Yazı Detayı
06 Mayıs 2016 - Cuma 09:00 Bu yazı 750 kez okundu
 
"İçin cennet, dışın cehennem olsa, sana asla dönmem"
S. Ahmet KAYA
seyyidak@hotmail.com
 
 

Şehirlerin hafızası olduğu yönünde kabul görmüş genel bir kanaat vardır. Buradan hareketle, şehir hakkındaki tasavvurlarımızın, hatta bir yerde teorik ve ütopik düşüncelerimizin pratiğe dönüşmesi olanağı da doğabilir bu durumda. Doğuyor da. Nitekim şehrin içerik ve eylemleriyle vardığı yahut ortaya çıkmasına sebep olduğu bu sonuç, bize şehirlerin aynı zamanda canlı birer organizma gibi kabul edilmesi algısını ve imkânını da veriyor elbette… Canlı organizmalara ait melekelerin bu şekilde şehir organizasyonu üzerinde neşvünema bulması, bir yerde şehir hafızasının, şehir zihniyetinin ortaya çıkmasına da zemin hazırlıyor demektir.

Şehre bu zaviyeden bakıldığında, elbette bir şehir karakterinden ve dolayısıyla zihniyetinden bahsedilebiliriz. Bu zihniyet yapısının, tıpkı bir insan zihniyeti gibi hayat hakkında çeşitli tasavvurları ve hayata geçmiş eylemleri olabilir. Ki öyledir de; çünkü insansız bir şehir düşünülemeyeceği gibi, insan eli değmeden kurulmuş bir şehir de tasavvur edilemez. Çünkü yeryüzünde böyle bir şehir yoktur. Dolayısıyla şehir ve insan arasında öteden beri var olan doğal ve kadim bir ilişki vardır ve bu ilişki, ilk günden bu yana gelişerek, daha da sıkılaşarak sürüp gelmekte bu güne… İlişkinin böylesine yoğun olduğu bir birliktelikte, zihinsel bir oluşumdan da söz edilebilir elbette. Sözü özele indirgeyecek olursak eğer, Urfa'nın şehir zihniyetinden ve bu zihniyetin oluşumuna kaynaklık eden nedenlerden bahsedebiliriz… Ki, bizim asıl varmak istediğimiz nokta da bu son cümlede geçen nedenler ve onların bir şehrin zihni ve ahlaki karakteri üzerinde yarattığı değişim…

Urfa, nev'i şahsına münhasır bir şehir. Dünyanın bilinen en eski şehirlerinden biri, kadim şehir (arkeolojik kazılara göre en eski şehir). Dolayısıyla avantajları da sorunları da kendine göre. Sorunlarının ve çözüm yollarının ipuçlarını öyle kolay ele vermeyen, kendi içine kapanık, kibirli, haset, kendini beğenmiş bir şehir Urfa… Yani her şeyiyle zor bir şehir ve kendini öyle kolay kolay ele vermeyen bir şehir… Kendini kolay teslim edecek bir yapıda da değil... Zaten bu yüzden, sorunlu bir şehir ve bu yüzden sorunları, kolay kolay halledilemiyor…

Bilen insanların fark edeceği gibi bu sorunların daha çok bu zihniyet sonucu oluşan ve neredeyse memleketin bütün sorunlarının temel alt yapısını doldurduğunu ve bu sorunların halledilememesinin nedeninin de bundan kaynaklandığını fark edeceklerdir. Asıl ve tek başına bütün sorunların kaynağını oluşturan bu zihinsel sorun halledilmeden, diğer sorunların çözüm bulması da söz konusu değildir. En azından bu, şu anda mümkün görünmüyor.

Urfa'nın en büyük sorunu şüphesiz, zihniyet kaynaklı sorundur, dedik… Üstelik bu savımızı doğrulayacak yığınla gerekçe söz konusu. Bu gerekçeleri tekrar etmenin gereği yok. Esas burada önemli olan sorunları tekrar tekrar sayıp-dökmek değil, bu sorunlara kaynaklık eden zihniyetin ne olduğu ve neden bu kadar etkili olabileceği gerçeği… Asıl irdelenmesi ve çözüme kavuşması gereken nokta da bu… Bu zihniyetin ne olduğu ve neden bu kadar etkili olduğu gerçeği, tespit edildikten sonra sanırım problemlerin çözümü daha da kolaylaşacaktır.

******
Her zaman ve her yerde Urfa'nın kadim bir tarihinin olduğunu, tarihsel ve dinsel öğeler açısından zengin ritüellere sahiplik ettiğini; bunlardan dolayı da kıskanılacak bir şehir olarak, çevresine fiyaka attığını ve atmaya hakkı olduğunu söyler dururuz. Bu haleti ruhiye bize, beraberinde müthiş bir özgüven ve haklı bir övünme gerekçesini sunuyor. Ama bu durum, aynı zamanda da çok tehlikeli ve içinden çıkılmaz bir girdaba da bizi sokmuyor değil... Önümüze fark ettirmeden kalın duvarlar örüyor; dış dünya gerçekleriyle adeta irtibatımızı kesiyor, hatta kendi kendimizle bile bir araya gelmemize engel oluyor. Aynı zamanda bizde, kıskançlık ve hasetlik duygularının kabarmasına da vesile oluyor.

Urfa'nın sahip olduğu zenginlikler, aynı zamanda Urfa'nın kibirlenmesine sebep olmakta ve dolayısıyla bu da geri kalmanın gerekçelerini Urfa'nın aleyhine olacak şekilde oluşturmaktadır. Çünkü sadece kendini beğenen insan nesnelliği bir kenara iter, eşyaya ve gerçekliğe bakışı kibirli olur. Her şeye tepeden bakar ve küçük görür. Kibirli olmayı, vakar sahibi olmak gibi görmeye başlar. Çok tehlikeli bir durumdur bu. Zira sahip oldukları onda böyle bir psikolojinin oluşmasına sebep olmuştur ve kendini bu şekilde görmeye başlamıştır.

Urfa, aslında böylesi bir psikolojinin çok tehlikeli olduğunun farkında. Gelişmenin, erdemleşmenin, medenileşmenin önündeki engel olduğunun da. Ama bu durum kendisinde öylesine kuvvetli bir etki bırakmıştır ki, bir türlü bu etkiyi kırıp üstünden atamıyor. Kendini adeta bu dairenin içine hapsetmiştir. Habire bunun peşinden çıkmazlara doğru sürüklenip gidiyor. Bir türlü kendine gelemiyor. Aklıselim ile hareket edemiyor, düşünemiyor. Bunun farkında olan ve bu soruna mantıklı çözümler getiren aydınları da kendi içinde barındırmıyor. En azından onu etkisizleştiriyor. Urfa'dan hicret eden Şair Halil Gülüm, dostu Naci İpek'in eline tutuşturduğu kâğıt parçasına şöyle yazmıştı:

"İçin cennet, dışın cehennem olsa, sana asla dönmem."
Urfa'yı terk eden birçok aydın, eminim ki aynı duygularla Urfa'dan ayrılmıştır. Onların bir daha geri gelmemesi de, günün birinde Urfa'ya tekrar geri dönme özlemi içinde olmaması da bunu gösteriyor… Onları Urfa'dan soğutan ve uzaklaştıran, bu duygunun kuvvetli bir şekilde oluşmasına sebep olan şey ne olabilir?

Urfa, haset bir şehir… Huzuru ve gelişmeyi, hatta bir yönüyle medenileşmeyi de engelliyor bu vasıf. Nedendir bilinmez ama bu, Urfa'da çok yoğun bir şekilde öne çıkmış durumda… Eminim, sosyologların bu konuda söyleyecekleri bir şeyleri vardır mutlaka… Herhalde (naçizane), bu durum Urfa'nın küçük ve kapalı bir şehir olmasından kaynaklanıyor diye düşünüyorum… Oysa Urfa'nın tarihi ve kültürel misyonundan kaynaklanan toplumsal refleksleri, bu tür bir kapalılığı uzun zaman önce üzerinden atması gerekirdi. Çünkü kadim şehirler, büyük düşünen şehirlerdir; hayalleri de buna göre. Dolayısıyla kayıpları da…

Vefasızlık… Urfa, kendi içinden çıkmış evlatlarına karşı her zaman vefasız olmuştur. Onu hep görmezden gelmiştir. Adeta yok hükmünde saymıştır. Urfalıya karşı yabancının el üstünde tutulması, Urfa'nın terazisinin Urfalıyı hafif tartması da herhalde bundan olsa gerek.

Kıskançlık, görmezden gelme, kendini beğenme, kibir… Urfalı'nın yakasını bırakmayan hasletler… Şikâyetçi olduğumuz ve doğru düşünmeyi, ilerlemeyi, özgünlüğü, sevgiyi, kardeşliği engelleyen bir zihniyetin oluşmasına zemin hazırlıyor bu hasletler ne yazık ki…

 
Etiketler: "İçin, cennet, dışın, cehennem, olsa, sana, asla, dönmem"
Yorumlar
Bizim Gazete
Ulusal Gazeteler
Yazarlar
Alıntı Yazarlar
Şanlıurfa
Çok Bulutlu
Güncelleme: 24.05.2018
Bugün
22° - 35°
Cuma
21° - 34°
Cumartesi
19° - 34°
Şanlıurfa

Güncelleme: 24.05.2018
İmsak
03:22
Sabah
05:04
Öğle
12:29
İkindi
16:17
Akşam
19:42
Yatsı
21:14
Süper Lig
Takımlar
P
Av
M
B
G
O
Arşiv Arama
Modül 1

Bu modül kullanıcı tarafından yönetilir, ister kod girilir ister iframe ile içerik çekilir. Toplamda kullanıcı 5 modül ekleme hakkına sahiptir, bu modül dahil tüm sağdaki modüller manuel olarak sıralanabilir.

Haber Yazılımı