301 Moved Permanently

Moved Permanently

The document has moved here.

Yazı Detayı
27 Nisan 2018 - Cuma 10:15 Bu yazı 1170 kez okundu
 
İNSAN ve ÇEVRE
S. Ahmet KAYA
seyyidak@hotmail.com
 
 

Şanlıurfa Büyükşehir Belediyesinin düzenlediği "Şanlıurfa'nın Çevre Sorunları ve Çözüm Önerileri" çalıştayı dolayısıyla..

İnsan, yaşadığı yeri güzelleştirir. Yaşanılan yer, sevilen yerdir aynı zamanda. Kur'an, bize bu güzelliği fark etme bilincini ve sorumluluğunu yüklüyor. Bu vesileyle çevreye olan saygı, Müslüman'ın asli görevlerindendir.

Sosyal-kültürel çevre ve doğal çevre, insanın direkt muhatap olduğu ve tüm hayatı boyunca ilgili olduğu önemli iki duraktır.  20. asır insanı, kültürel ve doğal çevre sıkıntısını ve kirlenmeyi en dehşet verici biçimde yaşıyor. Belki de tarihin hiçbir döneminde bu kadar dramatik ve yozlaşmış haliyle, hayatın ve tarihin eşiğinde durmamıştı. Kendi yaptığı putun altında ezilmiş; teknoloji adına ürettikleri, kendisini rahatlatayım derken varlığını ikinci plana itmiştir. Varlığı, (kendi eliyle) ikinci plana itilen insan, teknoloji karşısında ruhi bunalımlara girmiş, ne yaptığını bilmez halde sağa sola saldırarak korkunç bir çevre kirlenmesinin ve kültürel yozlaşmanın hortlamasına sebep olmuştur. 

Evet, insan kendi yaptığı putun ayakları altında ezilmiştir. Bin yıllarla ifade edilen uzun geçmişiyle insan, süreç içerisinde kazandıklarını bir asır içinde kaybetmiş, bu da onu çılgına çevirmiş ve boşalan ruhunu dizginlemekte zorlanmıştır. Çeşitli arayışlara giren insan, en sonunda dine yönelmeye başlayarak, kaybettiklerini bu kaynakta aramaya başlamıştır. Çünkü din, insanı erdemleştirir. Diğer insanlara ve çevreye uyumu, barışık olmayı ve saygı gibi erdemlerin inceliklerini kazandırır. 

İnsanın ilk olan  atası  Âdem, Cennet'ten dünyaya kovulurken, birbiriyle çelişen ama aynı zamanda birbirini tamamlayan iyilik ve kötülük psikozunu da beraberinde dünyaya taşımıştı. Unutkanlık, aldatma, isyan ve bunun sonucu olarak sürgün olma hali. Düzenli, intizamlı, güzel olan bir mekândan, dünyaya gönderilen insanın, bilinçaltına yerleşen Cennet kavramı, onun dünya hayatı boyunca vazgeçemeyeceği güzel bahçeler ve mekânlar tasarlamasına ön ayak olmuştu böylece. Giderek insan, ruhuna yerleşen bu güzellik kavramının sonuçlarını, yaşadığı yerlerde bire bir ilişkide olduğu mekânları güzelleştirmeye başlamasıyla bulmuştu. Dünyayı güzelleştirirken, içindeki kötülük kavramını, mümkün olduğunca unutmaya, yaşadığı mekânlara yansıtmamaya özen gösteriyordu.

Dünyaya gönderilen insan, elindeki güzellikleri kaybedince, kendini yalnız, kovulmuş, masum gibi görmeye başlamıştı. Dolayısıyla bu durum, onda yeni yeni kişiliklerin oluşmasına sebep oluyordu: Çalışarak ve çabalayarak elde ettikleri nimetleri görünce kibirli, aç gözlü, habis, asi, intikamcı... olmuştu. Artık ene'sini de konuşturur duruma gelmişti. Kendisinin ihtiyaç duyduğu şeyleri üretirken, yavaş yavaş yeni mekânı olan dünyaya ayak uydurmaya alışıyordu. Tamamen dünyalı olan insan, fizyolojik ihtiyaçlarını karşılarken, aynı zamanda estetik yönünü geliştiriyor, sosyalleşiyordu da. Hem güzellik kavramı, hem de kötü ve çirkinlik kavramı, bilerek veya bilmeyerek onun bilinçaltına yerleşmiş, bakış açısını genişletirken, çeşitlendiriyordu aynı zamanda.

İnsanlar, güzel mekânlarda yaşamaya layıktırlar. İnsan, ruhunda güzeli barındırdığı gibi, çirkin olan şeyleri de barındırabiliyor. Ama bunun yansımalarını dışa vururlarken, genelde güzel olan tarafı yaşadığı mekânlar üzerine yansıtır. Bu, onun karakterinde olan bir çelişkidir; yani içinde kötü duyguları da barındırdığı halde, güzelliği de dışa vurabiliyordu. Fizyolojik ihtiyaçlarını karşılayan insan, sosyal bir insan olduğunu da unutmuş değildir. Yaşadığı mekânları güzelleştirirken, bazen de çevreyi tahrip edebiliyor. Kazanma hırsı, onun gözünü karartıyor ve böylece insanın geleceğini tehdit eden sanayi artıklarını çevreye bırakabiliyor. İnsanların ve doğal yaşamın tamamlayıcısı olan hayvan neslinin tükenmesi, bitkilerin çeşit sayısındaki azalma, bazen onları hiç ilgilendirmeyebiliyor. Ekolojik dengenin hayvan ve bitkilerin korunmasıyla sağlanacağını umursamıyor. Bozulan tabiat, insan sağlığını olumsuz yönde tehdit ederken, bunun çarelerini düşünmüyor da değildir. Bir şekilde bu ekolojik dengenin korunması gerektiğini de biliyor. Bunun için özellikle gelişmiş ülkeler, çevrenin ve ekolojik dengenin korunmasına yönelik bir takım düzenlemelere giderek, sert tedbirler alma gereğini duymuşlardır. Çünkü biraz da kendileri bu dengenin bozulmasına sebep olmuşlardır. 

Bir televizyon belgeselinden hatırlıyorum, Kanada'da özellikle kışın yağan kar yüzünden yiyecek bulma sıkıntısıyla karşı karşıya kalan kurtlar, köylere inerek evcil hayvanlara zarar vermeye başlamışlardı.. Günden güne azalan evcil hayvanlar yetmiyormuş gibi, insanlara da saldırmaya başlayan kurtların verdiği zarar karşısında ilkin köylüler kurtları öldürdü. Daha sonra, artan şikâyetler karşısında Kanada Hükümeti, sistemli bir şekilde kurtları öldürmeye, neslini tüketmeye koyulmuş... Kurtlardan kurtulan köylüler, bu defa tavşanların ve benzer hayvanların tarlalara kadar inerek, sebze bahçelerine zarar verdiklerini görmüşler. Birkaç yıl önce köylerine kadar sokulan tavşan görmeyen köylüler, birden bire çoğalan tavşanları görünce, meselenin azalan kurtlar yüzünden olduğunu geçte olsa anlamışlar. Bu yüzden içine düştükleri hatadan dönen yetkililer, kurtların öldürülmesini yasaklayıp, geliştirdikleri bir sistemle ormandaki kurt sayısını artırmaya koyulmuşlar. Böylece hayvanlar arasındaki denge yavaş yavaş yerine oturmaya başlamış oluyordu...

Ancak, pulluklarla devrilen toprağın altında yaşayan yılanların ikiye bölünmesiyle, çoğalan tarla farelerini kim durduracak? Sırf zararlı hayvanlardır diyerek öldürdüğümüz yılanları çoğaltmak gibi bir endişemiz var mı? Ha bire nüfusu artan tarla farelerinin tarlalarımıza verdikleri zararın, yılanlar sayesinde engellendiğini biliyor muyuz acaba? Şu bir gerçektir ki, ekinlerimizi zararlı haşerelerden korumak için kullandığımız kimyasal ilaçların tabiatın ekolojik dengesine aksi yönde etki ederken, diğer yandan da sağlığımız üzerinde olumsuzluklar bıraktığını akıldan çıkarmamamız gerekiyor.  Çünkü tabiatta, hiçbir varlık boşuna yaratılmamıştır. Biri bozarken, diğeri onun tahribatlarını gideriyor veya onu ortadan kaldırıyor. Böylece denge sağlanmış oluyor...

Tabiatta hiçbir şeyi amaçsız yaratmayan Allah, böylece biz insanlara kudretini bu olay üzerinde de göstermiş oldu. Yaratılan her varlığın, mutlaka tabiat içinde kendisine yüklenmiş bir görevi vardır. Ve o varlıklar, kendilerine yüklenmiş olan bu görevi eksiksiz olarak yerine getirmeye çalışırlar. Çünkü Yüce Yaratıcı, bütün varlıklar ile beraber içinde yaşayacakları bir çevreyi oluşturmuştur. Bu öyle bir çevredir ki, içinde yaşayanları ile beraber, kesinlikle birbirine uyumsuzluk göstermezler. Her şey ince bir hesap ve düzen içinde yaratılmıştır. (Kamer, 49) Kainat yaratılırken, yer ve gökte bulunanların bir hesap ile yaratıldığını, Kur'an bize haber veriyor.

Yüce Yaratıcı'dan ilham alan insanlar, yaşadıkları mekânları da bu ilham ile tanzim etmişlerdir. Öncelikle kurulan şehirlerin cadde, sokak, park, bahçe, meydanlarından tutun da kültürel ve sosyal her türlü beşeri faaliyetlerin tanzimi ve işlevi, büyük bir dikkat ve saygıyla gerçekleştirme cihetine gidilmiştir. Veya gitmek zorundadır. 

Bu bilinç içinde Müslümanlar, yaşadıkları yere saygı gösterirler. Bire bir içinde yaşadıkları mekânlar, temiz ve bakımlıdır. Böylece, medineli olarak Allah'ın kendilerine bahşettiği nimetlerin şükrünü, yaşadıkları mekânların her tarafına nakşederek gösterirler. Çünkü medeni insan, aynı zamanda çevresine saygı duyan insandır. Bir çocuğa gösterilen ihtimam, aynı zamanda çevreye de gösterilmelidir. 

Çevreyle direkt ilişkiye giren insanlar, bir şekilde bu çevreyi tahrip ederken aynı zamanda koruduklarını görüyoruz. Yeryüzünde yaratılan her varlık veya nesne amaçsız olmadığına göre, onları bu amaçlarını en iyi şekilde yapma imkânıyla başbaşa bırakmak, hatta onları bu amaç üzerinde faaliyetlerini daha yararlı hale getirmek için bir takım çalışmalar yapmak, insanların faydasınadır. Ekolojik çevre gibi sosyal çevre de bu bağlamda ele alınabilir. Çünkü insanın tabiatla olan ilişkisi gibi sosyal çevrenin de insanın kişiliğinin oluşmasında etkin bir rol oynadığını biliyoruz. Toplum, bilgi ve tecrübeyi üreterek-öğreterek insan kişiliğinin olgunlaşmasını sağlıyor. 

Dolayısıyla ekolojik çevreyle beraber, sosyal çevreyi de gözardı etmememiz gerektiği elbette ki, bizim lehimize olacak bir girişimdir.  

Dünyanın her hangi bir yerinde bir Müslüman'ın tırnağının incinmesi, berideki Müslüman'a sorumluluk bilincini yüklüyor. Çünkü İslam'da tek başına, sorumsuz bir bireysellik yerine, komün bir hayat söz konusudur. Hiç kimse tek başına bir şey değildir, ancak insanların bir araya gelmesiyle ahlak ve erdem gibi faziletler, insanı yücelterek, eşref-i mahlukat seviyesine getirebilir. İşte şehirler veya daha dar anlamıyla İslam Şehirleri, bu sorumluluk bilincinin en güzel örneklerinin sergilendiği yerlerdir. Bir komşunun diğer bir komşudan sorumlu olması bu özverinin bir sonucudur. Osmanlı şehirlerinde bir mahalleye taşınacak yeni bir kimse, öyle kolay kolay alınmıyordu. Bunun için mahalledeki güvenilir bir kimseden onay alınarak, ancak mahalleye taşınmasına izin veriliyordu. Bu titizliğin önemsenmesi, öyle sıradan bir gerekçeye dayanmıyordu. Çünkü mahalleye yeni taşınacak kimsenin, mahallenin namus, düzen, ahlak, geleneksel yapısına aykırı davranışlarda bulunmasını engellemek içindi. 

İnsanlık için bir model olan İslam, çevre bilincinin yerleşmesi ve gelişmesi için de üzerinde durulması gereken bir modeldir. İslam'ın ruhunu alacak insanlara, İslam'ın vereceği çok şey vardır. 

 
Etiketler: İNSAN, ve, ÇEVRE,
Yorumlar
Diğer Yazılar
GÜNEŞİN ALTINDA ÇOK ŞEY OLUYOR
AHLAK VE HUKUK
MAHALLE ve GÜVEN
HARRAN EKOLÜ (Devam)
HARRAN EKOLÜ, HARRAN DERGİSİ…
YANGIN YERİ
ŞEHİR ve İNSAN EĞİTİMİ
KENDİNİ TANIMAYAN ŞEHİR… URFA II
ŞEHİR VE KİMLİK
KENDİNİ TANIMAYAN ŞEHİR… URFA -I-
TEMMUZ ATEŞİ
SAVAŞ VE UÇURTMA
SİYASET ÜZERİNE YAZMAK…. MI?
BİR ŞEHİR ELEŞTİRİSİ YAPMAK
ŞEHİR VE ŞEHİRLİ…
MURSİ’NİN ŞEHADETİ DOLAYISIYLA…
SURİYELER… YA DA ENSAR - MUHACİR İLİŞKİSİ
TÜRKÜ DİNLEME TEMRİNLERİ
KUDÜS… EY KUDÜS!
İBRAHİM’İN MEDİNE’Sİ
KAPİTALİZMİN ŞEHİRLERİ
SÖZÜ YOLA KOYMAK VESİLESİYLE
İBRAHİM’İN DİNİNDEN OLMAK NASIL OLMAYI GEREKTİRİYOR
EDEBİYAT ORTAMI ŞİİR YILLIĞI
BİR ÖZGÜR DÜŞÜNME DENEMESİ: HAKİKATİN İZİNDE
ŞEHRİN REFLEKSLERİNİ ÖĞRENMEK YAHUT BİR URFA'YI TANIMA DENEMESİ
MANİFESTO
BU SEÇİM...
İBRAHİM’İN MEDİNE’Sİ
SEÇİM VE AMAÇ
KAÇIŞ…
ŞEHRİN MAKAMI
ZAMAN… BİR BÜYÜK SIR…
KÜRT EDEBİYATI ÜZERİNE KISA BİR BAKIŞ
KENDİNİ TANIMAYAN ŞEHİR… URFA -I
YAZMAK…
“COĞRAFYA KADERDİR” VESİLESİYLE
URFACA URFALICA
AK PARTİ’DE ‘AK’IN TUTULMASI
AK PARTİ’DE ‘AK’IN TUTULMASI
VAHY İLE DÜŞÜNME
MÜSLÜMAN’CA DÜŞÜNMEK…
ZİHNİYET KARMAŞIKLIĞI…
SELAHADDİN’İN KİTABI
BOYUNDAN BÜYÜK İŞLERE KARIŞMAK
FOLKLOR VE VAR OLMA YA DA FABLÊN KURDÎ
HZ. MUHAMMED (SAV)’İ ANLAMAK…
Aşkın ve Geleneğin Şiiri “ESKİ GÜNLERDEN KALAN”
KİTAP FUARI İÇİN ÖNERİLER
Mekân ve Aşk ŞEHİR
KIVIRLIK KUŞLARI…
DOLAR… YA DA KAPİTALİZMİN HÜKÜMRANLIĞI
ANADOLU’DAN BİZE KALANLAR VEYA SANATIN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ
HAC VE AHLAK
SANAT ESERİ VE İŞLEYİŞ BİÇİMİ
12 Eylül darbesi dolayısıyla ŞİİR VE SAVUNMA
KADIN ERKEK EŞİTLİĞİ
“KIRILMALAR” DOLAYISIYLA FARUK UYSAL ŞİİRİ
ANADOLU'NUN MANEVİ IRMAĞI YUNUS EMRE…
URFA: RUHUN MASALI…
NABİ…
GÖKYÜZÜ MELEKLERİ / AYLİN BEBEK’İN HİKAYESİ
MUHALEFET…
BUGÜN BAYRAM…
MEHMET TALAT AKAY’IN ARDINDAN…
FOLKLOR ŞİİRE DÜŞMAN DEĞİL
ORUÇ VE KUDÜS
KUDÜS… EY KUDÜS!
HARRAN ŞİİR AKŞAMI
NASIL BİR ŞEHİR, NASIL BİR MİMARİ?
KADİM ŞEHİR
Sarı Kitap Dolayısıyla TAYYİP ATMACA’NIN ŞİİRİ
GAP GÜNDEMİ İLE 20 YIL…
CAMİLER… İMAMLAR… YA DA MESCİD-İ NEBİ
GÜZEL ADAMLARIN ŞEHRİ
ŞİİR NİÇİN YAZILIR VEYA NİÇİN OKUNUR ŞİİR
ŞEHİR BİZDEN NE İSTER YAHUT BİZİM ŞEHİRDEN BEKLENTİLERİMİZ
ŞEHİR ÜZERİNE DÜŞÜNMEK YA DA KENT KONSEYLERİ
BİR ŞEHİR ELEŞTİRİSİ YAPMAK
ŞEHİRLER ÖLÜR DE
ARAYAN BULUR ŞAHİN DOĞAN GİBİ
ŞEHRİN REFLEKSİNİ ÖĞRENMEK
Siraç SUMAN
KAÇMAK…
GEBECE
ABD’YE OLAN NEFRETİM
ZOR HAYATLAR
AKADEMİK KİTAP OKUMAK Ya da TÜRKİYEDE’Kİ SURİYELİLER
BUGÜN TAŞ ATMA GÜNÜ
SABİR RÜSTEMXANLI İLE
TEMMUZ ATEŞİ
TEK MİLLET TEK DEVLET
ÇANAKKALE RUHU DOLAYISIYLA
Yeni Bir Harran Dergisi
Aşk ve Mekân ŞEHİR
SAMİMİYET…
ŞEHİR BİZDEN NE İSTER! YA URFA?
ERDEM, İNSAN, ŞEHİR…
GÜZEL ADAMLARIN ŞEHRİ
Temmuz Ateşi
SAMİMİYET…
HİÇLİK… YA DA 15 TEMMUZ SÜRECİ
MELA AHMED CİZÎRΒNİN DİLİ
"İçin cennet, dışın cehennem olsa, sana asla dönmem"
BİR SEMPOZYUM'UN ARDINDAN
HARRAN DERGİSİ'NİN KAPANMASI
Türkiyelilik ve Osmanlılık
PERSONNA NON GRATTA
"TANRILAR VE KULLAR"
İNSAN-MEKÂN-ŞEHİR
SİYASETİN AMACI VE SİYASETÇİYE
KİM RÜYAMI GÖRECEK?
YENİ YILA BİR GİRERKEN...
Bizim Gazete
Ulusal Gazeteler
Yazarlar
Alıntı Yazarlar
Şanlıurfa
Az Bulutlu
Güncelleme: 18.11.2019
Bugün
- 22°
Salı
- 23°
Çarşamba
- 23°
Şanlıurfa

Güncelleme: 18.11.2019
İmsak
05:36
Sabah
06:59
Öğle
12:15
İkindi
14:57
Akşam
17:21
Yatsı
18:39
Süper Lig
Takımlar
P
Av
M
B
G
O
1
Sivasspor
21
0
2
3
6
11
2
Fenerbahçe
20
0
3
2
6
11
3
Trabzonspor
19
0
2
4
5
11
4
Alanyaspor
19
0
2
4
5
11
5
İstanbul Başakşehir
19
0
2
4
5
11
6
Galatasaray
19
0
2
4
5
11
7
Yeni Malatyaspor
18
0
3
3
5
11
8
Beşiktaş
18
0
3
3
5
11
9
Gaziantep FK
15
0
4
3
4
11
10
Çaykur Rizespor
14
0
5
2
4
11
11
Göztepe
13
0
4
4
3
11
12
Konyaspor
13
0
4
4
3
11
13
Kasımpaşa
12
0
5
3
3
11
14
Denizlispor
11
0
6
2
3
11
15
Antalyaspor
11
0
6
2
3
11
16
Gençlerbirliği
10
0
5
4
2
11
17
MKE Ankaragücü
9
0
6
3
2
11
18
Kayserispor
7
0
6
4
1
11
Arşiv Arama
Modül 1

Bu modül kullanıcı tarafından yönetilir, ister kod girilir ister iframe ile içerik çekilir. Toplamda kullanıcı 5 modül ekleme hakkına sahiptir, bu modül dahil tüm sağdaki modüller manuel olarak sıralanabilir.

Haber Yazılımı