Haber Detayı
15 Ocak 2020 - Çarşamba 16:22 Bu haber 1963 kez okundu
 
Akar: Çabamız hem Libya'da hem İdlib'de akan kanın durmasıdır
Milli Savunma Bakanı Akar, "Çabamız hem Libya'da hem İdlib'de siyasi bir çözümle, barışın, huzurun gelmesi, akan kanın durmasıdır." dedi.
Arşiv Haberi
Akar: Çabamız hem Libya'da hem İdlib'de akan kanın durmasıdır

Milli Savunma Bakanı Akar, "Çabamız hem Libya'da hem İdlib'de siyasi bir çözümle, barışın, huzurun gelmesi, akan kanın durmasıdır." dedi.

 Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, Barış Pınarı Harekatı'na ilişkin "Burada bir terör koridoruna müsaade etmeyeceğiz dedik, buna müsaade etmeyeceğimizi bu operasyonla göstermiş olduk. Eğer bu tacizler, sıkıntılar devam ederse, eğer Rus dostlarımızla yaptığımız görüşme buna bir çare olmazsa, onunla ilgili de yine 'B-C planı' var." dedi.

Gazete ve televizyonların Ankara temsilcileriyle Milli Savunma Bakanlığı'nda bir araya gelen Akar, gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu, soruları yanıtladı.

Barış Pınarı Harekatı'nın başlangıcından beri "Türkiye Cumhuriyeti'nin terör koridoruna müsaade etmeyeceğini" tekrar tekrar dile getirdiklerini hatırlatan Akar, bölgede hakim olan ABD'ye açık ve net bir şekilde "30 bin tır, 4 bin 500 kargo uçağı ile YPG'li hainlere silah, mühimmat getirildiğini" söylediklerini, ABD'nin bunu reddettiğini aktardı.

Sonraki süreçte ABD ile "beraber çalışalım" noktasına gelindiğini anımsatan Akar, 2018 Aralık ayından itibaren planlar ve programların ABD'lilerle konuşulduğunu kaydetti.

Akar, ABD ile varılan mutabakatların araziye yansımadığının görüldüğünü dile getirerek, "49 gün beraber çalıştık onlarla fakat hala oradaki tahkimatın YPG'liler tarafından yapılmaya devam edildiğini, varlıklarının devam ettiğini, sözde paçavraların asılı olduğunu gördük, gösterdik." dedi.

Türkiye'nin uyumsuzluk, ilkesizlik yapmadığını, son derece ilkeli ve tutarlı davrandığını vurgulayan Akar, başlatılan Barış Pınarı Harekatı ile 145 kilometrelik genişlikte ve 30 kilometrelik derinlikte bir alanın teröristlerden temizlendiğini ifade etti.

"YPG eşittir PKK. Bunun aksini söylemek insanın aklına hakaret. Siz derseniz ki 'YPG ile biz çalışmak zorundayız.' Bunu anlıyoruz, bunun bir mantığı var ama siz 'YPG'liler PKK'lı değil.' derseniz, o zaman bize yutturamazsınız." diyen Akar, ABD'nin de bunu kabul etme noktasına geldiğini söyledi.

Akar, ABD ve Rusya ile yapılan mutabakat çerçevesinde Barış Pınarı bölgesindeki alanın teröristlerce boşaltıldığını belirterek, "Şu anda alan içinde bir grup, topluluk halinde terörist varlığı olmasa da münferit bazı sızmalar, bombalı motorsiklet, araç, kişi, intihar bombacısı oluyor. Bunlara karşı da yol kontrol noktaları, yerleşim birimlerinin giriş ve çıkışlarının kontrolü yoğun bir şekilde arkadaşlarımız tarafından yapılmakta. Bunlara teşebbüs edenlerin birçoğu yakalandı, itirafçı oldu, anlattılar." diye konuştu.

"Bireysel hataların hesabı soruluyor"

Barış Pınarı bölgesinin doğusu ve batısı konusunda Ruslarla yapılan mutabakat çerçevesinde, buradaki teröristlerin de boşaltılmasının söz konusu olduğunu hatırlatan Akar, şunları kaydetti:

"Her ne kadar oradaki teröristlerin varlığı, her ne kadar oradan Pınar Bölgesine yönelik hem doğudan hem batıdan tacizler azalmış olsa da onların orada bir varlığı olduğunu her seviyede Rus muhataplarımıza iletiyoruz, onların tedbir almasını istiyoruz. Onlar da bu konuda çeşitli çalışmalar yaptıklarını ifade ettiler, çalışıyorlar. Ve biz oradaki durumu yönetmeye çalışıyoruz. 'Şu anda Barış Pınarı'nda ne oluyor?' derseniz, normalleşme oluyor."

Bölgede insanların rahatça, özgürce yaşamaları, dini ihtiyaçları başta olmak üzere ihtiyaçlarını yerine getirmeleri için TSK olarak ciddi çaba içinde bulunduklarının altını çizen Akar, şu anda kiliselerin açık olduğunu dile getirdi.

Akar, sağlık ve gıda konularında da AFAD, Sağlık Bakanlığı ve Kızılay'ın çalışmalar yaptığını, elektrik ve su meselesinin çözümü, okulların açılması için yoğun gayret içinde olduklarını söyledi.

Suriye Milli Ordusu'nun Suriye Geçiş Hükümeti'nin emrinde bulunduğunu ve bunların "çapulcu, terörist" gibi takdim edilmesinin yanlış olduğunu belirten Akar, operasyonlarda bireysel yapılan hataların hesabının sorulduğunu, bölgede mahkemelerin de konuyu takip ettiğini aktardı.

"Kürtler bizim kardeşimizdir"

Hulusi Akar, Mehmetçik karşısında duramayanların "kimyasal silah" iftirasında bulunduğunu, ancak bunun doğru olmadığının görüldüğünü dile getirdi.

PKK/YPG'nin Kürtlerin temsilcisi olmadığının altını çizen Akar, "Bizim tek mücadelemiz YPG/PKK ve diğer teröristlerledir. Kürtler bizim kardeşimizdir, et ve tırnak gibiyiz." dedi.

"En son terörist etkisiz hale getirilinceye kadar mücadelemiz devam edecek." demelerine rağmen Batı basınının bunu "Kürtleri yok edeceğiz." diye haberleştirdiğine dikkati çeken Akar, bunun ahlaka ve dürüstlüğe sığmadığını vurguladı.

Akar, "Elimizdeki verilere göre, 150 bin civarında Suriyeli kardeşimiz gönüllü ve onurlu bir şekilde, güven içinde Barış Pınarı bölgesindeki köylerine döndüler. Bölge halkı, TSK ve Barış Pınarı harekatına destek veriyor." diye konuştu. 

"Ortak devriyeler sürüyor"

"Bölgede Rusya ile yapılan ortak devriyelerin" sorulduğu Akar, karşılıklı görüşmelerle devriyelerin devam ettiğini ve Türkiye'nin kontrol ettiği bölgenin güneyinde yer alan "M4 kara yolu" bölgesinde bugüne kadar 12 ortak devriye gerçekleştirildiğini aktardı.

Akar, Barış Pınarı Harekat bölgesinde el yapımı patlayıcılar ve mayınların temizlenmesi konusunda da yoğun şekilde çalışmaların sürdüğünü belirterek, şöyle konuştu:

"Bizim derdimiz orada bir barış koridorunun, güvenli bir bölgenin olması, Suriyeli kardeşlerimizin gönüllü, güvenli ve onurlu bir şekilde evlerine dönmeleri, oradaki hayatlarını sürdürebilmeleri. Bunun için de bize düşen neyse bu manada elimizden gelen gayreti gösteriyoruz. Burada bir terör koridoruna müsaade etmeyeceğiz dedik, buna müsaade etmeyeceğimizi bu operasyonla göstermiş olduk. Eğer bu tacizler, sıkıntılar devam ederse, eğer Rus dostlarımızla yaptığımız görüşme buna bir çare olmazsa, onunla ilgili de yine 'B-C planı' var." 

"Uzmanlar için yoğun çalışma içindeyiz"

Uzman çavuşların yaşadığı problemlere değinen Akar, bunların çözümü için yoğun bir çalışma içinde olduklarını, mevcut hukuk düzeni içinde yapılabilecek ne varsa her şeyi yapmak için ellerinden gelen gayreti gösterdiklerini ifade etti.

Bu anlamda uzmanlar için orduevlerinin açıldığını anlatan Akar, Ankara ve İzmir'de bunların yapıldığını, İstanbul için çalıştıklarını kaydetti.

"Rusya'dan jet alımı" sorulan Akar, şunları kaydetti:

"Biz, Patriot verin dedik, 82 milyonun uçaklara ve füzelere karşı savunulması söz konusu. Şu oldu, bu oldu, olmadı. 2011'e geldik, 10 sene geçti. 2011'e geldiğimizde bu Suriye'deki gelişmelerden sonra uçaklara ve füzeye karşı ülkemizin ve milletimizin savunulması aciliyet kesbetti. Bunun için bir hamle daha yaptık, bir daha yola çıktık. Bunu yaparken de pazar olmak istemediğimizi herkese söyledik, bunun bir usulü olsun, teknoloji transferi olsun, ortak üretim olsun, ihraç şekli olsun, geliştirilmesi olsun... Zaman içinde, ilkeler koyduk. Buna da 'hayır' dediniz. Patriot'a 'hayır' deyince ne yapacağız, S-400'e evet dedik ve aldık. Geldi, kuruluyor."

"S-400 alırsanız vermeyiz diye madde yok"

Bakan Akar, ABD Başkanı Donald Trump'ın "F-35 konusunda Türkiye'nin yükümlülüklerini yerine getirdiğini" söylediğini hatırlatarak, Türkiye'nin F-35'in 1000 parçasını yaptığını dile getirdi.

Türkiye'nin F-35 taksitlerini ödediğini ve diğer ülkelerle aynı haklara sahip olduğunu vurgulayan Akar, anlaşmada "S-400 alırsanız, bunu size vermeyiz" diye bir maddenin olmadığının altını çizdi. Akar, şunları kaydetti:

"Bizim tezimiz başlangıçtan beri şuydu; biz F-35 alıyoruz, F-35'in sırları herhangi bir şekilde başka ülkelerin eline geçerse biz rahatsız olmaz mıyız? Bizim de güvenlik problemimiz, biz de istemeyiz. O zaman gelin oturalım, NATO'da gelsin, bilenler gelsin bu işi çalışalım, etkiyi sıfırlayalım. En son Sayın Cumhurbaşkanımızın ziyaretleri sırasında Sayın Trump, 'tamam heyet gitsin, çalışsın' dediler. Hala heyet yok. Şimdi böyle olduğu zaman ortaya çıkan durum şu; siz bizi yok sayarsanız, bu tür çözüm odaklı girişimlerde bizimle beraber olmazsanız, bizim başka arayışlara girmek de tabii ki en doğal hakkımız. Bu nereye varır bilemem. Çünkü burada bizim bir savunma ve güvenlik meselemiz var. Devlet, millet meselesi. Bunun planlayıcıları olarak biz bu ülkeyi, milleti korumak ve kollamak durumundayız. Bunun için de silaha, araca, gerece, mühimmata ihtiyacımız var. Bunu açıkça konuşuyoruz. Suriye'de Ruslar'ın S-400'ü var, hemen yanı başında İsrail'in F-35'i uçuyor. O, onu görüyor, o da onu görüyor. Norveç'te, Baltık'ta var. Haydi buyurun çözelim. 'Hayır efendim S-400 alırsan bu iş olmaz.' diyorlar."

"Hareketsiz kalmamız söz konusu değil"

 

Denizden de sınırdaş olan Libya ile tarihi bağların, kültürel birliğin, kardeşlik ilişkisinin olduğunu ifade eden Akar, orada yaşananlara duyarsız kalınamayacağını belirtti.

Libya'da bulunan ülkelere dikkati çeken Akar, "İlkeli olarak baktığınızda referans olarak aldığımız Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi tarafından tanınmış bir hükümetten bahsediyoruz. Sayın Fayiz es-Serrac hükümeti. Bu hükümet tanınıyor. Doğal olarak biz de onun yanında yer alıyoruz. Bu manada orada niye bulunduğumuz sorusu çok havada kalıyor. Tarihi bağlarımız, kültürel bağlarımız, sınırdaş olmaktan dolayı ekonomik faaliyetlerimiz söz konusu. Dolayısıyla bizim buraya seyirci, burayla ilgili hareketsiz kalmamız söz konusu değil." diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın başbakanlığı döneminde bu faaliyetlerin en üst düzeyde konuşularak belli bir noktaya getirildiğini ifade eden Akar, çeşitli nedenlerle kesintiye uğrayan sürecin bugünlere gelerek deniz yetki alanlarının sınırlandırılması ile güvenlik ve askeri eğitim iş birliği muhtıralarının imzalandığını anımsattı.

Akar, Güvenlik ve Askeri Eğitim İşbirliği Muhtırası'nın güvenlikle, askeri eğitimle, bilgi alışverişi ve danışmanlıkla alakalı olduğunu belirterek "Bu muhtıra çerçevesinde bizim orada sayıları zamanla değişen personelimiz var. Bunlar eğitim veriyorlar, öğretimde bulunuyorlar, karşılıklı tecrübe aktarımı oluyor, danışmanlık yapıyorlar oradaki karar vericilere. Bu tamamen askeri eğitim ve iş birliği ki bununla alakalı toplam bizim şu ana kadar yaptığımız 77 ülke ile bu tür anlaşmalarımız, mutabakat muhtıralarımız var." dedi.

Birleşmiş Milletler nezdinde meşru olarak tanınan Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) tarafından Cumhurbaşkanı Erdoğan'a bir davet mektubu gönderildiğini, bu konuda 2 Ocak'ta da Meclis'ten tezkere çıktığını anımsatan Akar, şunları söyledi:

"Bu elimizde. Buna göre biz durumu değerlendiriyoruz. Buna göre alınması gereken tedbirler nedir, bununla ilgili bakanlıklarla, ilgili kurum, kuruluşlarla görüşüyoruz, Sayın Cumhurbaşkanımıza gerekli bilgileri arz ediyoruz, gerekirse ilave direktiflerini alıyoruz ve buna göre bu faaliyetler sürüyor. Bu mutabakat muhtırasının içinde Savunma ve Güvenlik İşbirliği Ofisi'nin kurulması da var. Bu ofis marifetiyle orada Libyalı ve Türk Silahlı Kuvvetleri mensubu askerler yan yana gelmek suretiyle oradaki askeri, eğitimle, çalışmayla ilgili ihtiyaçları neyse bu konuda karşılıklı bilgi alışverişi devam ediyor."

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile İstanbul'da yaptığı toplantı sonucunda hem Libya hem de İdlib'de ateşkes yapılması konusunun değerlendirildiğini, ardından bir heyetle pazartesi günü Moskova'ya gittiklerini hatırlatan Akar, şöyle devam etti:

"Serrac tarafı imzaladı. Metinlerde bir tartışma yok. Orada herhangi bir şekilde Hafter tarafının zaman istediği konusu basına yansıdı. O nedenle de orada bir inkıta oldu. Dün akşam birtakım haberler çıktı. Hafter'e bağlı Meclis Başkanı'nın 'Ateşkes bitti' şeklinde açıklamaları oldu. Arazide, sahada, operasyonda bunun karşılığı yok. Biz burada ilkeli bir şekilde burada duruşumuzu sürdürüyoruz. Sayın Cumhurbaşkanımızın dün yaptığı açıklamaların noktasındayız. Sayın Putin'in ve onun ekibinin, bakanlarının çalışmalarının sonuçlanmasını, onların cevabını bekliyoruz. Çünkü bu konuda bize muhatap Ruslardır."

"Oradan bir sonuç çıkabilecektir"

Libya'daki Savunma ve Güvenlik İşbirliği Ofisi personelinin sayısının ihtiyaca göre sürekli değiştiğini ifade eden Akar, "Bizim çabamız hem İdlib hem Libya'da siyasi bir çözümle barışın, huzurun gelmesi, akan kanın durması." dedi.

İdlib'de aralarında çocuk, kadın ve yaşlıların da bulunduğu çok sayıda insanın kışla beraber zor şartlarda hayatını geçirmeye çalıştığını bildiren Akar, "Hudutlarımızda bekleyenlerin sayısı 600 bine dayandı. Onlara gerçekten biz yardımcı olmaya çalışıyoruz. Bunu da görüşmeler sırasında ayrıntılı bir şekilde anlattık." diye konuştu. 

Berlin'de pazar günü Libya konusunda yapılacak geniş katılımlı konferansı işaret eden Akar, "Oradan bir sonuç çıkabilecektir. Biz ateşkesten, barıştan, siyasi çözümden yanayız." ifadesini kullandı.

Akar, Libya'ya ilişkin bir soru üzerine, "Libya'da ateşkesin çöktüğünü söyleyemeyiz, o çok erken olur. Bununla ilgili çalışmalar devam ediyor." yanıtını verdi.

Bir gazetecinin "Anlaşma imzalanmaması durumunda en kötü senaryo nedir?" şeklindeki sorusu üzerine Akar, şöyle konuştu:

"Oradaki Libyalı kardeşlerimiz mücadelesini sürdürmeye devam edecektir. Onlar da son derece kararlı. Onlar kendilerini asli unsur, oranın devleti, devletin başı kabul ediyorlar, diğerlerini asi ve isyankar kabul ediyorlar ve onlara karşı da kendi ülkelerinin birliğini, bütünlüğünü kendi halklarının egemenliğini, bağımsızlığını sağlamak konusunda mücadelede kararlı olduğunu ifade ediyorlar. Biz de onların ihtiyacı neyse o desteği sağlamaya devam edeceğiz. " 

Libya'da bulunan diğer devletlere ait güçler hatırlatılarak "Biz orada herhangi bir şekilde varlığımızı operasyonel noktaya getirdiğimizde onlarla karşı karşıya kalabilir miyiz" sorusuna da Akar, şu cevabı verdi:

"Kalmak istemeyiz. Onlar da istemezler. Herhalde onlar da o noktaya getirmezler bu işi. Her ülke için söylediğimiz gibi Irak Iraklılarındır, Suriye Suriyelilerindir, Libya Libyalılarındır. Dolayısıyla Libya'nın problemlerinin Libyalılar tarafından çözülmesi en doğalıdır. Biz de bu noktadayız. Libya'nın probleminin, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi tarafından tanınmış bir hükümeti var, bu hükümet tarafından çözülmesini destekliyoruz."

"Kimsenin tereddüdü olmasın biz oradayız"

Soçi'de 2018'de imzalanan mutabakata Esed rejiminin uymadığını belirten Akar, "Rejim karadan, havadan özellikle mayıs ayından itibaren yaptıkları saldırılarla insanları katlettiler ve etmeye devam ediyorlar. Biz bir an önce akan kanın durmasından bahsediyoruz. İşin paradoksal tarafı, mülteci durumuna düşen İdlib'deki Suriyeli kardeşlerimiz evlerini ve topraklarını terk etmiş ve ihtiyaçları olmasına rağmen hükümet kontrolündeki bir alana gitmek istemiyorlar." ifadelerini kullandı. 

Bölgede Türk Silahlı Kuvvetlerine ait 12 gözlem noktasının olduğunu hatırlatan Akar, şunları söyledi:

"Sayın Cumhurbaşkanımızın talimatı, bizim de arkadaşlarımıza verdiğimiz emir kesin. Bizim oradan çekilmemiz söz konusu değil. Biz orada gözlem yapmaya, oradaki gelişmeleri rapor etmeye devam ediyoruz. Bizim görevimiz o. Arkadaşlarımızı güçlendirdik. Yeteri kadar araç, gereç, silah, mühimmat ve personeli var. Onlar oradaki bölgeleri ölürsem şehit, kalırsam gazi, vazifelerini yapacaklar. Bundan kimsenin tereddüdü olmasın. Biz oradayız. Orası herhangi bir şekilde pazarlık konusu değil."

"Vektörün yönü..."

ABD'nin 3 Ocak'ta İranlı General Kasım Süleymani'yi Bağdat Havalimanı'nda düzenlediği hava saldırısında öldürmesinin ardından bölgede tansiyonun yükseldiğine işaret eden Akar, "Bizim gördüğümüz, doğrudan temaslarımız çerçevesinde iki taraf da aklıselimle davranmanın gerekli olduğunu görüyorlar." değerlendirmesinde bulundu. 

Muhataplarıyla yaptıkları görüşmelerde sükunet çağrısında bulunduklarını da aktaran Akar, "Şu anda vektörün yönünün de biraz daha sükunete, istikrara doğru döndüğü yönünde." dedi.

Iraklı muhataplarıyla görüşmeleri sürdürdüklerini ifade eden Akar, şunları kaydetti:

"Irak'ta bir istikrar, barış huzur olması bizim lehimize. Biz kendilerine terörle mücadele konusunda her türlü iş birliğine hazır olduğumuzu, bizim Irak'ın, Suriye'nin tüm komşularımızın toprak bütünlüğüne kesinlikle saygılı olduğumuzu, kimsenin toprağında gözümüz olmadığını, fakat milletimizi, sınırlarımızı takriben 40 yıldan beri Irak'ın kuzeyinde yuvalanmış bir terörist grubun rahatsız ettiğini, dolayısıyla bu konuda kararlı olduğumuzu, en son terörist etkisiz hale getirilinceye kadar bu mücadelemizi sürdüreceğimizi, sınırımızın güneyindeki çeşitli arazi kesimlerindeki mağaralarda bunların yuvalandığını, bu inleri onların kafalarına yıktığımızı ve yıkmaya devam edeceğimizi de açıkça muhataplarımıza söylüyoruz."

FETÖ ile mücadele

FETÖ ile mücadelenin de kararlılıkla devam ettiğini, hain darbe girişiminin ardından Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı ve Barış Pınarı harekatlarının başarıyla gerçekleştirildiğini, İdlib, Ege ve Doğu Akdeniz'de faaliyetlerle önemli tatbikatların icra edildiğini anlatan Akar, "Bunların hepsini bu ordu yapıyor. Bu konudaki mücadelemizde hiçbir şekilde yavaşlama söz konusu değil. Yapmamız gereken neyse yeni bilgi, belge, veri çıktıkça gereken neyse ilk günkü şiddet ve ilk günkü tempoda FETÖ ile mücadelemiz devam etti, devam ediyor." ifadelerini kullandı.

FETÖ ile mücadeleye ilişkin Akar, şu bilgileri paylaştı:

"Şu anda elimizdeki rakamlara göre geçici uzaklaştırma durumunda olan şu anda 1937 kişi var. Bunun dışında 15 Temmuz'dan bugüne kadar toplam işlem yapılan TSK personeli 23 bin 324. General, amiral, subay, astsubay ve sivil personel dahil. Bunlardan da adli çalışmalar çerçevesinde 416 kişi geri dönmüş. Türk Silahlı Kuvvetleri olarak idari, hukuki takibi yapmak suretiyle hiçbir hainin bu şanlı üniformayı giymesine biz müsaade etmeyeceğiz." 

"Kurulum çalışmaları devam ediyor"

S-400 sistemi tedarikine ilişkin soru üzerine de Akar, şunları bildirdi:

"Eğitim süreci devam ediyor. Bazıları tamamlandı, bazıları sürüyor. Diğer taraftan kurulum çalışmaları devam ediyor. Tam yetenek dedikleri olay nisan, mayıs aylarında gerçekleşecek. İlkeli olmak, ilkeye bağlı olmak meselesi bu. S-400 ile ilgili ne dediysek, Cumhurbaşkanımız ne açıkladıysa bugüne kadar geldiğimiz noktada faaliyetlerimiz planlandığı şekilde devam ediyor, bundan sonra da aynı şekilde devam edecek."

Akar, Askeralma Kanunu'nda yapılan düzenlemenin ardından yeni askerlik sisteminin hayata geçirildiğini, bu kapsamda bedelli askerlik uygulamasının sürekli hale geldiğini, uygulamadan faydalananların bir ay temel askerlik eğitimi aldığını, temel askerliğin altı ay olduğunu, isteği olan askerlerin asgari ücretli olarak bir altı ay daha görev yapabildiğini söyledi.

Yedek astsubaylık uygulamasının da yoğun teveccüh gördüğünü dile getiren Akar, terörle mücadele, Kıbrıs ve hudutlarda da yükümlü asker konusunda problemlerinin olmadığını anlattı.

"(Tanka ihtiyacımız var) diyoruz"

Tank Paleti Fabrikası'na yönelik söylemleri anımsatan Akar, konuya ilişkin şu değerlendirmeyi yaptı:

"Silahlı ATAK helikopterleri, silahlı-silahsız insansız hava aracı, top yapıyoruz, gemi tasarımı yapıp inşa ediyoruz. Hürkuş eğitim ve milli muhabere uçağı, bunların çalışmaları devam ediyor yoğun bir şekilde. Bu arada tanka da ihtiyacımız var. Tank da yapmak durumundayız. Bu bir şekilde tartışma konusu oldu. Milli Savunma Bakanlığı olarak 'Tanka ihtiyacımız var.' diyoruz. Bunun milli ve yerli olarak ülkemizde yapılmasını önemsiyoruz."

Tanklar üretilerek ihtiyaçların karşılanmasının ardından dost ve kardeş ülkelere ihracının yapılmasını istediklerini dile getiren Akar, bu konuda çalışmaların 2007-2008'de başladığını hatırlattı.

Bakan Akar, çalışmaların tamamlanmasının ardından 2012-2015 yılları arasında prototiplerin yapıldığına, bu çalışmanın Otokar tarafından Tank Paleti Fabrikası'nda gerçekleştirildiğine işaret etti.

Bazı kişilerin Tank Paleti Fabrikası'na "tank ve palet fabrikası" dediğine dikkati çeken Akar, şöyle konuştu:

"Böyle bir şey yok. Tank Paleti Fabrikası'nda, tank paleti yapılıyor, tank yapılmıyor. Bu ön yargıyla tartışma 'Zaten orada tank yapılıyor, niye bir daha ihale ediyorsunuz?' gibi bir muhakemeye evriliyor. Dolayısıyla bu konuda dikkatli olmak gerekiyor. Biz tank yapmak istiyoruz. Bu tankla ihtiyaçlarımızı karşılamak ve ihraç edebilecek noktaya gelmeyi amaçlıyoruz. 10 seneden beri yapılan bir çalışma, yeni bir şey değil."

"İhaleyi 3 firmadan BMC kazandı"

Akar, prototiplerin yapılmasının ardından ihaleye gidildiğini belirterek, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"İhaleye 3 firma girdi. İhaleyi 3 firmadan BMC kazandı. Diğer 2 firmadan biri kazansaydı bu ihaleyi, BMC'ye sağlanan şartları sağlamak zorundaydık. Çünkü bu ihaleyi kazanan firma, kendi fabrikasını yapacak, o fabrika belli bir süreye gelecek, ona göre işçisi olacak. Tank üretimi olacak. Yıllar geçer. Nitekim BMC, şu anda Karasu'da kendi fabrikasının temellerini attı. Bu çalışma yapılıyor. O zamana kadar buradaki fabrikanın imkanlarından yararlanmak suretiyle herhangi bir gecikmeye meydan vermemek amacıyla bu tankın imalatının başlamasını öngörüyoruz. Burada mülkiyet tamamen Milli Savunma Bakanlığına ait. İşletmesi Asfat tarafından yapılıyor. Orada 150 kişilik bir ekip var. Bunlar tamamen Milli Savunma Bakanlığının kontrolünde. Onlar da oradaki sistemi kontrol ediyor. İşçiler de Asfat'ta. İşçilerle ilgili çok dedikodu yapıldı. İşçiler orada duruyor. Doğal emeklilik süresi gelen emekli oldu. Üç beş kişi de kendi ihtiyaçları doğrultusunda tayin oldu. Çoğunluk orada çalışmaya devam ediyor. Özlük haklarında herhangi bir eksilme söz konusu değil."

Tank Paleti Fabrikası'nın kontrolünün Milli Savunma Bakanlığında olduğunu aktaran Akar, şunları söyledi:

"Yönetimde bir hata yok, yönetim Türk, kontrol Türk. Sermaye? Katarlılar gelmişler, girmişler. Başlangıçtan itibaren altını çizmeye çalıştığım, devlet ve millet meselesi dediğim konu bu. Buralarda hakikaten mümkün olduğunca genelden bakmamız lazım. Ülke ve millet menfaatinde ne varsa onun üzerinde durmamız lazım. Aksi halde burayı bir siyasi malzeme haline getirip de tartışma konusu yaptığınız zaman bir sürü şey duygusallıktan dolayı yanlış yönlerde gelişebiliyor. Bu da sıkıntıya sebebiyet verebilir. Bir daha söyleyeyim, mülkiyet tamamen Milli Savunma Bakanlığında. Fabrikanın gittiği falan yok. Oradaki kontrol mekanizması tamamen bizde."

Bakan Akar, Türkiye'nin özgün, orijinal, milli, yerli, harp, araç, gereç ve silah vasıtalarının yapılmasını önemsediklerinin altını çizerek, "Ülkemizde tank yapmamız lazım." ifadesini kullandı.

NATO ilişkileri

Türkiye'nin NATO ilişkilerine yönelik soru üzerine de Akar, Türkiye'nin ittifaktaki sorumluluklarını yerine getirdiğini, finansal ve operasyonel görevler ile tatbikatlara gereken desteğin sağlandığını dile getirdi.

"NATO ülkelerinin de bize karşı sorumlulukları var, onları da yerine getirmeleri konusunu açık şekilde ortaya koyuyoruz." diyen Akar, Türkiye'nin Avrupa Birliği hedeflerinin de sürdüğünü söyledi. Hulusi Akar, şunları kaydetti:

"Herkesin anlaması gereken şu; Türkiye Cumhuriyeti devleti egemen, bağımsız bir devlet. Egemen ve bağımsız bir devlet olarak hak ve menfaatlerimiz çerçevesinde durumu değerlendirip buna göre yapmamız gerekenler neyse bunları yapan bir devlet. Herhangi bir şekilde hatır, gönül için asil milletimizin, vatanımızın, devletimizin hak ve menfaatlerini şu veya bu şekilde gözardı etmek durumunda değiliz." AA

Kaynak: Editör:
Etiketler: Akar:, Çabamız, hem, Libya'da, hem, İdlib'de, akan, kanın, durmasıdır,
Yorumlar
Haber Yazılımı