Yazı Detayı
18 Kasım 2017 - Cumartesi 06:12 Bu yazı 752 kez okundu
 
BİR VAROLUŞ ANATOMİSİ
Merve ASLANOĞLU
 
 

''Yıllarca aynı hatta kanat çırpan bu martı                  
 Artık son seferini yapıyor,
İlk defa boğazın ortasında bir simit parçasına değil
Manzaraya bakıyordu.''*

Masamda oturuyorum, dışarıda hafiften bir yağmur, etrafta kitaplar, vazoda çürümüş papatya kokusu, omzumdan aşağıya dökülen beyaz bir saç teli… Zihnimde sözcükler, dağılmış kâğıtlar, kahve kokusu ve odamın keşmekeşliği.

Dışarıda bir çocuğun su birikintisinde oynama sevinci… Perdeler çekilmiş karanlığıma, zifiri karanlık eklemişim hayatıma.

Bir önceki geceyi düşünüyorum ve uyumadan önceki kalemi elime alışımı, sonra bırakışımı, dayanamayıp bir daha kaleme sarılışımı, üstünü defalarca karaladığım usulca bana göz kırpan kelimeleri düşünüyorum. Dedim ki;  artık yazmak yok sana, saatlerini bu odada, parmaklarını bu kalemlerde oynatmak yok, saatlerce boynunu eğmek yok artık. Evet, evet aynen böyle emir verdim içimdeki tutkuya. Kendimi bulmaya sebep olan tek şeyden vazgeçmeye çalıştım.
İlk saatler girmedim odaya taa ki kahve lekesi sehpadan çıkmayacak şekilde işleyene dek, odamdaki loş ışık, sabahın erken saatleriyle kapatılana dek…

Peki. Ben uyuyabilmiş miydim gece; parmaklarım dostunu ararken, artık göremeyen gözlerim kelimelerde dolanmak isterken uyuyabildim mi ben? Kitaplarım kendini terk edilmiş hissederken?uyuyabildim mi..?

Neden mi bırakmak istedim..?
Yalnızlık sevgili dostlarım, kitapların tutkusu ve her şeyin fazlası iyi değilmiş öyle söyledi annem.

İnsanlara uzak düşmüşüm. Oysa ben hep sevdim insanları. Sadece daha iyisini aradım, kitaplardaki insanlar gibi olsun istedim. Neydi bu gizemli şey acaba? Bu ülkede bu kadar az kitap okunmasının sebebi bu muydu? Hâlbuki ne kadar da halktan kitaplarımız vardı. Hepsinde köşe başında dönen Ahmet'i, Mehmet'i, Ayşe'yi buluyordum. Eskileri buluyordum sararmış sayfalarda, eskileri arıyordum ışıldayan caddelerde.

Şimdi oturmuş masamda, bilmem kaçıncı kahveyi içiyorum usulca. Kış dayanmış kapıya, her yağmurun düşüşünde kalemime tutunma isteğiyle.

Masamda oturuyorum yalnız başıma. Bildik, tanıdık hiç beni terk etmeyen bir his... Şimdi oturuyorum masamda, odamın dağınıklığını arkama alıp kilitliyorum kapıyı ve alıyorum elime kağıtla kalemi sonra özür diliyorum defalarca içimden, kendimce. Ne mümkün ki ne mümkün bırakmak… Ve sonra kaldırıyorum başımı, bakıyorum içime etrafa, dağılmış saçlarıma, yaşımdan uzak düşen yalnızlığıma. 

Ben bu ülkede zaten   hep kendimi tek başıma him diyorum. Öyle  bilindik bir yalnızlık değil, kalabalık bir yalnızlık, bir hiçlik, ne kadar da çoğuz aslında, ne kadar birikmiş, ne kadar biz, el ele yan yanayız; ama eksik olan bir şey var. Sevgi yok rengârenk balonlar satan amcalar var; ama alan çocuklar yok, havada uçan çok şey var; ama uçurtma yok.

Ben ve gittikçe çoğalan el değmemiş kitaplarım. Biz kendini yalnız hissedenler, öz yurdunda oradan buraya koşuşturan göçebe ruhlar, gözü tek bir yere dikilip kalanlar, kategorilere sığmayan, tek bir yere kök salamayan zavallılar, hep arayış içinde olup hayatını kalıplara sığdıramayanlar, gitmekten değil, varmaktan ve bitmesinden korkanlar…

Masamda oturuyorum, aradan kaç saat geçti, dışarıda neler oldu bilmiyorum, yaşlanmaktan korktuğumu anlıyorum ve olduğum yerde kalıp bir de bunu düşünüyorum. Kaygılar bizi yazmaktan uzak tutan kaygılar. Tek başına göç eden, arkasında sadece mürekkep izi bırakıp bu dünyadan elini ayağını çeken yazarları anlıyorum. Bir tutku için neden başka bir nefes istemediklerini, kocaman bir boşluğa neden kilitlendiklerini anlıyorum. Sonra derin bir oh çekiyorum. Sürülere ayak uydurmadığım için bir kez daha mutlu oluyorum.  Oh be diyorum kâğıtlarım, kalemlerim ve uçan topal kuşlar. Bir kez daha özgürlüğümde boğuluyorum.

Kulağımı tıkayıp dış seslere, ruhumun köşelerinde dolanıyorum. Ağırlaşan bedenimle kalkıp odamın içinde volta atıyorum, aklıma bilmem hangi kitabın, hangi mahpushane duvarı geliyor.  Sonra dört duvar arasında veyahut yeryüzünün paslanmaya yüz tutmuş köşelerinde özgür olan adamı anımsıyorum. Adamın özgürlüğüne, dört duvarı yıkan özgür ruhuna itaat ediyorum.

Kilitlenmiş odamın kapısını açıyorum, mutfaktan gelen yemek kokusu ve benim odamdan çıkan kitap kokusu, ikisinin birleştiği yerde gidip anneme sarılıyorum. Tıpkı kitaplara, kaleme ve özgür ruhlu adama sarıldığım gibi…

Sürülere ayak uydurmayan,

Topal kuşlardan olmayan,

Küçük bir odada volta atmaya çalışan özgür ruhlu insanlara selam olsun…

 
Etiketler: BİR, VAROLUŞ, ANATOMİSİ, ,
Yorumlar
Bizim Gazete
Ulusal Gazeteler
Yazarlar
Alıntı Yazarlar
Şanlıurfa
Gök Gürültülü Sağanak Yağışlı
Güncelleme: 20.10.2018
Bugün
18° - 24°
Pazar
16° - 20°
Pazartesi
15° - 22°
Şanlıurfa

Güncelleme: 20.10.2018
İmsak
05:09
Sabah
06:30
Öğle
12:17
İkindi
15:20
Akşam
17:51
Yatsı
19:06
Süper Lig
Takımlar
P
Av
M
B
G
O
Arşiv Arama
Modül 1

Bu modül kullanıcı tarafından yönetilir, ister kod girilir ister iframe ile içerik çekilir. Toplamda kullanıcı 5 modül ekleme hakkına sahiptir, bu modül dahil tüm sağdaki modüller manuel olarak sıralanabilir.

Haber Yazılımı