasına götürmeyi teklif etti. Dedi ki:

"Sümbül Efendi Camii'nin çok muhterem bir hocası vardır. Umarım sen de onu çok seversin. Dinimizi çok iyi bilen bir insandır. Seni ona götüreyim."

Bu teklifi büyük bir sevinç ve heyecanla kabul ettim. Böyle saygın bir din âlimi beni kabul ettikten sonra, ben neden görüşmek istemeyeyim? Uğur'la anlaştığımız gün ve saatte buluşup Nurullah Efendi'ye gittik. Beni büyük bir sempati ve sevecenlikle karşıladı. Daha ilk anda korkularım, endişelerim yok oldu. Yanında büyük bir huzur duydum. O güzel insanın şahsında çoktan vefat etmiş babamı bulmuş gibi oldum.

Gerçekten bir baba gibi davranıyor ve müthiş bir güven ortamı oluşturuyor, yangın yerine dönmüş içimi rahatlatıyordu. Nurullah Efendi'yi o güne kadar tanımadığıma çok üzülmüştüm. Kendisine çok ısındığımı ve bundan sonra sıkça ziyaret edip istifade etmek istediğimi söyledim. Çok sevindi ve "Zaten öyle olacak. Artık hiç ayrılmayacağız. İnşallah iki cihanda da beraber olacağız, beklerim." dedi.

Hemen cuma günü Sümbül Efendi Camii'nde buluşmaya karar verdik. Cuma vaazından önce, caminin kapısı önünde buluşmak üzere sözleşip vedalaştık. Büyük bir heyecan içindeydim. Cumayı iple çektim. Nihayet beklenen gün geldi. İçim içime sığmıyordu. Epey araştırarak ve yanlış yapmamaya çalışarak abdest aldım.

Nerdeyse çeyrek asır aradan sonra, ilk defa camiye girecektim. Hata yapmamak, göze batmamak, pot kırmamak için çok dikkatli olmalıydım. Ama bir tesellim de vardı. Çünkü Uğur ile buluşacak ve camiye birlikte girecektik. O bana, "Hiç merak etme. Zor bir şey yok. Üstelik ben senin yanında olacağım, yapman gereken her şeyi söyleyeceğim." demişti. Rehberim tecrübeli idi. Çünkü o, her cuma camiye giden bir arkadaştı.

Böyle karmaşık duygu ve düşünceler içinde, tabii yine de önemli kuşku ve korkuyu da içimde taşıyarak camiye geldim.

Anlaştığımız saatten biraz da erken gelmiştim. O tarihî dekor içindeki avluda biraz bekledim. Neredeyse her dakika saatime göz atıyordum. İnsanlar camiyi doldurmaya başlamışlardı. İçeriden vaaz sesi de gelmeye başlamıştı. Ancak ben dışarıda beklemeyi sürdürüyordum. Çünkü bana kılavuzluk yapacak arkadaşım henüz gelmemişti.

Bir ara, girip içeride beklesem, hem de konuşmayı kaçırmasam diye düşündüm ama buna cesaret edemedim. Çünkü cemaatten bazıları, bana tuhaf bakıyorlardı.

Cami kapısının kenarında tedirgin durmam, kılık kıyafetim, tipim, belki de o cemaatten hiç kimsede görünmeyen saç biçimim ve uzun favorilerim dikkati çekmişti. Birilerinin dikkatimi çeken tarafımı tam da bilmiyordum ama onlardan hiçbirine benzemediğim kesindi.

İster istemez, bana şöyle bir göz atıp camiye giriyorlardı. Bazıları, hafif bir tebessümle beni selamlıyor, bazıları da başlarını eğerek sessiz bir sempati gösteriyorlardı.

Zaman epeyce geçmiş ve ben de kapıda iyiden iyiye sıkılmıştım. Üstelik dinlemeyi çok istediğim konuşmadan da mahrum kalıyordum. Kapıdan şöyle bir göz attım. Cami epeyce dolmuştu. Belki bana namaz kılacak yer de kalmayacaktı.

Camiye girip, arkadaşımı içeride bekleyeyim dedim. Bu benim için zor bir karardı. Kapıdaki meşin örtüyü kaldırıp camiye ilk adımı attığımda, heyecanım bayağı artmıştı.

Kendime oturacak bir yer arayarak, safları aşmaya başladım. Ancak fazla önlerde de olmayı istemiyordum. Hem Uğur'un beni görmesi hem de sanki ön safların daha bir dikkat istediğini hmiş olmam, beni biraz arkalarda tuttu. Caminin ortasına yakın bir yerde oturdum.

Ancak etrafımdaki insanların oturmasına benzemedi benimkisi. O an diz çöküp oturmanın ne kadar zor iş olduğunu anlamıştım. Ancak nasıl oturacağımı da bilemiyordum. Benim sürekli durum değiştirmem yanımdakileri rahatsız etmişti. Tipimi, giyimimi de hiç beğenmediklerini zaten bakışlarından anlamıştım. Sanki bana, "Senin burada ne işin var?" der gibi bakmışlardı.

İkide bir sağa sola çarparak oturuşumu değiştirmeye başlayınca, bakışlar daha da kızgınlaştı. Benim de tedirginliğim oldukça arttı. Bu arada kapının meşin örtüsü her girenle birlikte bir ses çıkardığı için, ben de her defasında bir ümitle arkama dönüp bakıyordum. Hoca Efendi'nin konuşmasını bile dinleyemiyor ve hep gözüm arkada kalıyordu. Her defasında, 'İnşallah Uğur gelmiştir.' diye dönüp ümitle kapıya bakıyordum. Uğur bir türlü gelmiyor, benim de ona kırgınlığım çoğalıyordu. Nurullah Efendi, artık ezan vakti geldi, sözlerimi bitiriyorum dediğinde Uğur kapıda göründü. Ben de içimde birikmiş bütün kırgınlık, kızgınlık, tedirginlikle birden bağırmıştım:

"Uğur, gel, buradayım!"
Benim bu feryadımla, yanımdaki yaşlı adamın sabrı iyice taşmış olmalı ki, Yaradan'a sığınıp, okkalı bir tokat aşk etti suratıma. Ben neye uğradığımı bilemedim. Birkaç saniyelik tereddütten sonra, yerimden fırladım. Cemaatin üzerinden atlayarak ve oturanlara çarparak kendimi kapıdan dışarı attım.

Uğur da arkamdan geldi. Çok yalvarıp yakardı, özür diledi ama hiç tınmadım. Artık kesin kararımı vermiştim. Dindar insan sözünde durmuyordu.

Namaz kılanların çoğu kaba ve katı insanlardı. Cami bana göre değildi. Çünkü orada sevgi, anlayış ve hoşgörü yoktu. Yabancı gördüklerine yardım edecek yerde tokat atıyorlardı.

Hayır, asla onların arasında benim yerim olamazdı.

Uğur'u kırma pahasına sert şeyler söyledim ve camiyi arkada bıraktım. Hayatımda ikinci kere cami gerimde kalıyordu. Artık kesin kararımı vermiştim: 'Camii ve cemaat bana göre değil!'

Tekrar inançsız, ibadetsiz, mabetsiz ortamıma dönerken, içimdeki tek hüzün, Nurullah Efendi'yi kaybetmekten kaynaklanıyordu. O güzel adam bana,

"Biz senin gibileri çok severiz. Çünkü senin gibilerin yolu düzeltmesi, şaraptan bozma sirkeye benzer, tadına doyum olmaz." demişti. Bu sözü de beni çok sevindirmişti ama 'Demek ki benim nasibim şarapta ve şarap olarak kalmakta imiş.' dedim ve ondan da uzaklaştım.

İşte şimdi geldim altmış yaşıma… Ancak bu yaşta babamın sözüne gelebildim. Babam doğru söylemiş. Ancak, öz kul olmakla mutluluk bulunurmuş… Kulluğa giden yolda da insanlara bakmamak gerekiyormuş."

Evet, Yüce Allah'ın tüm âlemlere rahmet olarak gönderdiği ve bu vasfını bilmeyerek cami içerisine bevl eden bir bedeviye karşı gösterdiği şefkat ve hikmetle bize gösteren Hz. Peygamberimiz (sav) ve onun ümmeti olduğunu iddia eden bizler... 
Merhum Münir Özkul, tanınan bir sima olduğu için belki onun bu hikâyesini biliyoruz ve Allah ona lütfetti de hayatının altmışında da olsa tövbe edip babasının istediği Özkul olabildi. Kim bilir hayatımızda yeri olmayan merhamet ve hikmetten dolayı  hayat hikayesi bile bilinmeyen daha kaç Münir, İslami bir hayattan habersiz bir ömür yaşayıp Allah'ın huzuruna çıkmıştır varın siz düşünün...
"Allah'ın rahmeti sayesinde sen onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi. Artık sen onları affet. Onlar için Allah'tan bağışlama dile..." ALİ İMRAN / 159


Not: Tüm basın mensubu kardeşlerimin 10 Ocak Çalışan Çalışan Gazeteciler Günü'nü kutlar. Gazetecilik mesleklerini daha iyi şartlarda yapabilmelerini temenni ederim.

 
Etiketler: MÜNİR, ÖZKUL, VE, KAYBOLAN, MERHAMETİMİZ...,
Yorumlar
Diğer Yazılar
İBRAHİM EDHEM EFENDİYİ TANIYAN VAR MI?
BİZ BU ÜLKENİN NESİ OLUYORUZ?
HÜKÜMDAR BEHRAM VE BAYKUŞUN HİKÂYESİ
BASRA OLAYLARI ANALİZİ - 2
BASRA OLAYLARI ANALİZİ - 1
21. YÜZYILDA MUSAB OLABİLMEK
"EN KÖTÜ BARIŞ, EN HAKLI SAVAŞTAN DAHA İYİDİR"
ELMA KOKUSUYLA GELEN ÖLÜM: HALEPÇE-2
ELMA KOKUSUYLA GELEN ÖLÜM: HALEPÇE-1
TÜRKİYE’DE YAŞANAN DARBELER, ABD VE CHP-2
TÜRKİYE'DE YAŞANAN DARBELER, ABD VE CHP-1
ABD İLE TÜRKİYE ARASINDAKİ 'STRATEJİK MÜTTEFİK' İLİŞKİLERİ -2
ABD İLE TÜRKİYE ARASINDAKİ 'STRATEJİK MÜTTEFİK' İLİŞKİLERİ -1
KÜRTLER ÜZERİNDEKİ EMPERYALİST OYUNLAR VE PKK-2
KÜRTLER ÜZERİNDEKİ EMPERYALİST OYUNLAR VE PKK-1
KÜRTLER ÜZERINDEN OYNANAN EMPERYALIST OYUNLAR (2)
KÜRTLER ÜZERINDEN OYNANAN EMPERYALIST OYUNLAR (1)
KUDÜS VE YOL AYRIMINDAKİ İNSANLIK…
ALİYA’NIN GÖZÜNDEN FİLİSTİN MESELESİ -3
BİLGE KRAL ALİYA VE FİLİSİTN MESELESİ-2
ALİYA’NIN GÖZÜNDEN FİLİSTİN MESELESİ-1
GÖRMEZ’İN VEDA KONUŞMASINDAKİ ACI HAKİKATLER…
DİYANET VE GÖRMEZ, SİYASETE KURBAN MI EDİLİYOR?
16 NİSAN REFERANDUMUNDA GERÇEKLERLE YÜZLEŞMEK-3
16 NISAN REFERANDUMUNDA GERÇEKLERLE YÜZLEŞMEK-2
16 NISAN REFERANDUMUNDA GERÇEKLERLE YÜZLEŞMEK-1
11 NİSAN KURTULUŞ ETKİNLİKLERİ VE (ÖZ)ELEŞTİRİLER
HÜDA PAR NEDEN HEDEF SEÇİLİYOR?
KONYA'NIN MEVLANA'SI VAR, YA URFA'NIN?
HALK HİZMET İÇİN İLLA YOL MU KAPATSIN?
AÇILIŞLAR HİZMET Mİ YOKSA EZİYET Mİ?
OKULLARIN AÇILMASI VE SORUMLULUKLARIMIZ
CEMAATLERE SALDIRI YA DA MAYIN MERKEPLİĞİ
DARBE KARŞITI KÜRTLER VE TÜRKİYE’NİN GELECEĞİ ÜZERİNE…
BİRECİK'TE HALKI DAĞITMA EMRİNİ KİM VERDİ?
ÜMMET ŞUURU OLMADAN KUDÜS ÖZGÜRLEŞMEZ
Bizim Gazete
Ulusal Gazeteler
Yazarlar
Alıntı Yazarlar
Şanlıurfa
Parçalı Bulutlu
Güncelleme: 15.10.2018
Bugün
18° - 31°
Salı
21° - 32°
Çarşamba
20° - 30°
Şanlıurfa

Güncelleme: 15.10.2018
İmsak
05:04
Sabah
06:26
Öğle
12:18
İkindi
15:25
Akşam
17:58
Yatsı
19:12
Süper Lig
Takımlar
P
Av
M
B
G
O
Arşiv Arama
Modül 1

Bu modül kullanıcı tarafından yönetilir, ister kod girilir ister iframe ile içerik çekilir. Toplamda kullanıcı 5 modül ekleme hakkına sahiptir, bu modül dahil tüm sağdaki modüller manuel olarak sıralanabilir.

Haber Yazılımı