Yazı Detayı
24 Temmuz 2017 - Pazartesi 11:22 Bu yazı 757 kez okundu
 
Bir Bakan’ın makamındaki ilk günü..
Misafir Kalem
 
 

Mete Akyol, 07 Haziran 1992


Bir Bakan’ın makamındaki ilk günü..
Nuri Okutan Anka­ra’da konuğum olurdu. Şanlıur­fa’da evsahibim olurdu.
Şanlıur­falı meslekdaşım bir kez daha evsahipliğimi yaparken, konuğuna yine umduğunun çok üstünde bir ikramda bulun­du:
“Belediye Başkanımız, bugün öğle Belediye bahçe­sinde senin onuruna bir ye­mek verecek” dedi “Birlikte gideceğiz. Haberin olsun.”
Nuri Okutan’ ın bu sürpri­zi, itiraf edeyim, hem hoşuma gitti hem canımı sıktı.
“Sizin Belediye Başkanı’yla tanışmıyordum ki, Nuriciğim” dedim “Vazgeçtim onuruma yemek vermesin­den, başkan beni birlikte ke­bap yemeye davet etse, inan, o daveti bile yadırgarım.”
Şanlıur­falı bir arkadaşınız varsa, o arkadaşınızın tüm ar­kadaşları sizin de arkadaşınızdır.
Nuri Okutan, Şanlıur­fa‘nın bu kuralını hatırlattı. Belediye Başkanı’nın da­vetinin bu kural çerçevesinde yapıldığını söyledi.
“Madem ki o da sen de benim dostumsunuz, o halde ikiniz de birbirinizle dost sa­yılırsınız” dedi “Tanışma fas­lına gelince, işin orasını ba­na bırak. Yemeğe gittiğimiz­de nasıl olsa ben hallederim o işi…”
Belediye bahçesine girme­den önce Belediye binasına girdik, başkanın makamına çıktık.
Davet sahibimiz Şanlıurfa Belediye Başkanı ile kesinlik­le yemekten önce tanışmak istiyordum.
Nuri Okutan başkanın sekreterine bizim geldiğimizi “içeri” bildirmesini söyledi.
Sekreterin girdiği kapı­dan, kendi geri dönmeden ön­ce başkan çıktı dışarı:
“Vaaay iki gözüm, canım benim, hoşgelmişsin gurban” diyerek boynuma sarıldı ve eski dostu Nuri Okutan’a döndü:
“Babana rahmet Nuri” dedi “Ne iyi etmişsin de ge­tirmişsin Mete beyi… Oy ba­bana rahmet…”
Başkan, bir koluyla Nu­ri’nin koluna öteki koluyla benim koluma girdi:
“Hele bi içeri girelim, ön­ce çayımızı içelim, gerisi ko­lay” dedi ve… Kollarını kolla­rımızdan çıkarmadan, Nuri’yle beni makam odasına soktu.
İçerde galiba yirmi kadar kişi oturuyordu.
“Ankara’dan gelmiş ya­bancı misafirim var, ağalar” dedi tümüne birden “Hadi siz şimdi gidin, bizi başbaşa bı­rakın… Nasıl olsa buralısınız hepiniz… Burada yarınınız da var, öbür gününüz de var…”
Odadaki konuklar birer ikişer kapıdan çıktılar. İçerde Başkan’ la birlikte Nuri ve ben kaldık.
“Yemekten önce beni ta­nımak istemişsin, Mete Bey” dedi Başkan “Şimdi bir yandan çaylarımızı içeriz, bir yandan da kendimi tanıtmış olu­rum.”
Ve ısmarlamaya gerek kalmadan içeri üç çay geldi.
Başkan, kendi önüne bırakılan çaydan bir yudum aldı ve kendini tanıttı:
“Adım Mustafa Kılıç’tır” dedi “Bura­da bulunmamın sebebi, başkan oluşum­dandır. Şanlıurfa beldesinin Belediye Baş­kanı seçilmiş bulunmaktayım.”
Başkan Mustafa Kılıç, hiç merak etmediğim halde öğrenim durumunu açıkladı:
“Köyümdeki ilkokulu bitirmişimdir” dedi “Başka da bir tahsilim yoktur. Beşi bitirmişimdir, Urfa’ya Beledi­ye Başkanı olmuşumdur.”
Söyleyecek başka bir söz bulamadığım için kendisini kutlamak gerektiğini söyledim.
Onun da yarım ağızla teşekkür edip, tanışma konusu burada kapatacağını ve Nuri’yle benim yine kollarımıza girip, bizi bahçede hazırlanan sofraya götüreceğini bekledim ve… Yanıldığımı gördüm.
Çünkü başkan, bu kez “hayali özgeçmiş”ini anlatmaya başladı.
“İlkokulu bitirip de koskoca Şanlıurfa’ya Belediye Başkanı olabildiğime göre…” dedi “Ortaokulu bitirseydim, demek ki mutlaka milletvekili olurdum.”
Nezaketen gülümsedim ve bu hareketimle konuyu ka­pattığımı sandım.
Yine yanıldığımı gördüm.
Başkan bu kez, “Şayet li­seyi bitirmiş olsaydım” diye­rek sürdürdü “hayali özgeçmişi“ ni anlatmayı “şayet lise­yi bitirmiş olsaydım, bu hesaba göre şimdi muhakkak bakandım.
Yine tebessüm ettim ve bu kez Nuri’ye baktım.
O da bana bakıyordu. Be­nim kendisine baktığımı gö­rünce baş, kaş, yüz ve göz ha­reketleriyle, “Aynen anlattığım gibi… Ne tatlı adam, değil mi?” İşareti yaptı.
Ben de en nazik tebessü­müm ve hafif bir baş hareke­timle, “Aynen dediğin gibi… Aynen anlattığın gibi… Çok tatlı, çok…” işareti yaptım ona.
Başkan, lise mezuniyeti ve kendi hesabına göre, lise me­zuniyetinin karşılığı bakanlıkla yetinmedi, hayal dünya­sının sınırını biraz daha genişletti:
“Hele bir de, mesela dedik yani, üniversite bitirmiş olsaydım” dedi ve… Kendini tutamadı, bu dediğine önce kendi güldü, sonra da bizi güldürdü.
Başkan Mustafa Kılıç, tümümüzün gülmesi dindikten sonra ancak sürdürebildi, “hayali özgeçmiş”ini anlat­mayı:
“Evet, ne diyorduk? Mesela üniversiteyi bitirmiş ol­aydım diyordum, değil mi? İşte o zaman muhakkak, başbakan olurdum bu benim hesaba göre…” dedi.
Şanlıurfa Belediye Başka­nı Mustafa Kılıç, bu şakasını kendinin de çok beğendiğini belli etmek için eliyle birkaç kez dizinin üstüne vurup vurup kahkahalar attıktan son­ra, bir yandan kahkahalarının tonunu alçaltmaya çalıştı, bir yandan da anlatmak istedikle­rinin gerisini getirdi:
“Hele bir de kazara mese­la Harbiye’yi bitirmiş olsay­dım” dedi “Şimdi garanti cumhurbaşkanıydım bu memleketin…”
Bu kez ben tutamadım kendimi, kahkahalarımı fren­lemeye gerek duymadan, gel­dikleri gibi koyuverdim.
“Şimdi tanımış oldun mu, beni gurban?” dedi Başkan.
Bu sorusunu sorarken, avucunun içiyle de sırtımın ortasına vuruyordu.
“Tanıdım, Başkan, tanı­dım” dedim.
“O zaman bahçeye inelim mi, Allah ne verdiyse yeme­ye?” dedi.
Yanıtımı hareketimle bil­dirmek istedim, kapıya doğru yürümeye başladım.
“Şeyhmuuuz” diye bağırdı Başkan.
Kapıda iri yarı bir kişi be­lirdi:
“Emrin başım gözüm üs­tüne Başkan dedi “Buyur, hele.”
“Başın gözün var olsun, gurban dedi Başkan ve emri­ni bildirdi Şeyhmuz’a:
“Hele bir yol koşuver bah­çeye de… Ateşe koysun ço­cuklar, Allah ne kebabı ver­diyse bugün…”
Şanlıurfa Belediye Başkanı ­Mustafa Kılıç’la tanıştığı­mız o günün üzerinden tam oniki yıl geçtikten sonra onun adını, 1977 yılını 1978 yılına bağlayan yılbaşı gecesi radyo ve televizyonda duyduk.
Ankara Milletvekili Mus­tafa Kılıç’ın, yılın son günü akşama doğru açıklanan ikin­ci Ecevit Hükümeti’nde Dev­let Bakanı görevine getirildi­ğini öğrendik.
Mustafa Kılıç, Devlet Ba­kanlığı’nda ne yapabilirdi aca­ba?
O yılbaşı gecesi kendi ken­dime sorduğum bu soruyu, bi­raz değiştirip, Devlet Bakanlı­ğı görevi bittikten sonra Mus­tafa Kılıç’ın kendine sordum: “Devlet Bakanlığı’nda ne yapabildiniz, Sayın Kılıç?” dedim.
Kumkapı’da bir balıkçı lo­kantasında öğle yemeğinde başlayıp, akşam yemeği müş­terilerinin geliş saatine değin Mustafa Kılıç’ın gün gün an­lattığı “Devlet Bakanlığı’nda­ki günleri”nin burada sadece birincisini nakledeceğim:
“Besmelemi çekip, sağ ayağımla içeri girdikten son­ra makam odamdaki masa­ma oturdum ve Allah’a önce şükrettim, sonra da vatana millete hizmetimde bana yardımcı olması için dua et­tim.”
Koltuğuna oturalı yarım dakika geçmiş, geçmemiş ki, odacı girmiş içeri:
“Buyurun, emredin Sayın Bakanım” demiş “Ne arzu edersiniz?”
Mustafa Kılıç’ın aklına o an, ilk günün heyecanından sabah çayını bile içemediğı gelmiş:
“Bana bir çay getiriver, oğlum” demiş odacıya “Demli olsun…”
Odacının bir iki dakika sonra getir­diği çayını içtikten sonra Mustafa Kı­lıç koltuğunda ha­fifçe kaykılmış, ayaklarını masa­nın altına doğru uzatmış ve tam bi­raz kendi kendine düşünmeye başla­yacağı sırada, makam odasının ka­pısı yeniden açıl­mış, odacı yeniden belirmiş kapıda:
“Buyurun, emredin Sa­yın Baka­nım” demiş “Ne arzu edersiniz?” Mustafa Kılıç’ın birşey arzu ettiği filan yok ama…
“Peki bu adam ne demeye girdi odaya o halde?”
Mustafa Kılıç, odacının kendi kendine ne demeye gel­diğini düşünürken, gözü bir­den, masanın üstündeki boş çay bardağına ilişmiş:
“Şu boşu kaldır oğlum” demiş.
Odacı, bos çay bardağını götürdükten bir bilemediniz iki dakika sonra yeniden aç­mış kapıyı, yeniden dikilmiş Mustafa Kılıç’ın karşısına: “Buyurun, emredin Sayın Bakanım… Ne arzu edersi­niz?”
Sayın Bakan bir orta kah­ve arzu etmiş.
“Kahvem geldi, içtim. Odacı yine geldi, boş fincanı aldı, götürdü. Ayaklarımı yi­ne uzattım, koltuğumda yine hafifçe kaykıldım ki…”
Kapı yine açılmış, odacı yi­ne dikilmiş karşısında: “Buyurun, emredin…”
Gerisini getirtmemiş, oda­cının laflarının:
“Tamam, tamam, anladık oğlum” demiş ve… Ne isteye­ceğini, bir süre düşündükten sonra bulmuş:
“Ihlamurun var mı, ıhla­murun?” diye sormuş.
“Emriniz olur Sayın Ba­kanım…”
“Sen bana sıcak bir ıhla­mur getir, oğlum…”
Odacı ıhlamuru getirip, daha sonra da boş bardağı götürdükten sonra yine içe­ri girip, Sayın Bakan’dan ne emri olduğunu sorunca Mustafa Kılıç bu kez düşünmüş düşünmüş, “Bari bir tarçın içeyim” demiş ve odacıya “Tarçın” ısmarlamış.
“Tarçından sonra, bari soğuk birşey olsun deyip, bir limonata sıktırdım, onu içtim. Limonatadan sonra içecek birşey bulamadım, aklıma soda geldi, bir soda içtim… Odacı bir defa daha kapıyı açıp, karşımda diki­lince…”
İşte o an tepesinin tası atmış Mustafa Kılıç’ ın: “Oğlum sen içerde ken­di kendine iki dakika yal­nız başına kalamaz mısın?” diye kükremiş “Nedir be, deminden beri cırt cırt içe­ri giriyorsun, durup durup ne içeceğimi soruyorsun?… Fıçı mı bu, mide mi, ha?… Rahat bırak da bir nefes alalım…”
Sayın Bakan, bu bağır­ması karşısında odacının ezilip, büzüleceğini, kendi­sinden kırk kez özür dileye­ceğini beklerken, adamca­ğız ellerini bile ovuşturma­ya gerek duymamış, üstüne üstlük, bir de karşılık ver­miş:
“Benim ne suçum var, Sayın Bakanım” demiş “Siz emrediyorsunuz, çağırıyor­sunuz, ben de geliyorum…”
“Ne emretmesi, ne ça­ğırması, ulan?.. Kendi ken­dine kapıyı açıp, giriyor­sun… Bir defa olsun çağır­dım mı ben seni, hı?”
Odacı, yine ezilmeden, büzülmeden konuşmuş:
“İki dakikada bir, oda­cıyı çağırma ziline basıyor­sunuz. Ben de zili çaldırdı­ğınızı görünce, başka ne yapabilirim. Sayın Baka­nım?.. Kalkıp geliyorum…”
Mustafa Kılıç, odacının bu “ithamı” karşısında hep ten şaşırmış, kalmış:
“Ne zile basması, oğ­lum?..” demiş “Ben zil mil görmedim bile burada… Hani neredeymiş bu zil?…”
Odacı, makam masası­nın öte yanına dolanmış, ye­re çömelmiş ve makam kol­tuğunun az ötesinde, masa­nın alt bölümündeki odacı zilini göstermiş:
“İşte buradadır zil, Sa­yın Bakanım” demiş “Koltuğunuzda otururken aya­ğınızla hafifçe basınca, içerde odacı odasındaki çağırma zili çalar…”
Mustafa Kılıç, Devlet Bakanlığı’ndaki ilk günü­nün ilk saatini anlatırken, birden katıla katıla da gül­meye başladı:
“Ayaklarımızı uzatalım, koltuğumuzda biraz kaykı­lalım derken meğer, masa­nın altındaki odacı ziline dokunuyormuş ayağımız” dedi “Bizim her dokunuşumuzda gariban odacı da (Bakan bey beni yine çağı­rıyor) deyip, yerinden fırla­dığı gibi, odama girip, kar­şımda dikeliyormuş… Biz de boşu boşuna adamcağı­za bozuluyor, günahını alıyormuşuz meğer garibin…” Mustafa Kılıç’a, yıllar önce Şanlıurfa Belediye binasındaki “özel hesabı”nı hatırlattım:
“Hani, ilkokulu bitirip, Şanlıurfa’ya Belediye Baş­kanı olduğunuza göre, orta­okulu bitirince milletveki­li, liseyi bitirince de bakan olmanız gerekiyordu bu özel hesabınıza göre” de­dim ve sordum:
“Sonunda bakan da ol­duğunuza bakıp, bu arada acaba dışarıdan sınavlara girerek, liseyi de bitirmiş olabileceğinizi de kabul edebilir miyiz?”
Yıllar önce yaptığı o “özel hesab”ın şimdi artık hükmü kalmadığını söyledi Mustafa Kılıç:
“Şanlıurfa Belediye Başkanlığı koltuğundan başımı kaldırıp da yukarı­lara baktığımda o zaman­lar öyle zannediyordum ama…” dedi “Daha sonraları aralarına karışıp da, sa­ğına soluna bakındığında ancak anlayabiliyor insan, ne üniversiteyi, ne liseyi, hatta ne de ortaokulu bile bitirmeye gerek olmadığı­nı, bakan koltuğunda kaykılıp, ayaklarını uzatabil­mek için…”
Aralarındaki diplomalı­lardan çoğunu görüp, tanı­dıktan sonra bakanın diplo­masızı olmasından ötürü, diplomasız bakanın kendi bile rahatsızlık duymaz olurmuş…
“Yeter ki, odacı çağırma zilinin nerede olduğunu çok iyi bileceksin ve yanlış­lıkla basmayacaksın o zi­le…”
Diplomasızlığının bile rahatsız etmediği bir baka­nı, odacısı bile rahatsız etmiyormuş o zaman, gereksiz yere…

 
Etiketler: Bir, Bakan’ın, makamındaki, ilk, günü..,
Yorumlar
Bizim Gazete
Ulusal Gazeteler
Yazarlar
Öne Çıkanlar
Alıntı Yazarlar
Şanlıurfa
Çok Bulutlu
Güncelleme: 23.05.2018
Bugün
21° - 34°
Perşembe
21° - 35°
Cuma
20° - 33°
Şanlıurfa

Güncelleme: 23.05.2018
İmsak
03:23
Sabah
05:04
Öğle
12:29
İkindi
16:17
Akşam
19:41
Yatsı
21:13
Süper Lig
Takımlar
P
Av
M
B
G
O
Arşiv Arama
Modül 1

Bu modül kullanıcı tarafından yönetilir, ister kod girilir ister iframe ile içerik çekilir. Toplamda kullanıcı 5 modül ekleme hakkına sahiptir, bu modül dahil tüm sağdaki modüller manuel olarak sıralanabilir.

Haber Yazılımı