301 Moved Permanently

Moved Permanently

The document has moved here.

Yazı Detayı
09 Mart 2019 - Cumartesi 12:11 Bu yazı 572 kez okundu
 
BENİM 28 ŞUBAT’IM-6- SON
Mehmet SARMIŞ
mehmetsarmis@gmail.com
 
 
28 Şubat Sürecinin Sonu:
Nihayet "Bin yıl sürecek" denilen o süreç 2000'lerin başında bitti. Son günlerde bitmedi diyenler, farklı değerlendirmeler yapanlar olsa da bana göre o süreç o şekliyle bitti veya evrildi, geri çekildi. Bir takım çevreler fırsat bulsalar yeniden benzer şeyler yapabilirler mi? Akıllarından geçirenler ve yapmak isteyenler çıkabilir. Ancak bu kadar tecrübeden sonra o cenahın da çıkardığı dersler olduğunu, yaptıkları yanlışlıkların farkına vardıklarını düşünmek istiyorum ve bunu canı gönülden umuyorum.
 
Tabii ki hayat devam ediyor. Devam ettikçe de süreçler bitmez. Bu sefer başka bir süreç veya iç içe geçmiş başka başka süreçler başladı.
 
2000'ler:
28 Şubat'ın mağdurları, halkın desteği ile iktidara geldi. (Bu arada ben kendim için "mağdur" ifadesini kullanmaktan hoşlanmıyorum.)Güzel şeyler yapıldı. Genel olarak bütün insanlar, özel olarak da dindar insanların önündeki yasaklar kaldırıldı, dini özgürlükler alanında büyük mesafeler alındı.
 
Tam her şey güzel gidiyor, daha da iyi olacak derken…
 
28 Şubat'ta, bir büyüğümüzün ifadesi ile "vitrinimize taş atılmış, ayarımız ortaya çıkmıştı." Kendi acı gerçeğimizle karşılaşmıştık.
 
Zaman içinde o tecrübeden gerekli dersleri çıkarmış olmalıydık. Ama…
 
İmtihanda olduğumuzu ve "varlıkla imtihan" edilmenin daha zor olduğunu unuttuk; bazılarımız savaşın kazanıldığını sandı ve "Okçular Tepesini" terk edip ganimet peşine düştü. 
 
Bazı "mücahitler müteahhitlere" dönüştü. "Masa, kasa, nisa" söylemleri ayyuka çıktı. "Bir avuç içmemiz gereken ırmaktan" bazılarımız kana kana içer oldu. Bunun sonucunda karşı çıktıklarımıza benzemeye başladı, hızla dünyevileşti. Haram helal sınırı görünmez oldu. Uyaranlara ters ters bakılmaya başlandı. Bunlar yola beraber çıktıkları arkadaşlarını yolda buldukları ile değiştirdiler. Kısaca vitrinimizin içini düzenleyeceğimiz yerde, vitrini tamir etmeye çalıştılar. Samimiyetin yerini şov almaya başladı. Bir zamanlar bayraklaştırılan tesettür, birçokları için artık bir moda malzemesiydi. 
 
Tabii iktidarın nimetleri "her devrin adamlarını" da bu tarafa çekti. Bala üşüşen eşek arıları ve sinekler gibi… Onlar için amaçlarına götüren her yol mubahtı zaten. Bunlar "din iman edebiyatı"nı daha iyi yaparlardı. Şimdi sosyal medya platformları da olduğu için daha kolaydı. Her gün birkaç ayet "sallayıp" geniş kitleleri uyutabilir, gemilerini yürütebilirlerdi. Yürüttüler. Dün başörtülü avına çıkanların bazıları bugün zirvelere çıktılar, el üstünde tutulmaya başlandılar.
 
Artık birileri nezdinde "dava, hak, hukuk, hizmet, ihlas, hesap günü bilinci vb" modası geçmiş kavramlardı. Bunlardan söz etmeye devam eden samimi insanlar üzülmüş, örselenmiş, itelenmiş önemli değildi. Her devirde olanlar yine olmaya başlamıştı.
 
Bana gelince…
28 Şubat'tan sonra bir daha idareci olmam diyordum. Olmak da istemedim, ama yapamadım. Hizmetten kaçmak olmazdı, bu yüzden gelen tekliflere hayır diyemedim.
 
Önce Şair Nabi İlköğretim Okulunda müdür yardımcısı, sonra okul müdürü oldum.  Daha sonra İl Milli Eğitim Müdürlüğünde Şube Müdürlüğü, Milli Eğitim Müdür Yardımcılığı, kısa bir süre Karaköprü İlçe Milli Eğitim kurucu müdürlüğü… İdarecilikte bir daha o aşkı, şevki, heyecanı bulamam demiştim, ama öyle olmadı; daha büyük bir aşkla çalışmaya başladım.
 
Sonra bir kanun ile "eğitim uzmanlığı" ve idareciliğin sonu, pasif görev…
 
Üç ideoloji, üç ceza:
Ülkemizi ideolojik açıdan en kaba olarak üç gruba ayırabiliriz: Ülkücüler, solcular, İslamcılar…
 
Ben bu üç grubun da gadrine uğramış biriyim.
 
İlk görev yerim olan Anadolu'daki bir ilçede Ülkücülerin hedefi oldum, soruşturma geçirdim, caza aldım. Suçum "İslamcılık."
 
28 Şubat'ta solcuların hedefi oldum, soruşturma geçirdim, okul müdürlüğünden alındım. Suçum "İslamcılık."
 
Son olarak İslamcıların hedefi oldum, İl Milli Eğitim Müdür Yardımcılığı görevinden alındım. Suçum, "kimsenin adamı olmamak…" Bir soruşturma bile geçirmedim.
 
(Önemli Not: Gerek Ülkücü ve solcu olsun, gerekse İslamcı olsun, genelleme yapmıyorum, sadece bir grubu kast ediyorum. Yoksa her kesimin namuslu, dürüst, ilkeli insanları da var, hem de çok.)
 
İlk ikisi çok zoruma gitmemişti. Çünkü düşüncem ve faaliyetlerimden rahatsız olmuşlardı. Ya bunlara ne oluyordu? Bir suç veya başarısızlık, bir soruşturma olmadan, kendi adamlarına yer açmak için açığa almışlardı beni. Benim içinden çıktığım çevre, İslamcı geçinen bazı siyasiler, sendikacılar, bürokratlar… Kimi aktif, kimi pasif olarak buna göz yummuşlar, onay vermişlerdi. İşte bu durum beni yaraladı, incitti, kendimi ihanete uğramış htim, çok zoruma gitti. Kapalı kapılar arkasında bu durumu şikâyet eden, eleştiren çok olduysa da ve hâlâ oluyorsa da, kimse açıktan dillendirmedi, sosyal medyada bile iki satır yazı yazan olmadı. Demek ki o kadarmış... Bizde meşhurdur; "kol kırılır yen içinde" kalır. Olsun, canları sağ olsun…
 
Şimdi:
Yaşadıklarım, gördüklerim, gözlemlerim, okuduklarım, düşünmelerim beni de değiştirdi, değiştirmeye da devam ediyor. DAEŞ, FETÖ tecrübeleri gözlerimi açtı. Artık İslami kesimlere, onların faaliyetlerine daha eleştirel bakıyorum. 
 
Artık kendime "İslamcı" demiyorum, aslında eskiden de pek demezdim. Sadece "Müslümanım" diyorum. Artık insanı değerlendirirken, sadece "Müslüman" demiyor, "iyi insan" diye ekliyorum. Ahlaka, eskisinden daha çok vurgu yapıyorum. Çünkü en çok buradan kaybediyoruz.
 
İslam'a ve Müslümanlara bakış açım bir hayli değişti. Tarihe, günümüze ve geleceğe de… Olaylara ve insanlara siyah beyaz diye iki kutuplu bakmıyorum. Doğruya kimden gelirse gelsin doğru, yanlışa kimden gelirse yanlış deme konusunda daha titizim. Özgürlüğü daha çok önemsiyorum. İstişarenin ve eleştirinin ne kadar önemli olduğunu daha iyi anladım.  Adalet dilimden düşmüyor. Zulmün, adaletin tersi olduğunu iyice kavradım. Emanetin ehline verilmesinin, adaletin olmazsa olmazı olduğunu dile getiriyor ve bunda ısrar ediyorum. Her türlü farklılığa eskisinden daha çok saygı gösteriyorum. Her farklı'nın iyisini kucaklamaya, kötüsünü anlamaya ama kötülükle mücadele etmeye çalışıyorum.
 
Kendimle ilgili hiçbir beklentim yok, aslında eskiden de yoktu. "Ne yapıyorsun?" diye soranlara, "Düşünüyorum, konuşuyorum, okuyorum, yazıyorum." diye cevap veriyorum. 
 
Yaptıklarımdan ve duruşumdan dolayı hiçbir pişmanlığım olmadı. 
 
Çok şükür, iyiyim, vicdanım rahat, gönlüm huzurlu. 
 
Zaten şunun şurasında dünya imtihanını bitirmeye de çok bir şey kalmadı…
 
Etiketler: BENİM, 28, ŞUBAT’IM-6-, SON,
Yorumlar
Bizim Gazete
Ulusal Gazeteler
Yazarlar
Alıntı Yazarlar
Şanlıurfa
Sıcak
Güncelleme: 02.08.2019
Bugün
26° - 42°
Cumartesi
26° - 40°
Pazar
25° - 41°
Şanlıurfa

Güncelleme: 02.08.2019
İmsak
03:48
Sabah
05:23
Öğle
12:36
İkindi
16:24
Akşam
19:39
Yatsı
21:07
Süper Lig
Takımlar
P
Av
M
B
G
O
Arşiv Arama
Modül 1

Bu modül kullanıcı tarafından yönetilir, ister kod girilir ister iframe ile içerik çekilir. Toplamda kullanıcı 5 modül ekleme hakkına sahiptir, bu modül dahil tüm sağdaki modüller manuel olarak sıralanabilir.

Haber Yazılımı