Haber Detayı
07 Nisan 2017 - Cuma 09:44 Bu haber 2388 kez okundu
 
"Gerçeklerin ortaya çıkma gibi kötü bir huyu var"
Bu haftaki Röportajımızı Araştırmacı- Yazar Mustafa Armağan ile gerçekleştirdik.
Röportaj Haberi


Röportaj: İshak Polat- Mehmet Talat Akay  /Urfalı olan Mustafa Armağan’a Urfa ve gerçek tarihe ilişkin sorduklarımız ve aldığımız cevapların ikinci bölümü.

 

 

Tarih konusunda gençlere tavsiyeleriniz nelerdir?

Tarihi böyle anlatırsanız gençler ne öğrenecek. Yok efendim karga kovaladı, yok padişah haindi, yok Osmanlı bitmişti gibi şeylerle devam edersiniz insanları tarihten ve geçmişinden soğutursunuz. Gençlerimiz geleceklerini görmek adına tarihi bilmek zorundadır, bunun için de tarih okumaları zaruridir. Bunu yaparken de değişik kaynaklardan faydalanmalı ve olaylara farklı pencerelerden bakmalıdır.

Mesela Atatürk Nutuk’ta 19 Mayıs’ta Samsuna çıktım derken Kazım Karabekir 19 Nisan’da Trabzon’a çıktım diyor. Doğu’da Ermenileri yendim ordumla Tebriz’e kadar gittim. Kolordumu dağıtmadan muzaffer bir kumandan olarak İstanbul'a geldiğimde ortalıkta bir sürü mağlup kumandan geziyordu. M. Kemal, Ali Fuat ve İsmet’te bu mağlup dönenler arasında idi. Onlara; Anadolu'ya gidelim, bıraktığım kuvvetle yeniden bir Kurtuluş hareketi başlatalım. İngilizleri, Yunanlıları silip süpürelim dediğimde; İsmet, bu iş bitti gidip çiftçilik yapalım” diye anlatıyor. Mustafa Kemal’i ziyaret edip vaziyeti anlattığımda M. Kemal; bu da bir fikirdir, hele sen git bakalım” diye bahsediyor. Bunun hangisi doğru.

 

Eldeki belgelerden sadeleştirdiğim ve Mustafa Kemal Paşa’nın; Havza ilçesinden Sultan Vahdettin’e 14 Haziran 1919 da çektiği bir telgrafta;  “Şevket meabım beni göndermenizle” (Osmanlıca Metinde) diye başlıyor yazısına. Halbu ki Nutuk’ta İstanbul'dan zorla gönderildiğini, uzaklaştırıldığını belirtiyor kendisi. Kendisinin zorla gönderildiğine mi tarihçilerin kaçtığını söylemesine mi, hangisine inanalım.  Paşa Anadolu’ya geleli henüz 25 gün olmuş, Anadolu’daki uyanıştan, dirilişten ve gördüğü kuvvetten gözleri fal taşı gibi açılmış, telgrafında “İstanbul’dayken milletin bu kadar kuvvetli ve kısa sürede felaketler karşısında bu derece uyanmış olduğunu hayal edemezdim.” Diyordu Kemal Paşa.

Öte yandan biz ne anlatıyoruz çocuklarımıza? ATATÜRK YOKTU, DÜŞMANLAR ÇOKTU/ATATÜRK GELDİ, DÜŞMANI YENDİ.  İşte bu kafa aynen mama çocuğu seviyesinde. Bu ve bunun gibi olaylar değişik bakış açıları ile ele alınıp sonuca gidilebilir. Gençlerimiz bu gibi konuları tartışarak gerçeğe ulaşabilir ancak.

 

Mesela son yıllarda çok konuşulan ‘kadın hakları’ hakkındaki görüşünüz?

Kadınlara hakları bir lütuf olarak verilmiş değildir. Haklarını söke söke almışlardır.

1923 yılında kurulan ‘Kadınlar Halk Partisi’ İçişleri Bakanlığı tarafından kapatılınca ‘Türk Kadınlar Birliği’ni kurarak mücadelesine devam etti kadınlarımız. 1927 seçimlerinde bir kadın aday koyma talepleri kabul edilmedi. Kadınları temsilen bir erkek aday olsun istediklerinde kabul görmedi, önleri kapatıldı.

Kadınlar Birliği’nin toplantılarının tek konusu, kadınlara seçme ve seçilme hakkının neden verilmediğiydi. Mustafa Kemal’e sorulduğunda aldıkları cevap “Askerlik yapmadığınız için seçme ve seçilme hakkınız da olamaz” oldu. Atatürk’e göre, kadınlar askerlik görevlerini yapmadıkları için seçme ve seçilme haklarına da malik olamazlardı. Kadınlar yöneticileri sıkıştırmaya devam ettiler. 1931 seçimleri yaklaşırken yerel seçimlerde oy kullanma hakkını elde ettiler. Ancak genel seçimlerde yine engellendiler. Mücadelenin yeni hedefi 1935 seçimleriydi. Heyetler geldi, gitti, Gazi Paşa her defasında heyetlere “bunlarla uğraşacağınıza Anadolu kadınını eğitin” nasihatı verip gönderiyordu.1934 yılında, CHP ve Atatürk kadınlara oy hakkı verseler kıyamet kopacakmış gibi onlardan bu hakkı esirgiyordu. Artık kadınların sabrı taşmış, Cumhuriyet ilan olalı 13 yıl olmuş ve kadınlar mecliste olmadığı gibi meclise kimin gireceğine dahi karar veremiyorlardı.

Kasım 1934 tarihinde Mustafa Kemal, Ankara Kız Lisesi’ni ziyaretinde aldığı cevap karşısında pes edecekti. Müjgan adlı genç kız “Neden bizim hakkımızı vermiyorsunuz Paşam?” diye sordu. Atatürk klasik cevabını verdi: “Mebus olabilirsiniz ama askerlik de yapacaksınız.” dediğinde, “Biraz geç kalmış olmuyor musunuz Paşam? Ulus meydanındaki heykelde sırtında mermi taşıyan kadın benim annemdi.” diyen Müjgan’ın bu sarsıcı cevabı dananın kuyruğunun koptuğu nokta oldu.

Meclis’e kadar izinsiz olarak yürüyen kadınlarımız “Gazi Paşa haklarımızı tanımazsa TBMM’nin önünden ayrılmayız” dediler. Olay büyüyünce Paşa onların sesini duydu, çağırdı, İnönü’ye talimat verdi, kadınların haklarını düzenleyen kanun işte bunun üzerine çıktı. Kadınların hakları söke söke alınmıştır. Kadınlara lütuf ve ihsan edilmemiştir. Dolayısıyla kimseye minnet duyulmasına gerek yoktur.

Bir: 1934 Aralıkta kadınlara seçme ve seçilme hakkının verilmesi kadınları aşağılayan söylemin çarpıcı bir misali. Bir kere hak verilmez, alınır.

İki: Kadınlara hakları verilmemiş, var olan hakları tanınmıştır. Tanımayan devlettir. Tanınmayı başaran halktır- millettir.

 

Referandum ile ilgili görüşleriniz?

Halktan korkmasıyla tarihe geçen CHP Anayasa değişiklikleri sırasında ‘Tek adamlığa gidiliyor’ söylemine sarılınca Cumhurbaşkanı Erdoğan da haklı olarak “Bu defterleri açmak istemiyorum ama zamanı gelince ve gerekirse açarız diyor. 1936 ortalarında Başbakan İnönü’nün genelgesiyle partinin genel sekreterliğinin İçişleri Bakanlığı’na (Mason Şükrü Kaya’ya) bağlanması ve bütün illerde CHP il başkanlığı görevinin valilere verilmesidir. Genel müfettişlerde devlet işleri yanında parti faaliyet ve teşkilatlarını denetleyeceklerdi. Atatürk’ün ölümüne kadar sürecek olan parti-devlet bütünleşmesinin ilk adımı atılıyordu. İkinci adım 5 Şubat 1937’de CHP’nin Altı Ok’unun Anayasanın ilkeleri haline getirilmesidir. Böylece tek partinin ilkeleri devletin ilkeleri yapılıyordu.

Tek Adam Yönetimi’ne doğru gidiliyor diyen CHP ve Kılıçtaroğlu’nun aynaya bakması ve  tarihinde gerçek ‘Tek Adamcılık’ı nasıl yaptığını görmesi gerekir. Maalesef bizler de bu defterleri açmaya kalktığımız için sayısını unuttuğumuz saldırılara maruz kaldık. Bu millet o “defterler’in açılmasını, yalnız İnönü döneminin değil, Mustafa Kemal’in Tek Adamlığı dönemine de dokunulsun” istiyor.

Tek Parti döneminin muhasebesi henüz yapılmadı. Ne Mustafa Kemal’in mal varlığı ortaya çıkarılabildi, ne de yakınlarının götürdükleri. Gazete haberlerine göre, Atatürk’ün kız kardeşi Makbule Hanımın hazine aleyhine dava açtığı (Cumhuriyet, 26 Aralık 1954) miras bıraktığı 2 evin tapusunun olmadığı (Milliyet, 4 Mayıs 1956) biliniyor artık. Meclisten vergi muafiyeti istediği (Cumhuriyet, 3 Ekim 2005) herkesçe biliniyor. Bu haberleri alt alta koyduğunuzda Atatürk’ün bütün mal varlığını millete bıraktığı söylemi de çöküyor. Makbule Hanım’ın adası mı varmış, diyorsunuz belki de. Varmış, hem de Eğridir gölünün ortasındaki Can Ada’yı Atatürk kız kardeşine bırakmış, o da paraya sıkışınca belediyeye satmış! (Cumhuriyet, 16 Kasım 1971)  Atatürk Orman Çiftliği’nde bir arazinin tapusunu da vermiş Makbule Hanım’a, 1954’te açtığı dava kendi hissesinin parasını almak içinmiş! Aklı duruyor insanın değil mi? ama ne yazık ki böyle.

15 Temmuz’un manasını, bu hareketin gerçek boyutlarını kavramak ve hayatımızın bütün alanlarına taşırmayı başarabilir miyiz ve başarabilecek miyiz? Şehid ve gazilerimizin bizden beklediği asıl mesele, bu. Nitekim Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Eylül’den itibaren 15 Temmuz’daki dirilişin tarihle de alakalı boyutlarını gündeme taşımaya başladı. Eylül sonunda “Lozan’ı bize zafer diye yutturdular, bu nasıl zafer?” çıkışını yaptı. Ekim ayında 12 Ada meselesini gündeme getirdi ve Lozan’ı sorguladı. Misak-ı Milli’yi halkımıza anlatamadığımızı söyledi. Kasım sonlarında Lozan’daki kayıplarımızı henüz unutmadık dedi. 14 Aralık’ta Sevr’e döndü ve onu paramparça ettiğimizi söyledi.

Hala Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Misak-ı Milli, Lozan ve Sevr çıkışlarının tesadüf olduğunu düşünüyor musunuz? Bana planlı bir kamuoyu yoklaması gibi görünüyor. Aslında Sayın Erdoğan’ın Lozan üzerinden verdiği mesajlarda yalnız dış politikaya dair ipuçları yok, yeni bir tarih anlayışına, daha doğrusu 15 Temmuz’dan sonra yeni tarihin nasıl yazılması gerektiğine dair ipuçları da var.

 

Yeni Tarih nasıl anlatılmalı peki?

Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak deyip de tarihin tastamam eskisi gibi devam etmesi utanç verici bir durum bence. Madem 15 Temmuz bir halk hareketiydi, milli egemenliğin şahlanışıydı, o halde tarihin de bu şahlanışa eşlik etmesinden daha normal ne olabilir? İyi ama hala kitaplarımızda eski hamam, eski tas ise yazık değil mi şehitlerimize, gazilerimize, onca emeğe, onca gayrete?

Üniversiteye hazırlanan evlatlarımızın kitaplarından görüyorum ki, değişen pek bir şey olmamış. Yine 19 Mayıs’ta Samsun’da bir güneş doğdu edebiyatı revaçta, millet uyuyordu, altın saçlı lider geldi onları ayağa kaldırdı lafları gırla gidiyor. Yine din ve hilafet kötüleniyor, Arap/İslam harfleri gelişmemize engel oldu nakaratı tekrarlanıyor. Yine kadınları aşağılayan seçme ve seçilme hakları devlet/Atatürk tarafından ‘verildi’ söylemi devam ediyor.

Oysa nasıl 15 Temmuz’da müteyakkız bir halk kitlesi liderinin ortaya çıkmasını bekliyorduysa, 19 Mayıs öncesinde de aynı idi. Uyanmış bir kitle mevcuttu ve bir liderin başlarına geçmesini bekliyordu. Milleti parya gibi, sürü gibi gören bu anlayıştan kurtulmak ve halkın tarihini yazmak için bir fırsattır 15 Temmuz. Eğer hakikaten 15 Temmuz’dan sonra hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağına inanıyorsak bu işe tarihten başlamak en gereklisi. Bir kere şunu belirtmeliyim: Yakın tarihin sakat mantığı değişmezse bütün çabalar zayi olur. Tek bir kahraman üzerine bina edilen bir anlatı tarih olmaz, olsa olsa destan veya mitoloji olur ki, mevcut tarihlerimiz bunu öğrencinin canını çıkara çıkara yapmaktadır. Mevcut kitaplardan bir tarih bilinci çıkmaz, tek kahramanı elleri patlayıncaya kadar alkışlayan bir güruh çıkar. Halbuki biz kahramanları çoğaltmalı ve onları erişilmez, insanüstü varlıklar olmaktan çıkartarak öğrencinin kolaylıkla kendini özdeşleştirebileceği bir kıvamda sunabilmeliyiz.

 

Tarihçi taraf mıdır?

Güzel bir konuya temas ettiniz. Tarihçinin tarafı vardır. Milletinden devletinden yana taratır. Tarihçi kendi yaşadığı toplumun değerlerinin bir parçasıdır. Tarihçiyi bir robot olarak değerlendiremezsiniz. Ama bilim felsefesinde iki kavram var; buluş kavramı, doğrulama kavramı. Bunlar ne demek; Newton’un yer çekimi kanununu nasıl bulduğunu biliyorsunuz, elma mevzusu yani. Bizi ilgilendiren formüldür. Kafasına ne düştüğü, bir bilginin ortaya konmadan önceki süreci bizi ilgilendirmez.

Ben bu ülkenin, bir dinin tarafıyım, elbette bir inancım ve değerlerim olacaktır. Ben bir tarihçi olarak ortaya belge koyuyorum ve eğer bu belge objektif bir bilgi ise bunun tartışılması gerekir. Bir Fransız filozofu "insanlık insanlık diyorlar o da; bana bir tane insan gösterin” diyor. Kimliği olmayan bir insan var mı? Dolayısı ile tarihçinin bir kimliği ve etnisisetisi vardır ama tarihçi objektif olacaktır. Tarihçi ortaya koyduğu delillerle sorgulanır.

 

Urfalılara mesajınız nedir?

Urfalı kardeşlerimiz şehirlerini sevdiklerini biliyor ve hissediyorum.  Şehrin gerçeklerini, güzelliklerini idrak ederek yaşamalarını isterim, sevmeye ve korumaya devam etsinler. Urfa, Kurtuluş savaşının meşalesini Maraş ile birlikte yakan ilk şehirdir. Hatta ilk şehirdir ama mücadele biraz daha uzun sürmüştür. Bu 15 Temmuz’a kadar ulaşacak bir dizi bağımsızlık mücadelemizin başlangıcıdır. Urfa’nın 11 Nisan kurtuluş hareketinde yaktığı meşalenin devamıdır 15 Temmuz meşalesi. Memleketim Urfa ile birlikte Maraş ve Antep işgal girişimine karşı ilk meşaleyi yakan illerdir. Düşünün daha meclis, hükümet kurulmamış ve ortada devlet denen bir olgu yok. Bu üç ilimiz kendi imkânlarıyla kurtuluş meşalesini ateşliyor. İşte, 15 Temmuz’da işgal girişiminde de Urfam o günkü bilinç ve şuurla dik durdu. Urfalı kardeşlerimiz bunun bilincinde olmaya devam etsinler diyerek tüm hemşerilerime sizin vesileniz ile en kalbi duygularımı sunuyorum. GAP Gündemi gazetenize de yayın hayatında başarılar diliyorum.

Kaynak: Editör:
 
Etiketler: Bu, haftaki, Röportajımızı, Araştırmacı, Yazar, Mustafa, Armağan, gerçekleştirdi
Yorumlar
Bizim Gazete
Ulusal Gazeteler
Yazarlar
Alıntı Yazarlar
Şanlıurfa
Sıcak
Güncelleme: 22.07.2018
Bugün
27° - 40°
Pazartesi
26° - 39°
Salı
26° - 40°
Şanlıurfa

Güncelleme: 22.07.2018
İmsak
03:34
Sabah
05:15
Öğle
12:38
İkindi
16:26
Akşam
19:50
Yatsı
21:22
Süper Lig
Takımlar
P
Av
M
B
G
O
Arşiv Arama
Modül 1

Bu modül kullanıcı tarafından yönetilir, ister kod girilir ister iframe ile içerik çekilir. Toplamda kullanıcı 5 modül ekleme hakkına sahiptir, bu modül dahil tüm sağdaki modüller manuel olarak sıralanabilir.

Haber Yazılımı