Yazı Detayı
05 Ağustos 2019 - Pazartesi 15:04 Bu yazı 943 kez okundu
 
Barış koridoru
Misafir Kalem
 
 

Barış koridoru

Mustafa Ekici. Star.com.tr., 04.08.2019.

Suriye’deki emperyalist lejyonun etkisinin kırılmasından sonra, ülke içinde, Suriye kaynaklı zehirli havanın hızla dağılacağını öngörmek gerekir. Bu hem Suriye ile entegrasyonda çok büyük işlev yüklenecek olan mülteci iskanı hem de süreğen bir şekilde sosyolojiyi zehirleyen Kürt modernleşmesi sürecinde yaşanacaktır.

“Orta Doğu’da geçerli tek yasa, önceden niyet edilmemiş sonuçlar yasasıdır.”
Karl E. Meyer/Shareen Blair Brysac, Orta Doğu Tarihi

Suriye’de bir sürecin sonuna yaklaşıyoruz zahir. Yeni bir sürecin de başlangıcı olacak bu sonlanmakta olan süreç, geride bıraktığı tortuları ile muhtemelen yakın ve uzak dönem Suriye toplumu üzerinde akla sığmaz etkiler yaratacaktır. Özellikle de siyasal sistemler konusunda ve bunların üzerinde temellendirilmeye çalışıldığı derme çatma/dayatma değerler konusunda büyük ve sarsıcı değişimler… Bugün Ortadoğu’daki hemen bütün krallık ve cumhuriyetlerde yönetilenlerin yönetenlere gösterdikleri rıza tamamen bir varsayımdır.  Baştan başa bütün Ortadoğu siyasal düzeni, 200 yılı aşkın bir süre devam eden sömürgeciliğin kurguları ile kurulmuş, dış destek ve müdahalelerle ayakta durabilen devletimsi yapılardan ibarettir.

Mikro etnikçilik

Osmanlı’nın bölgeden çekilmesi ile birlikte, 30 Aralık 2006’da idam edilirken “Amerika’ya ölüm, İsrail’e ölüm, Fars-i Mecusilere ölüm, Yaşasın Filistin” sloganları atan Saddam Hüseyin’in dediği gibi ‘cehennemin kapıları açılmıştır’ adeta. Bütün bu kanlı tiyatronun nedeni şüphesiz siyasi örgütlenmede esas alınan değerlerle ilgilidir. Birbirini karşılıklı kışkırtan etnik milliyetçilikler olarak yeni siyasi yapının üzerine oturtulduğu bu dışlayıcı ve kıyıcı değer, ilginç şekilde, yücelttiği etnik yapılardan da umulan yaygın rızayı elde edememiş, sıkıştıkça daha mikro etnikçiliğe savrulmuştur. 1958 yılında Mısır ile ortak bir devlet kuracak kadar Arap milliyetçiliğinin bayraktarlığını yapan Suriye Baası, günün sonunda neredeyse ülkenin en küçük azınlık grubu olarak Nusayri ırkçılığa sığınmak durumuna gelmiş bulunuyor. Bu kadar zayıflamış bir toplumsal destek ve paralize edilmiş sosyolojide ayakta kalmanın tek geçer kuralı, halka karşı kendilerine hamilik edecek dış destekti, onu önce mezhebi saiklerle İran, ardından da jeopolitik hesaplarla Rusya sağladı. Artık Suriye hükümeti denilen şey, halkına karşı kendini korumak için, emperyalistlerce korunan sağlam kalelere sığınmış bir grup azgın muktedirden ibarettir.

Osmanlı millet sistemi, hemen bütün dünya tarihinde kayda değer bir barış ve huzur sağlamış, yine kayda değer bir rıza üretmiş bir değerler sistemi üzerine kurulmuştu. Şüphesiz süreç içinde vergi sistemi, bürokrasi sistemi, yönetme aygıtları eprimiş, çağın getirdiği yeniliklere uyumda sorunlar ve yetersizlikler yaşanmıştır ama Osmanlı’yı bitiren şey, bu toprakların ruhuna aykırı, kurgusal etnik anlayışlardır. Osmanlı temel olarak inanç değerlerini esas alan kavramsal bir çerçevede toplumu tanımladı ve İslam hukukunun yol gösterdiği şekilde bir uygulama yürüttü: İslam milleti ve kendi içinde bölümlere ayrılsa da zimmet akdi ile devlete bağlı Gayri Müslim tebaa. Kendi içinde geniş dini, hukuki ve idari özerklikler taşıyan bu sistemin en önemli yanı, toplum kesimlerini birbirlerine kışkırtmayan, bireyin, içinde yer aldığı kesimde gönenç içinde yaşamasına elverişli sosyal çerçevedir. Ardından çağın getirdiği ve çokça da kışkırtılmış etnik siyaset maalesef başa çıkılması güç bir süreci tetiklemiş ve belki millet sistemi içinde modern yönetim aygıtları ile tolere edilebilecek yapılara evrilmesi mümkünken, emperyalist devletlerin saldırıları ile iş çığırından çıkmıştır. Saddam’ın deyimi ile cehennemin kapıları o günden bu yana adeta ardına kadar açılmış bulunmaktadır.

Türkiye, Arap Baharı olayları başladığından beri, özellikle Suriye konusunda büyük bir dikkatle insani yanı ağır basan politikalar gütmüştür. Zaman zaman askeri nitelik kazanan tehdit ve tehlikelere yönelik olarak da yeter miktarda askeri operasyon yapmıştır. 4 milyonu aşkın Suriyeliyi kabul eden Türkiye, emperyalist bir ülke olarak ABD’nin Müslüman maskesi takmış DEAŞ terör şebekeleri ve Kürt maskesi takmış PKK’lı lejyonerleri aracılığı ile yarattığı jeopolitik tehdidi bertaraf etmek için önce Fırat Kalkanı ve ardından Zeytin Dalı operasyonlarını gerçekleştirmiş, başından beri ifade ettiği Güvenlikli Bölgeler politikasını ısrarla dillendirmiş, bütün askeri ve politik imkanları ile ABD’yi buna zorlamıştır.

Köle toplumlar

Türkiye sosyolojisine zehirli bir şekilde etki eden Suriye konusunu, bölgede yaşamakta olan toplum kesimlerini, Arapları, Türkleri, Kürtleri birbirine kışkırtarak, düşmanlaştırarak ele almak, yukarda bahsini ettiğim cehennemleştirmeye, kanlı kapışmalara daha da benzin dökmekten öteye gitmeyecektir. Maalesef emperyalistlerin yedeklediği çoğu gerçek anlamda terör kavramı içindeki siyasi ve askeri yapıların, bu kanlı cehennem tiyatrosunun sonuçlarını öngörebilecek akıl ve imkandan yoksun oldukları ortada. Bağımsız bir politik merkez olarak Türkiye, bütün kışkırtma ve tehditlere rağmen, bölgede makul olana, ortaklaşmaya, halkın güvenlik ve refahına yönelik politikalar yürütmeye odaklanmış tek ülke konumundadır. Suriye’deki emperyalist lejyonun etkisinin kırılmasından sonra, ülke içinde, Suriye kaynaklı zehirli havanın da hızla dağılacağını öngörmek gerekir. Bu hem Suriye ile entegrasyonda çok büyük işlev yüklenecek olan mülteci iskanı hem de süreğen bir şekilde sosyolojiyi zehirleyen Kürt modernleşmesi sürecinde yaşanacaktır. Mültecileri iğrenç ırkçılıklarına malzeme yapanlar ile Kürt’ün gecikmiş modernleşmesinden emperyalizme güç devşirmeye kalkışanların ters köşe olacakları bir devlet aklının işler hale geleceği görülüyor.

Yazının girişindeki söz acı bir gerçeğin ifadesidir. 200 yılı aşkın bir süreden beri buralara akın akın gelen emperyalist güçler hep hesapladıklarının ötesinde sonuçlarla karşılaşmışlardır. İslam kültür okyanusu, modernleşince yok olup gidecek sandılar, kendilerine bağlı gönüllü köle toplumlar oluşacağını varsaydılar, ama yanıldılar. 80 yıllık Türkiye macerasında yanıldılar, Arap sokağındaki tehlikeli dikleşmede yanıldılar. Yine yanılıyorlar, Suriye’de veya Türkiye’de umudu Kürt gavurlaşmasına bağlayan emperyalistler, İslam kültürünün hem de kendini yenileyerek nasıl gümrah çıkmaya devam ettiğini görüyorlar. ABD ve yedeğindeki terör odakları, günün sonunda sahadaki tek gerçek gücün halk olduğunu, meşruiyet olduğunu ve bunun hiç de kolay elde edilemeyeceğini görmüş olacaklar ki, nice katliam ve insani maliyetten sonra yeniden Türkiye’nin tezlerine yaklaşmış görünüyorlar.

Türkiye, Barış Koridoru diyerek, ABD ve ortaklarının Kürt ve Araplara her yolla empoze etmeye çalıştıkları Türkiye düşmanlığı tezine barış eli uzatıyor. Dünya konjonktürü ve bölgesel gelişmeler, bu barış elinin ya maliyetsizce ve isteyerek, ya da askeri seçeneklerle tutulmak zorunda kalacaklarını apaçık ortaya koymaktadır. Şimdi hem Arap hem de Kürtler adına siyaset yürüttüğünü iddia eden kesimlerin, Arap ve Kürtlerin yaygın şekilde benimsediği şu gerçeği görmesi gerekir; Suriye’de veya Irak’ta hangi kesim olursa olsun Türkiye’nin düşmanlığını değil dostluğunu hedeflemeleri gerekir. Barış Koridoru kavramı tam da bu dostluğa, ortaklaşmaya, işbirliğine samimi bir çağrıdır. Emperyalistler adına çalışan, onlara ajanlık, lejyonerlik yapan örgüt ve yapıların sadece kullanım değeri vardır, kendi tabanlarını Türkiye’ye karşı düşmanlaştırarak gidilebilecek bir mesafe yoktur. Terör örgütü liderinin hapishaneden yolladığı üç mektupta ifade ettiği ve seçim gürültüsünde pek duyulmayan, hatta parti ve örgüt içindeki emperyalist lejyonerlerin adeta ‘tecrit’ ettikleri ifade ‘Suriye’de Türkiye’nin hassasiyetlerine dikkat edilmesi’ gerektiğine dair sıkı tavsiyedir. Bu tavsiyeye direnip geleceğini halkında değil emperyalistlerin gölgesinde arayanlar için son, maalesef hep hüsran olmuştur, öyle de olacaktır. Bu mektup ve yürütülmekte olan askeri operasyonlarda, örgüt içinde ciddi ayrışmaların, çatışmaların izleri açıkça görülmektedir. Tecrit diye aylarca tepinip, sekiz tutukluyu ölüme sürenlerin ilginç bir şekilde örgüt liderine uyguladıkları tecrit de bu çatışmanın en belirgin işaretlerindendir.

Sosyolojinin gerçekliği 

Sözün özü; Kürt’ün de, Arap’ın da, Türk’ün de üzerinde ortaklaşacağı, adalet ve hakkaniyet içinde kardeş olduğu, olacağı yer Türkiye’dir, Türkiye’nin gütmekte olduğu barış ve ortaklık politikalarıdır. Bu politikalara el uzatanlar kazanacak, direnenler halk tarafından tasfiye edilecektir. Bölgede çarpık da olsa hiçbir iradeye var olma şansı tanımamaya yeminli sömürgecilerin bölge halklarına kandan, katliamdan başka vaad ettiği hiçbir şey yoktur. Türkiye devlet aklının, zaman zaman savrulsa da, üzerinde dikkatle durduğu izlek, sosyolojinin gerçekliğidir. Sosyoloji, üzerinde temellendiği kadim değerlerleri yeniden ve yeniden var ederek, devlet ve siyaset aklına da ayar vermeye devam etmektedir.

 
Etiketler: Barış, koridoru,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
04 Nisan 2020
Yeni Bir Çağrıya İhtiyacımız Var!...
559 Okunma.
31 Aralık 2019
KENDİMİZDEN BİR ÖZÜR DİLEYELİM, KENDİMİZE GELELİM, KENDİMİZ OLALIM
775 Okunma.
20 Aralık 2019
GEZEN BİLİR
300 Okunma.
20 Kasım 2019
‘Su baronları’...
400 Okunma.
10 Eylül 2019
Fırat'ın doğusunda müşterek kara devriyesi
942 Okunma.
24 Haziran 2019
0-7 YAŞ EĞİTİMİ İHMAL EDİLMEMELİ!
593 Okunma.
25 Ocak 2019
Aslını kaybetmek.. Sıra gecesi ve Sema meşki
2155 Okunma.
16 Ocak 2019
Âdâb-ı Muâşeret / Görgü Kuralları
949 Okunma.
16 Ocak 2019
BİR SEVDADIR MESCİD-İ AKSA
648 Okunma.
20 Aralık 2018
Mezopotamya ve Coğrafya Kaderdir Kitabı
1425 Okunma.
13 Aralık 2018
Fırat'ın doğusunda neler olacak?
920 Okunma.
23 Kasım 2018
DİBE VURAN BELEDİYECİLİK
1031 Okunma.
17 Kasım 2018
SÖZE KARŞILIK
973 Okunma.
06 Kasım 2018
DAEŞ nasıl oldu da hortladı?
1167 Okunma.
31 Ekim 2018
Sırada Tel Abyad mı var?
1025 Okunma.
29 Ekim 2018
Fırat’ın doğusu’na kapsamlı bir operasyon mu geliyor?
929 Okunma.
22 Ekim 2018
“Arkamdan kimse ağlamasın”
1066 Okunma.
17 Ekim 2018
“İDAMA YÜRÜYEN ADAM”
807 Okunma.
16 Temmuz 2018
BOSNA
7032 Okunma.
11 Temmuz 2018
LANET OLSUN
1362 Okunma.
23 Haziran 2018
D-SMART TV TÜRKİYE CUMHURİYETİ KANUNLARINA TABİ DEĞİL Mİ?
2483 Okunma.
01 Mayıs 2018
1 MAYIS
3526 Okunma.
21 Nisan 2018
BENDE ADAYIM...
1736 Okunma.
14 Nisan 2018
Artık bu Suriye savaşı değil! ‘Kıyamet Savaşı’ hazırlığı var. Dünyanın dengesi değişebilir.
1538 Okunma.
05 Nisan 2018
VAZGEÇ
1636 Okunma.
04 Nisan 2018
CESUR MEHMETÇİK
973 Okunma.
27 Mart 2018
GAP GÜNDEMİ VE BÖLGE GERÇEĞİ
1754 Okunma.
26 Mart 2018
AKLINI VE İMANINI KİRAYA VERENLER
1024 Okunma.
22 Mart 2018
GAPGÜNDEMİ
1474 Okunma.
20 Mart 2018
GAP GÜNDEMİ İLE NİCE YILLARA
1249 Okunma.
14 Mart 2018
O ŞEHİR ÇANAKKALE
1681 Okunma.
24 Şubat 2018
PKK’nın ‘son’ görevi...
1846 Okunma.
22 Şubat 2018
ÖĞRETMEN…
1347 Okunma.
21 Şubat 2018
Yalnızlık ve Yaratıcılık- III
1123 Okunma.
15 Şubat 2018
Yaşlılıktaki YALNIZLIK II.
1471 Okunma.
14 Şubat 2018
YAŞAM-YALNIZLIK ve TEKBAŞINALIK I.
1141 Okunma.
07 Şubat 2018
TARİH YOL ARAYANA DOĞRU YOLU GÖSTERİR
1324 Okunma.
26 Ocak 2018
Ankara’da çok gizli görüşme
1194 Okunma.
15 Aralık 2017
Kudüs kararının getirdikleri: Psikolojik harbi kazanmak
1580 Okunma.
10 Aralık 2017
Modern zamanların en büyük ihanet hikayesi ve Filistin'in kaderi
1223 Okunma.
13 Kasım 2017
Hedef İran’la mücadele mi Ortadoğu’yu ehlileştirmek mi?
1290 Okunma.
07 Kasım 2017
Saudia’da neler oluyor?
1474 Okunma.
07 Kasım 2017
Suudi Arabistan'da gerçekten neler oluyor?
1375 Okunma.
18 Ekim 2017
Sömürgeleştirme Operasyonu'nda Kürt ve Rus Lejyonu'na Dair
1585 Okunma.
10 Ekim 2017
Krizin asıl nedeni
1428 Okunma.
06 Ekim 2017
Ne yani Afrin’de değil Anadolu’da mı savaşalım? Bize bunu mu diyorsunuz?
1426 Okunma.
30 Eylül 2017
Kontrollü kaos.
1607 Okunma.
30 Eylül 2017
Biz bu oyunu gördük: Bu bir Türkiye savunmasıdır!
1491 Okunma.
26 Eylül 2017
Barzani neye zarar verdi?
1406 Okunma.
28 Ağustos 2017
Fırat Kalkanı’ndan çıkarılacak dersler
1596 Okunma.
24 Temmuz 2017
Bir Bakan’ın makamındaki ilk günü..
1827 Okunma.
22 Temmuz 2017
OHAL Günlerinde Özeleştiri
1448 Okunma.
16 Haziran 2017
Oruç tutan bir şehir
1674 Okunma.
11 Haziran 2017
Tehlikenin büyüğü
1531 Okunma.
09 Haziran 2017
Katar’dan İran’a yeni oyunun arka planı
1411 Okunma.
05 Haziran 2017
NEDEN ŞAŞKINA DÖNDÜ MÜSLÜMANLAR?
1725 Okunma.
01 Haziran 2017
FETÖ yapılanmasını anlamak zor mudur?
1565 Okunma.
03 Mayıs 2017
Güneyde kimle savaşıyoruz!
2192 Okunma.
02 Mayıs 2017
HEKİMLİK SANAT VEYA MUZİK
1527 Okunma.
29 Nisan 2017
KAYGI*
1645 Okunma.
07 Nisan 2017
BAŞKA AÇIDAN KARINCA VE AĞUSTOS BÖCEĞİNİN HİKÂYESİ
2947 Okunma.
Haber Yazılımı