Yazı Detayı
17 Ekim 2019 - Perşembe 09:13 Bu yazı 513 kez okundu
 
DİBE VURAN AHLÂK MEFHUMU VE BAŞIBOŞ YETİŞEN GENÇLİK
Mehmet POLAT
 
 

Beyinler zıp zıp, mideler koskocaman,
Anneler çocuk doğurur, köpek soyundan azman…
-N.F.KISAKÜREK

Her doğan çocuk "İslâm fıtratı" üzerine doğar. Belli bir dönemden sonra "ya şâki ya da sâit" olarak toplumda yavaş yavaş yer alır. Tabii böyle ikilik bir yol güzergâhını seçmenin, temel sebebi ebeveyn'idir. Ebeveyn neyse, bu masum sabiler de öyle olur.

 Çocuklarımıza bırakacağımız en büyük miras, iyi bir "rol model" olmaktır. Bu bahiste hiçbir mazeretin geçerliliği yoktur. Uzmanlar "evlâd-ı iyâlinize" sözlü nasihat etmeyin. Nihayetinde onlar sizlere benzeyecekler. Her türlü kepazeliği sergileyip, olmadık haltları karıştırdıktan sonra yakınmanın, şikâyet etmenin, kimsenin nezdinde bir mana, ifade etmeyeceğini bilmeliyiz. Zira O'nun yanında, bize göre mazeret olan durumların "esâmesi" bile okunmaz.
 
Allah Resulü, bugün gelip aramıza  "dünya gözüyle" katılırsa, belki yüzde yüzümüzü "iman etme" noktasında "İslâm"a davet eder. Biz yaşadığımız gibi, inandığımızın "tezahürleridir" tüm bu olumsuzluklar. Eğer "çağlar üstü" olan İslâm özümüzde mayalanıp kıvamını bulsaydı, semeresi güllük gülistanlık olurdu. Enginlerde açılan çiçekler misali bir gençlik, doğal (fıtri) olarak kendiliğinden oluşurdu. Sürümüze maalesef çobanlık etmedik, edemiyoruz. Nefsimizi ve hırsımızı dizginlememiz lâzımdır.
 
Karun'laşmış bir mantık İbrahim'in sancısına değil, Nemrut'un kamçısına imrenir. Hevâ ve hevesine dayalı bir zihniyetle, refâhtan şımarmış, azmış, menfaat ağırlıklı bir hayatı tercih eder. Böyle bir mantığın önünde "bent" olmak ancak ölüm düşüncesinin sardığı elim hesaba dayalı, mükemmel bir İslâmi hayatı (özde, sözde, izde) yaşamakla olur. Çünkü bu dünya hırslarının "panzehiri" İslâm'dır.
 
Hiçbir başarı tesadüf değildir. Maddi ve manevi olarak "zirve"lere yükselen kişilerin temelinde, harcında "alın teri" ve "büyük emek" vardır. Kendimize gelmemiz ve Allah'ın gösterdiği "sırat-ı müstakim" dosdoğru yolunu "laf"tan  (lakin-ama-fakat)  kaçınarak takip etmemizdedir kurtuluş. Yoksa "kem âlâtla kemâlat" olmaz. 
 
Dünyayı hayat ve hedefimizin merkezine koyduk. "Üç günlük dünya" sözü nostalji olarak kulaklarda kaldı. Allah ile bağımız koptu. Hafıza kaybına uğradık. Bencilleştik ve kendimizden başka, kimseyi düşünemez olduk. Bu anlayışla "sabır, kanaat, şükür, bereket" diye bir kavram yoktur. Sorgulama yeteneğini kaybettik. Ve birer modern köle olduk. (nâzenin nisâ taifesi kölesi, tv, mal, mülk, internet vb.)

 Şahsiyeti imaja feda ettik. Zor olanı değil, kolay olanı seçtik. Böyle bir hayatın bizi memnun edeceğini düşündük. Ama maalesef yanılmışız. Batı bu hayatın "trajedi"sini biz ise "komedi"sini yaşıyoruz. Hâlâ ayaktaysak bu Allah'ın bir lütf-u keremidir. Zira mes'elemiz "insan mes'elesi" olmasına rağmen fersah fersah uzaklaştık. Elbette ki böyle bir meyanda "mazi"ye dayalı bir gençliğin yetişmesi tasavvur edilemez.

 Her zalim cesaret ile gücünü, gâfil ve korkakların zaafından alır. Allah korkusunu bırakan, korkulara mahkûm olur. Unutmayalım ki yaşadığımız tüm bu olumsuz olaylar, birer sonuçtur. Bir "müsebbip" aranacaksa o da biziz. Müşteki olma hakkımız yoktur.

Çocuklarımıza en büyük kötülüğü, ismi okul olan bu başıboş mekânlara göndermekle yaptık. "Eğri tezgâhtan doğru ürün" beklemek safdililik olur. Onların zamanının hep boşa gitmesine sebep olduk. Neresinden dönersek kârdır hesabı gereği, bâri bundan böyle istikâmeti henüz bozulmamış, "çizgisi düzgün olan" medreselere yönlendirelim.
 
"İslâm'i hizmet" yapıyoruz deyip aileyi büsbütün ihmal etmek, bence sorumluluktan kaçmaktır. İpini koparıp, zıvanadan çıkmış "yakındığımız" bu gençlik gökten inmedi. Tamamen sorumsuzluğumuzun semeresidir. Çünkü biz "orta yolu" seçmeyip ifrat ve tefrite kaçtık. Bu yüzden ortada bir suçlu varsa, tekrar ediyorum  "suçlunun hasosu" yine biziz. 

Lütfen samimi olalım…

 
Etiketler: DİBE, VURAN, AHLÂK, MEFHUMU, VE, BAŞIBOŞ, YETİŞEN, GENÇLİK,
Yorumlar
Haber Yazılımı