Yazı Detayı
05 Eylül 2018 - Çarşamba 10:31 Bu yazı 1154 kez okundu
 
BİR ŞEHRİN SESİ
Merve ASLANOĞLU
 
 

Uzun bir misafirliğin ilk sabahı bu kadar mı güzel başlar! Kuş cıvıltıları, hanım ellerinin mis gibi kokan kurabiyeleri, sıvası dökülmeye yüz tutmuş; tarih kokan ince uzun sokaklara dizilmiş evler ve yağmurdan sonra çocukları heyecanlandıran gökkuşağı…

Oysa ben memleketime gelmeden önce sokak aralarından gelen keskin nem ve küf kokusuna da razıydım. Memleketimin her karışını ezberlemeye gelmiştim bu defa. Çocukluğum en güzel seslerini beynime kazımaya, koşuşturduğum sokaklarda kızımın elini tutmaya gelmiştim. Bu defa bu şehrin sahibi değildim, misafir olmuştum memleketimin sesine. Bakır döven çekicin ahenkli sesini özlemiştim; uzun ince sokaklarda yaşlı amcaların yürürken arkalarından bakarken kulaklarımda bıraktıkları o gidişin sesi ve bana her seferinde huzur veren, saatlerce izleyip gözlerimi ayıramadığım o amcaları özlemiştim.

Çoğu zaman çarşıya sabahın erken saatlerinde giderdim; çünkü esnaf amcalar dükkânının kapısını açar önünde Kur'an-ı kerim okurlardı. Eskilere dönerdim her seferinde, eski insanlar huzur verirdi bana. Mırıldanarak okurdu kutsal kitabımızı ve sesi mutlu ederdi tüm esnafları, güne böyle başlayan insanları gördükçe daha da bir gurur duyardım memleketimle. Yardımlaşma sesi gelirdi kuytu köşelerden, bir çocuğun annesine anlattığı hikayenin içinde bulurdum kendimi ve hikayenin başkahramanı olurdum birden bire. Güvercin sesleriyle birlikte yaşadığımız, duvarları yosun tutmuş avlular vardı.

Benim memleketimin bir de küçük çalışanları vardı; küçük ama onuru ve yüreği büyük çocuklar, bedeni çocuk ama yükü büyük güzel insanlardı. ''Abla türkü söyleyeyim mi?'' diye yaklaşır ve cevabı beklemeden başlardı söylemeye Urfa'mın türküsünü. Yanık sesiyle hak ederdi kazandığı parayı, sesi kulağımda çınlardı bir süre, umut olurdu memleketimin insanlarına. Simit satan esmer yüzlü güzel çocuklar vardı bir de; tüm çarşıyı dolanırlardı, simit kokardı uzun ince sokaklar…

Çocukluğumda önünde sürekli fotoğraf çektirdiğim dönme dolap su değirmenin sudaki dansı selamlardı bizi. Ne çok özlemişim şehrimin sesini, güzel olan ne varsa, o kadar çok resmetmişim ki kafamda unutmak ne mümkün şimdi. Bazıları sadece bir kapıya veya duvara çıkan, sert köşeli, dolambaçlı, kocaman kapılı evlerin olduğu sokaklar vardı. Kendini bir labirenttin içinde tarihin kokusu peşinde koşarken bulduğun sokaklardı bunlar. Hele o kocaman kapıları yok mu, beni hala afallatıyorlar. Hep merak etmişimdir kapının arkasında ne olduğunu ve çoğu zaman dayamışımdır kulağımı kapının arkasındaki yaşanmışlıklara…

Bu şehrin sesini özlemişim ben. Kokusunu, insanlarını, kültürünü ama en çok sesini özlemişim. Duyabilene ne çok şey anlatıyor memleketim. Dedim ya bu şehir bir labirent! Ve ben buradan çıkmak istemiyorum, öyle bir labirent ki; sesler yol gösteriyor ve çoğu zaman gidilecek yere varılıyor.

Neyini seviyorum bu şehrin?
Ben bu şehrin unutulmaya yüz tutmuş seslerini seviyorum. Bu şehirde herkesin fark edemediği koca yürekli kendini gizlemiş çınarlarını seviyorum. İnsanların yürürken çıkardığı yorgunluk sesini seviyorum. Simit kokan sokakları, Kur'an okuyan adamın sesini, Türkü söyleyen yürekleri seviyorum. Memleketimin her köşesinin şiirlere ilham oluşunu seviyorum. Ben memleketimin kirletilmeyen masumiyetini seviyorum…

 
Etiketler: BİR, ŞEHRİN, SESİ,
Yorumlar
Bizim Gazete
Ulusal Gazeteler
Yazarlar
Alıntı Yazarlar
Şanlıurfa
Sıcak
Güncelleme: 19.09.2018
Bugün
24° - 36°
Perşembe
23° - 37°
Cuma
23° - 36°
Şanlıurfa

Güncelleme: 19.09.2018
İmsak
04:41
Sabah
06:03
Öğle
12:26
İkindi
15:52
Akşam
18:37
Yatsı
19:52
Süper Lig
Takımlar
P
Av
M
B
G
O
Arşiv Arama
Modül 1

Bu modül kullanıcı tarafından yönetilir, ister kod girilir ister iframe ile içerik çekilir. Toplamda kullanıcı 5 modül ekleme hakkına sahiptir, bu modül dahil tüm sağdaki modüller manuel olarak sıralanabilir.

Haber Yazılımı