Haber Detayı
12 Aralık 2019 - Perşembe 10:42 Bu haber 7533 kez okundu
 
"Urfa'nın kültürüne, müziğine yazık oluyor"
Ünlü sanatçı İsmail Badıllı, "Maalesef Urfa kendi değerlerinin kıymetini bilmiyor. Bazı değerlerimizin kıymetini ancak öldüklerinden sonra biliyoruz ama iş işten geçmiş oluyor" dedi
Röportaj Haberi

Röportaj: İshak POLAT – Seyfullah POLAT/ Ünlü sanatçı İsmail Badıllı, “Maalesef Urfa kendi değerlerinin kıymetini bilmiyor. Bazı değerlerimizin kıymetini ancak öldüklerinden sonra biliyoruz ama iş işten geçmiş oluyor” dedi

Bu haftaki röportajımızın konuğu Şanlıurfalı ünlü sanatçı İsmail Badıllı oldu. 50 yılı aşkın müzik hayatına ve Urfa müziğine ilişkin sorduğumuz sorulara aldığımız cevaplar.

Müzik hayatına ne zaman ve nasıl başladınız?

Bilindiği üzere Urfalılar sanatçı olarak doğar. 1967 yılında müzik hayatına adım attım. 1964-65 yıllarında Kamberiye mahallesinde çulhacılık yaparken bütün dükkanlarda hemen her dükkanda herkes türkü söylerdi.  Daha sonra rahmetlik Seyfettin Sucu ile birlikte çulhacılıkta beraber çalıştık. Benden 3-4 yaş büyük olan ve aynı mahallede oturduğumuz Seyfettin Sucu türkü, hoyrat söylerdi. Bende müziğe meraklı ve sesimde güzel olduğu için bende söylerdim. Daha sonra ise kendisi ile beraber Esbap Gecelerine gitmeye başladık sonra yavaş yavaş Sıra Gecelerine gitmeye başladık. Bugünkü Sıra Gecelerine benzemeyen, gerçek müzik mektebi olan Sıra Gecelerinde Urfa Müziğinin büyük ustaları Bekçi Bakır, Çulha Mahmut Hafız, Tenekeci Mahmut, Şehis İshakoğlu, Sallambaç Öme, Fadoyun oğlu Mıstafa, Ayıbonun oğlu Kadir gibi  büyüklerimizin ayak uçlarında, onların rahle-i tedrisatında türkü, hoyrat okumaya başladık. O yıllarda başlayan müzik maceramız bir çok plak, kaset,  konser ile günümüze kadar devam etti.

İlk plağınızı ne zaman yaptınız?

1967 yılında. İlk olarak Seyfettin Sucu 1966 yılında plak yapmaya gitti. Ondan bir yıl sonrada ben gittim ve iki plak okudum. O zaman Sirkeci’de Doğubank vardı. Kral Plak vardı. Bizi aldı götürdü. Bir iki yere dinletti. Birincisi “ Meyhaneden kalktım başım dumanlı” ikincisi “ Karagözlü Feride” diye iki plak yaptım.  Daha sonra Uludağ Plak’ta birkaç plak yaptım. Daha sonra Kral Plak’ta birkaç plak yaptım ve ilk olarak “ Züleyha” parçasını orda okudum. Daha sonra Orhan Gencebay’ın sahipleri olduğu Kervan Plak’ta plak yaptım. İlk olarak “ Ayağında Kundura” yı orada ben okudum ki sene 1976 yılında.

Ayağında Kundura’yı ilk siz mi okudunuz?

Evet. 1976 yılında ben okudum. Ama o plağı Almanya’ya, Minareciye gönderdiler. Türkiye’ye gelmedi. Öyle kaldı. İbrahim Tatlıses 1977-1978 yılında okudu sanırım. Güzelde okumuştu ve onun üzerine İbrahim Tatlıses aldı yürüdü. Tabi bu bir nasip, kısmet meselesi.

Bugüne kadar kaç plak ve kaset yaptınız?

70 kadar 45’lik plak, 25-30 kadar bandrollü kaset, iki long play yaptık. Bunun yanı sıra sayısını hatırlamadığım kadar konser, turneye de imzamızı attık. 1 milyona kadar satan plaklarımız oldu. Zamanında bir çok dergiye, gazeteye kapak olduk.

Plaklardan, kasetlerden çok para kazandınız mı?

Kazandım. Kazanmadım dersem yalan olur. Ama kazandığımı da yedim. Mesela 1981 yılında sinema filmi çekerken 100 milyon TL aldım. Ama o parayı daha film setinde sanatçı arkadaşlarıma harcadım. Harcamakla kalmadım İstanbul’dan para istedim. Yani para gelip gitti diyebilirim.

Rahmetlik Seyfettin Sucu ile farklı bir hukukunuz olduğu halde aynı zamanda bir rekabetiniz de söz konusu. Hem abi kardeş hukukunuz var ama sanatçı olarak da bir rekabetiniz var?

Allah rahmet eylesin, Seyfettin Sucu ile beraber çulhacılık yaptık, beraber esvap gecelerine, sıra gecelerine gittik. Komşu idik, abi kardeş idik. Ama iş sahne ve plak, kaset işine gelince rakip idik. Mesela benim firmam da Şark Bülbülünü yapıyordu Seyfettin Sucu’nun da firması da Şark Bülbülünü yapıyordu. Aynı hoyratı okuyorduk. Ama Seyfettin Sucu benden üstün bir insan idi. Ona saygım, hürmetim sonsuzdur. Firmalarımız rekabet ederdi ama biz hep kardeştik. Bunu onlatmak için bir şey söyleyeyim; bir parça bestelemiştim. Bir gün Seyfettin’e okudum. Dedi ki; kardeş bu parça beni anlatıyor bunu bana ver. Verdim kendisi okudu. Yani bizim dostluğumuz böyle idi. Bir tek Seyfettin ile değil o zamanki bir sanatçı kardeşimiz ile dostluğumuz böyle idi  Bizim bütün sanatçılarımıza da hürmetim, saygım sevgim sonsuzdur. Hep beraber bu güne kadar bir araya gelmişiz, hukukumuz olmuş, yeri gelmiş küsmüşüz, yeri gelmiş barışmışız ama hiçbir zaman için birbirimize olan sevgimiz , saygımız azalmamış bilakis hep dost kalmışızdır..

Sinema filmi de çekmiştiniz?

Evet 1981 yılında Yönetmenliğini Yıldırım Gencer’in yaptığı Başrolünde benim bulunduğum Kadir Savun, Gönül Hancı, Aliye Rona, Yıldırım Gencer gibi usta sanatçıların bulunduğu “ Kan Bağı” filminde  rol aldık. Ama gerek kendi işlerim olmasından dolayı gerekse rahmetlik Kadir Savun’un dediği gibi sinema ile o zaman uğraşanların aç kaldığından dolayı sinemayı bir daha düşünmedim.

TRT’nin Bölge Sanatçılığını kazanmıştınız

Rahmetlik Mahmut Coşkunses, Mehmet Cankat, ben ve 29 Aşık 1971 yılında TRT’nin sınavına çağrıldık. Allah rahmet eylesin, Yavuz Tapucu ve Mehmet Tapucu TRT İstanbul Radyosunda görevlilerdi. Bizden habersiz bizi yazmışlar. Mahmut Coşkunses gelmedi.  Osman Özlekçi, Emin Ağdemir gibi hocalar oturuyor ve saz falanda yok. Çıplak sesle sınava girdik. Ben Kara çadırın Kızını okumuştum.  Bölge Sanatçılığını kazandık. Ama kaset dünyasına yani piyasaya dalınca devam etmedik. Çünkü TRT’nin kendine has kuralları vardı. Daha sonra Şanlıurfa’da Kültür Bakanlığı Türk Halk Korosu kurdu. Çağırdılar yine gidemedik. Keşke gitseydik. Yıllar sonrasında zamanın Kültür Bakanı Fikri Sağlar devlet sanatçılığı hakkındır dedi ama üzerine fazla düşemedim doğrusu. Ama yine de Fikri Sağlar beyin üzerine düşmesi ile birlikte TRT’de 3,5 yıl misafir sanatçı olarak yer aldım. Kadro için sonra uğraştım ama daha sonra bir türlü Devlet Sanatçılığı kadrosunu alamadık ve bende vazgeçtim.

Bu kadar kaset ve plağa imza attınız. Ama uzun bir dönem köşenize çekildiniz. Neden?

Sanat dünyası, müzik dünyası görünenden çok farklı bir dünya. Gündemde kalmak, popüler olmak için farklı şeylerin döndüğü bir dünya. Sırf gündemde kalmak için bazı şeyleri yapmak bizim Urfalılığımıza, Aşiret insanı olmamıza yakışmazdı. Ben sırf meşhur kalabilmek için değerlerimizden vazgeçmedim. Kaldı ki kendi işlerim de vardı. İşlerim ile meşgul olduğum için sonraları müzik hayatına çok fazla girmedim. 2000 yılından bu tarafa tekrar müzik yapmadım. Bunun yanı sıra ilk olarak Allah kimseye yaşatmasın evladımı kaybettim ardından eşimi ve sonrasında ikinci eşimi kaybettim. Bütün bu acılar da müzik dünyasından uzak kalmama sebep oldu. Yoksa çeşitli TV kanalları programa çağırdı gitmedim, herhangi bir parçaya da imza atmadım.

Oğlunuz Ahmet ile bir klipe imza attınız son günlerde?

Evet. Oğlum Ahmet’in ve Hüseyin Güzel’in ısrarlarını kıramadım. Gerçi gençlik gibi olmuyor ama yine de kıramadım.

Geçmişte çocuklarınız ile bir kasete de imza atmıştınız.

Evet. Rahmetlik Muzaffer, Ahmet, Mehmet ve ben. İsmail Badıllı ve Çocukları diye bir kaset yapmıştık. Türkiye’de bir ilk idi sanırım.

Sizin döneminizde sahneye çıkmak, müzik dünyasında yer almak zordu. Ama günümüzde bir gecede meşhur olup bir hafta sonra kaybolan sanatçılar var. Bu konudaki düşünceleriniz nelerdir?

Doğrudur. Bizim zamanımızda müzik dünyasında yer almak gerçekten zordu. Belki şartların zorluğu belki sanat dünyasının kendine has kuralları. Bunun yanı sıra bizim zamanımızda TV, İnternet yoktu. TV’nin çıkması, internet gibi şeylerin çıkması sanatçıların çıkmasını sağladı belki ama kaliteyi de düşürdü. Geçmişe bakın günümüzün sanatçıları bir İmparator İbrahim Tatlıses’in kıyısından köşesinden geçebiliyor mu? Bir müzeyyen Senar, Zeki Müren çıktı mı? Mahalli sanatçılardan bir Mukim Tahir, Bekçi Bakır, Kazancı Bedih çıktı mı? Emek vermek gerekiyor. Emek olmadı mı hiçbir şey kalıcı olmaz.

İmparator, İbrahim Tatlıses ile başka bir hukukunuz var?

Kesinlikle. Bir ömür denilebilecek yıllar kadar arkadaşlığımız, dostluğumuz, kardeşliğimiz var. Bakın Urfa’da dört ses vardır ki hemen hemen aynıdır. İbrahim Tatlıses, Seyfettin Sucu, İsmail Badıllı ve Hüsni Kırmızı. Bu dört ses bir birine benzer. Gençlik yıllarımızda Adana’dan tutun, Diyarbakır’a kadar bir çok il ve ilçede beraber sahnelere çıktık. O yıllardan bu tarafa gelen samimiyetimiz halen devam ediyor. Allah ona uzun ve sağlıklı ömürler versin. İbrahim Tatlıses sanatçılığı, sesi ile Türkiye ve Dünyadaki yeri ile Urfalılar için bir gurur kaynağıdır. Ve İmparator olana kadar da çok çekti, emek verdi. Bu noktaya gelene kadar gerçekten tabiri caiz ise tırnakları ile kazıyarak bu noktaya geldi. Onunla ilgili bir hatıram var; daha meşhur olmadan önce bir gün ona destek olmak üzere Akçakale’de bir konseri var, gelir misin, destek olur musun? Dedi. İbrahim Tatlıses, Ben, Kadri Sema kalktık gittik. Ama ne sahne var, ne sandalye. Gittim Belediye Başkanı dostumdu. Rica ettim, sandalye falan aldık. Bidonların üzerine kalas attık, sahne yaptık. Çıktık konserimizi verdik. Bunu neden anlattım? Hem İbrahim Tatlıses’in bugünlere gelene kadar nasıl bir mücadele verdiğini ve bizim o zamanki dostluğumuzu dayanışmamızı anlatmak için anlattım.

Urfa müziğin başkenti. Bir çok değerimiz var. Urfa kendi değerlerinin kıymetini biliyor mu?

Maalesef Urfa kendi değerlerinin kıymetini bilmiyor. Bazı değerlerimizin kıymetini ancak öldüklerinden sonra biliyoruz ama iş işten geçmiş oluyor. Ben kendimi söylemeyeyim ama bir Seyfettin Sucu, Şark Bülbülü. Bunun yanı sıra bir çok sanat değerimiz var. Neden bu değerlerimizin ismi anılmıyor, bir yerlere isimleri verilmiyor. Müziğin başkentiyiz ama günümüzde bu kültürümüz ne hale gelmiş.

Bir darbuka saz aldın eline

Kabarden şalvarı çektim beline

Bilmediğin türküleri aldın diline

Yazık oldu oldu Urfa’mızın kültürüne, müziğine

Yazık değil mi gerçekten? Bu kadar sanatçımız var ama isimleri anılmıyor, eserleri bir araya getirilmiyor. En basiti bir Mehmet Nacak. Arif Sağ bir ara bana dedi ki; millet bana hayran ama ben Mehmet Nacak’ın mızrabına  hayranım. Daha kimleri söyleyeyim ki?

Arşivcilik anlamında da bir çalışma yok?

Maalesef yok. Bir çok sanatçımızın eserleri, kasetleri ortada yok. Benim 70 küsur tane kasetim, plağım var. Benimkiler bile yok. Yetkililer bunları toplasa, bu sanatçılarımızın fotoğraflarının, eserlerinin olduğu bir arşiv, müze oluştursa olmaz mı? Çok mu zor bunu yapmak.

Hüseyin Güzel’in bu konuda eleştirilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Hüseyin Güzel araştırmacılığı, gazeteciliği ile yıllardır Urfa kültürüne, müziğine hizmet ediyor. Daha gençlik yıllarında bana ve bir çok sanatçıya nenesinin, dedesinin okuduğu gün yüzüne çıkmamış türkülerimizi, manilerimizi, hoyratlarımızı alıp getirir okumamızı ister, çaba sarf ederdi. Bu kadar ilgili kurum var ve bir Hüseyin Güzel’in yaptığı çalışmanın yarısını bile yapamamışlardır. Dolayısı ile Hüseyin Güzel’i ilgililer kulak vermeli hatta kültür konusunda yapılacak çalışmalarda yetki ve sorumluluk vermelidirler.

Eski dostlar ile görüşüyor musunuz?

Eskisi gibi değil ama görüşüyoruz. Gerçi eski dostlardan kim kaldı ki? Bir ben ve birkaç kişi kaldık. Bir Abdullah Uyanık, Seyfettin Sucu ve daha niceleri gitti.

Büyükşehir Belediyesi, Valilik, İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü bu eski dostları bir araya getirecek bir organizasyon düzenlese katılır mısınız?

Ne Büyükşehir Belediyesinin, ne Valiliğin, ne de İl Kültür ve Turizm Müdürlüğünün bize ihtiyacı yok ki! Onlar zaten kendi korolarını, sistemlerini kurmuşlar. Ben sanat 50 yılımı verdim şimdiye kadar kimse arayıp sormadı. Bundan sonra mı soracaklar, emek verenleri bir araya getirecekler?

Genç sanatçılara ve sanatçı adaylarına tavsiyeleriniz nelerdir?

Çalışmak, çalışmak ve çalışmak. Genç kardeşlerimiz müzik konusunda çalışmalı ve emek vermelidirler. Ustaların tavsiyelerine, görüş ve önerilerine kulak versinler. Bütün bunları yaptıkları zaman kalıcı olurlar. Günümüzde çok güzel sesli gençlerimiz var. Ama eksiklikleri de yok değil. Eğer genç kardeşlerimiz eksikliklerin farkına varıp kendilerini yetiştirirlerse işte o zaman bu halkın gönlünde taht kururlar.

Son olarak eklemek istedikleriniz nelerdir?

Öncelikle bu röportajdan dolayı size ve gazetenize ve bu röportaja vesile olduğu için Hüseyin Güzel’e teşekkür ediyorum. Bu vesile ile de yıllardır bizleri baş tacı eden, gönüllerine konuk eden tüm müzikseverlere sevgilerimi ve hürmetlerimi sunuyorum.

Kaynak: (GAP) - Haber Merkezi Editör:
Etiketler: "Urfa'nın, kültürüne,, müziğine, yazık, oluyor",
Haber Videosu

Web Tv'de Görüntüle

Bu videoyu yorumlamak ve paylaşmak için ayrıca tıklayın.

Yorumlar
>
Haber Yazılımı